Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

GÜLAY DİRİ
TÜRKÜ & FADO

Begümşen Ergenekon
Gülay Diri’yi ilk duyduğumda sesi Batı Torosların üçbin metrelik Arap Belinden geliyordu.

Yola çıktığımda Batı Toroslarının Antalya İbradı ilçesine bağlı Ürünlü Köyünde1 2005 yılından beri Doç Dr. Çetin Göksu tarafından yönetilmekte olan “Ürünlü Kültür Köyü” Projesinin son eksiğini tamamlamaya gidiyordum: Ürünlü Yemekleri. Daha misafirliğimin ikinci gününde yöresel sanatçı Gülay Diri’nin adını duydum. Hem yemekleri çok iyi biliyor, hem Türkü yakıyor2, hem söylüyor ve hem de Zilli Def çalıyordu. Ne yazık ki aynı günün sabahı Ürünlü’den ayrılacaktım. Yörenin mezelerini de not ettikten sonra, Gülay Hanımı cep telefonu ile aradık. Saat gece dokuz, bağlantı kötüydü. Kopuk da olsa kendisinin kardeşi yerine koyunları yaylaya çıkarttığını zorlukla anladık. Sesimi duyuramadan bağlantı kesildi. Batı Torosların Arap Beli zirvesindeydi. Kendi ifadesiyle “şafak orada her yerden erken söker, gökte yıldız varken, ufukta sarı bir top gibi doğar”dı. Ertesi yıl köy sınırları içindeki Milli Park’ın gözbebeği olan Altın Beşik Mağarasının güneş enerjisi ile aydınlatılması girişiminde yer aldım3.

Çalışmalar ise ertesi yıl4 Ürünlü’de yapılan bir törenin ardından Altın Beşik Mağarasındaki kayık konseriyle başladı. Birinci kayık çoktan dolmuş ben dışarda kalmıştım. Gülay Hanımla ilk karşılaşmam böyle başladı. Bana ikinci kayıkta yer buldu. İki kızı ve damadıyla birlikte mağaranın içini gezmeye başladık. Aynı akşam Gülay ve Diri çiftinin Akdeniz’den 1500 m. yüksekteki Çukur viranda bulunan bağ evindeydim. İş yaparken bir türkü, yemek yaparken ayrı bir türkü söylüyordu. Karşımda bir Çoban Yıldızı durmaktaydı. Halk tababetinden, hayvan hekimliğine; koyun gütmekten mağarada peynir İbradı, Ürünlü Köyü, Eynif Ovası Tolhan Kervansarayı saklamaya, yatak (barınak)5 yapmaktan Türkü yakmaya yörüklük hakkında bilmediği bir şey yoktu. Dahası budun bilimsel6 alan çalışmalarında o yaşantıya yabancı araştırmacıların nasıl gerçeği bozmadan aktaramadığını görüyor ve biliyordu. Gülay Diri’ye göre; onların araştırma yöntemi olarak ne bir toplumu gözlemesi, ne de birlikte yaşayarak aralarında yer alması, olguları olduğunca doğru algılaması ve yazıyla aktarması için yeterli değildi. Haklıydı. Bir kaç türküsünü dinledikten sonra kendisine FADO’dan bahsettim. Portekizlilerin çaresizlik, ayrılık ve ölüm karşısında yakınma ve yakarma şeklinde ağıtları olduğunu anlattım. Üstelik Anadolu Yarımadası ve İber Yarımadası ağıtları arasında bir benzerlik olduğunun sanıldığını da eklemeyi unutmadım. 2013 Haziran’ın da birlikte Portekiz’in yolunu tuttuk. Ben Porto Üniversitesi, Yemek Sanatları ve Bilimi Konferansında Ürünlü’nün yemeklerini7 anlatacaktım, Gülay Hanım ise hem Fado Müziğini dinleyecek hem de İbradı Türkülerini tanıtacaktı. Alınyazısı veya kader anlamına gelen Fado ağıtlarını okuyanlara Fadista deniyordu. İlk durağımız olan Lizbon’da kaldığımız konukevinde birinci günü, Lizbon Kent Radyosu için, orada kalan misafirleri tanıtan bir kayıt yapılmaktaydı. Sıra bize gelmişti. Ben Gülay Hanımı tanıtınca hemen bir Türk “Fado’su” duymak istediler. Gülay Hanım onlara Kurtuluş Savaşına dayanan Kayadibi Mumdirsek Türküsünü söyledi8: Kayadibi Mumdirsek, hele hele yar / Suyu nerden indirsek, öldürdün beni / Kırkikili toplanmış, hele hele yar / Karakola bildirsek, öldürdün beni / Kayadibi otlandı, hele hele yar / Kırkikili toplandı, öldürdün beni / Kırkikili gidiyor, hele hele yar / Ok yüreğe saplandı, öldürdün beni / Öküzüm alabacak, hele hele yar / Devlet asker alacak, öldürdün beni / Devlet asker alırsa, hele hele yar / Gızlar kime varacak, öldürdün beni / Kayadibi kar imiş, hele hele yar/ Gün Doğmadan erimiş, öldürdün beni / Otuz iki meyvanın, hele hele yar / En datlısı yar imiş, öldürdün beni / Delikanlı duruken, hele hele yar / İhtiyara kim bakar, öldürdün beni.

Biz ilk Fado Konserimize o gece gittik. Müzik aletlerinin tınısına, hüzünlü olmasına karşın ezginin güzelliğine hayran olduk. Bir Portekiz Kitarası ile iki klasik gitar eşliğinde, doğal, sadeliğiyle dikkat çeken yerel bir giysi içinde, uzun ve dalgalı kestane saçlarının bir kısmını arkaya toplamış genç bir kadın karşımızdaydı. Kubbeli, kemerli bir meyhanedeydik. Seyirciler yuvarlak yemek masalarının etrafında yerlerini almıştı çoktan. Son kalan iki kişilik yere de biz oturduk, dinlemeye koyulduk. On iki telli olan Portekiz gitarı, tınısı ile büyük bir mandoline benziyordu. Pena ile değil, tırnakla çalınıyordu. İlk parça, ünlü fadista Amalia Rodrigues’in9 meşhur ettiği Loucura (Çılgınlık) adlı ağıttı10,11. Parçanın sözlerinden de anlaşılacağı gibi kederli, inleyen ve karamsar bir ruh halini yansıtıyordu: Ben bir Fado’cuyum, Nasıl da bilirim, Fado’dan yarattığım şiirin şarkısında yaşarım / Konuşmak beni bana getirmez, Ama tüm ruhumla Fado okurken, ruhlar bilir beni duymasını / Ağlayın, ağlayın şairleri vatanımın, aynı kökten doğma gövdeleri birleştirirken yaşam / Eğer ki siz yanı başımda olmasaydınız, Ne Fado olurdu, Ne de benim gibi Fado şarkıcıları / Bu ses, bu çok acıklı ses, hayatıma giren tüm ozanların marifeti / Çılgınlık bu biliyorum ama kutsansın şarkı söylemekten / Acı çekmekten gelen delilik bu! Müziğin etkisiyle bu şarkıyı hüzünlerek dinledik.


Lisbon’dan sonra Coimbra şehrine vardık. Portekiz Kitarası, Lizbon ve Coimbra diye ikiye ayrılmaktaydı. Coimbra Kitarası, Lizbon’unkinden büyüktü. Lisbon gitarının en alt teli Re’ye, Coimbra’nınki Do’ya düzenleniyordu. Açık Mi, La, Re ve Sol tellerinde üst tel kalın, alt tel ince oktava; Si ve ince Mi tellerinde ise iki tel aynı sese akortluydu12. Geçmişi 13. yy. da gezgin masalcıların13 ve daha sonra gezgin ozanların (şairler)14 ellerinden düşürmedikleri zither (cittern)15 isimli saza dayanıyordu. Şarkılarla olaylar diyardan diyara naklediliyordu. Coimbra Fado’sunun, en büyük özelliği, sırtlarındaki siyah üniversiteli pelerinleriyle erkek öğrencilerin beğendikleri kızların penceresinin altında, onlara ilan-ı aşk ettikleri serenatlarından meydana gelmesiydi. Coimbra Üniversitesinin yanıbaşında eskiden doğumevi, şimdi ise Konukevi16 olan konakta kaldık. Her saat başı, yanımızdaki Salvador Kilisesi bize zamanı hatırlatıyordu. Şehrin Almedina semtiydi burası Arnavut kaldırımlı, bitişik, dar cepheli yüksek evlerin sıralandığı eğri büğrü yokuştan aşağı inip, balıkçı lokantaları geçince karşımıza çıkan Fado ao Centra adlı Konser Merkezinden 10 Avroya iki bilet aldık. Akşam altıda yerimize oturduk. Bu kez sahnede bir Coimbra Kitarası ve iki klasik gitarla yerlerini alan çalgıcıların arasında bir erkek şarkıcı vardı. Hepsi siyah pelerin giymişti. Solist “Konserimize dünyanın en tanınmış Fado parçasıyla başlıyoruz” dedi: “Fado do Coimbra” diye başladılar17: Coimbra hayal ve gelenek dersidi, / Şarkıdır öğretmeni, mehtaptır fakültesi/ Kadın kitabıdır / hasretini bilen ve ifade etmesini öğrenenlerin / Kavaklar memleketi Coimbra / sensin halen başkenti / Portekiz aşklarının / Yazık ki, zamanında Coimbra / Gözü yaşlı yurdudur / Güzel İnes 18 öyküsünün / Şarkıların Coimbra’sı / öyle hoştur ki içine çıplak kalplerimizi koyan / Mezunların Coimbra’sı/ Senin şarkıcın olan bizler için / Sensin aşkın kaynağı. Fado’yu çok değişik bulmuş ve pek beğenmiştik.

Konserden sonra müzisyenlerle tanıştık, kendimizi tanıttık. Onlar da Gülay Hanım’dan bir türkü dinlemek istediler. Bunun üzerine onlara türkü’nün bir düğüne ait olduğunu anlattık. Kına Gecesi erkek evi kıza der ki: Selamın aleyküm selam verelim / Uzat sağ elini kına vuralım / Biz hakikatliyiz sizi görelim / Al kına eline mübarek ola / Bu hayırlı iştir ermeyen ere / Zambaklar açılmış kadife rengi / Ortaya kurulmuş alemin cengi / Çok şükür bulmuşlar menendi, dengi / Alı kına eline mübarek ola / Bu hayırlı iştir ermeyen ere / Gökyüzünde öten turna kuşu / Ela gözlerden akıtma yaşı / Oğlumuz pek de civan bulunmaz eşi / Al kına eline mübarek ola / Yarın öğlene dek emanet kala. Kız Evi oğlana der ki Sefa geldiniz canım şöyle buyurun / Mübarek aylarda sünneti vurun / Kardeşim usludur günlerin görün / Vurmuşlar kınasın mübarek ola / Gökyüzünde telli turna ötüşür / Hayırlı işlere Hızır yetişir / Taze ölümlere bağrım tutuşur / Vurmuşlar sünneti mübarek ola / Maşallah yakaya bir güneş doğmuş / Emsalsiz kardeşim emsalin bulmuş / Çok şükür atalar bugünü görmüş / Vurmuşlar kınasın mübarek ola19. Bu türkülerin “doğaçlama olup, sekiz on dörtlüğe kadar” çıkabildiğini, “her iki ailenin kendi yakınları tarafından” yakıldığını; “aileler arasında geçen olumlu ya da olumsuz diyalogları, yakın tarihlerde yaşanan ölüm gibi olumsuz olaylardan duyulan hüznü” yansıttığını, burada amacın “yaşananları taze tutmak olduğu gibi biraz da insanların yaşananlarla ilgili içlerini” dökmesi olduğunu dilimiz döndükçe anlattık.



Coimbra’dan sonra üzüm bağları ve şaraplarıyla ünlü, Rio Douro Nehrinin her iki yakasına kurulmuş Porto’ya gittik. Isı mevsim normallerinin altındaydı. Haziran ayında güneşli ama soğuk bir sonbahar havası hakimdi. Ürünlü Yemek Sanatı isimli slaytlı konuşmak o denli ilgi çekmişti ki, iki seans devam eden toplantının konuşmama isabet eden diğer oturumu iptal edilmiş, o konuşmacıda Rektörlük binası kitaplığındaki başlayan konuşmama katılmıştı. Ürünlü’nün, Batı Toroslardaki konumundan, güneş azami fayda sağlayacak şekilde imarından, büyük aileleri, yanaşmalarını, hayvanlarını, erzaklarını barındıran, düğmeli adıyla bilinen taş evlerini, yamaç topraklarında yetiştirdikleri ürünlerin bolluğundan köye Ürünlü adının verildiğini, tarım ürünlerini işleyerek nasıl salça, nişasta, pekmez vb. Elde ettiklerini ve bunlarla hangi yemekleri yaptıklarını bir çırpı da anlatmıştım. Konuşma sonrası yanıma yaklaşan bir hanım “Konuşmanız gerçekten yemeğe parmak bastı” diye takdirlerini iletti. Çünkü diğer bütün konuşmalar Kuzey ve Güney Amerika ile Avrupadaki sanayi mutfaklarında aşırı kullanılan üç beyaz zehir olan şeker, tuz ve un miktarının nasıl denetlenmesi gerektiğini anlatmakla meşgul olmuşlar, kimse ev sanatının asıl kökeni olan ev yemeklerini incelememişti. Konferansın bitince verilen akşam yemeği davetine katıldık. Yemek bol ama çeşit azdı. O sırada yanıma Viyanalı bir gıda mühendisi profesör bey oturdu. Konusu nişasta ve salça imalatıydı. Konuşmamı çok ilginç bulduğunu söyledikten sonra biraz utangaç biraz şakın “İtiraf etmeliyim ki ben, ömrümde salça ve nişastanın evde imal edilebildiğini hiç duymamıştım, fotoğraflarını görmesem inanmazdım” dedi. Yemekten sonra Porto’da halkın arasına karıştık. Herkes sokaktaydı. Meydanlarda ve nehrin ortasındaki teknelerde ateşler yanıyordu. En uzun gün ve en kısa akşam Hristiyanlarca Aziz Yahya (St. John) adıyla kutlanmaktaydı. Bütün evlerin balkonları ve pencereleri saksı saksı çiçeklerle süslenmişti. Mangallar sokaklara kurulmuş herkes istavrit benzeri balıkları kızartıyor sonra ekmek arasında yiyorduk. Portekiz gezimiz verimli ve güzel geçmişti. Bu bayram ise ziyaretimizi taçlandırmış son Fado konserini ise Porto’nun ünlü şarap mahzenlerinden birinde dinlemiştik.

Yurda döndükten sonra Gülay Diri hanımın İstanbuldaki evine geldik. Budun bilimciler hakkında söylediklerini unutmamıştım. Kendisini yakından tanımak, bir halk edebiyatı ve musikisi olan türküler hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyordum. Örneğin Fado’ya eşlik eden sazlar ve akor darbeleri iken Türkülere eşlik eden vurmalı çalgılardı. Bunlar İbradı yöresinde Def ve uzun saplı Şimşir Oyun Kaşıklarıydı. İspanyolların sapsız kaşığı kastanyet Portekizlilere geçmemişti. Gülay Hanım ritim konunda “Günümüzde yöre türkülerimiz yine çalınıp söylense de gelişen teknolojinin etkisiyle yozlaşan bir anlayışla yapılan düğünler genellikle açık alanlarda doğal olmayan sesler kullanılarak (orgdan alınan mekanik ritimler ve sentetik sesler) orijinalinin daha dışında yapılmaktadır. Oyunlar da kadın erkek ritim farklılıkları olmaksızın bir arada tek bir ritim ile oynanmaktadır!” diyordu. Bunları söylemekte haklıydı çünkü büyürken Türküyle mayalanmıştı: “Antalya ile Konya arasında ki İpek Yolu üzerinde bulunan Eynif Ova’sının Aşağı Eynif diye adlandırılan mevkiinde, Tepsili Bucak’ta bir örende, dünyaya” gelmiş, “çocukluğu yaylalar ile kışlaklar arasında” geçmişti20. Kendi ağzından dinlediklerim şöyleydi: “Ben Toros Dağlarında geçimini çobanlıkla sağlayan, 9 çocuklu bir ana-babanın en büyük kızıyım. Sekiz yaşından itibaren tek başıma” kapkaranlık “gecelerde koyun güderken kurt ve çakallardan korunmak için ninemden, babamdan ve teyzemden öğrendiğim türküleri söyleyerek cesaret buldum. Daha sonra kına gecesi ve düğünlerde ‘gelin okşaması’ ismi verilen geleneksel bir besteye, gelin ve damadın özelliklerine uygun bir güftenin, bu konuda usta birkaç kadınla birlikte, iki saat gibi kısa bir zamanda” yakılarak “düğüşü söylenmesinde yer aldım. Sese eşlik eden tek çalgı zilli def, o yok ise bir börek tepsisi veya kazandır.”21 “Ses, ıslık ve türkü yalnız insanlar için değildir; koyunlar ve keçiler içinde nağmeler vardır. Islıkla hayvanlara “durması”, “yürümesi” ve “su içmesi” anlatılır. Yavrulama sırasında bazı anneler yavrusunu reddedebilir. Bir baş vurmasıyla fırlatıp atabilir. O zaman yavru annenin yanına getirilirken ıslıkla bir hava tutturulur. Anne sakinleşince, yavru ona koklatılırken bir türkü söylenir. Yavrusunu emzirmeye başlayınca başı okşanır.”22

Gülay Hanım anlatmaya devam ediyordu: “Türkü sözlerinde yöre insanının yaşam biçimi, yörenin doğal koşulları, bitki dokusu, yaban hayvanları oldukça sık kullanılmıştır.” Örneğin “Evinizin önü yokuş, çıkamadım ıkış tıkış”, “Yalılarda olur geyik tekesi1, “Feslikan ektim yalıya”, “Sevdiğim keklik palazı”, “Budarım bağlar budarım, dalında bülbül güderim”, “Yalılarda olur gınalı tavşan”, “Akyokuş’u duman bürüdü”, “Çöğre de ağacında biter mi korum” ve “Mor menevşe gibi eğmiş boynunu”.23, 24 Bu türküler aynı zamanda oynamak içindir de. “İbradı türkülerinin söylenmesi ve oynama şekilleri kadınlarda ve erkeklerde değişiklik gösterir. Kadınlarda daha tiz ve ritmik iken, erkeklerde daha vurgulu söylenip oynanır. Yer çökmeler, diz vurmalar ağır ama serttir. Osman Efe ve Estiri türkülerinde kadınlarda da figürler sertleşebilir. İbradı oyunları tiyatral bir havada olup izleyenlerde müzikal bir tat uyandırır. Özellikle erkek oyunlardaki yerden doğrulup ayağa kalkışlar, kayadan kalkıp usulca havalanan kartalın cesur, kendine güvenen edasındadır. Oyunlarda iki kişi eşleşerek oynarlar. Eşlerin birbirlerine yaptıkları ufaktan omuz vurmalar, birbirinden kaçarmış gibi uzaklaşmalar, gözgöze bakışmalar gibi jest ve mimikler oyunlara bu tiyatral havayı katmaktadır. İbradı türkülerinin sadece eğlenmek için söylendikleri düşünülmemelidir. Çoğunun ağıt olduğu içlerinde geçen sözlerden de bellidir.” İbradılılar “türküleri düğünlerde, eğlencelerde çalıp söylediği gibi, tarlada ekin biçerken, yaylaya giderken, tıfran eğirirken, çorap örerken, günlük yaşamın içerisinde de kendine yoldaş, hüznüne, sevincine ortak etmiştir.” 25

İbradı düğünleri genellikle sonbaharda yapılır. İşler bitmiş, oynamaya söylemeye bol bol vakit vardır. Ekseriya ağır türkülerle düğüne başlanır. Esme Türküsü bu ağır türkülere örnektir. Konusu yaşanmış hazin bir kara sevdanın öyküsüdür: Duz tabağı belende / Esmem aklın nerende / Kabahat sende değil / Esmem sana gönül verende // Nerden gelin Esme gelin üzümden / Beri gel de bir öpeyim gözünden / Nerden gelin Esme gelin harmandan / Beri gel de bir öpeyim gerdandan // Bağ aldın bağlattın mı? / Aman Esmem dayını ağlatın mı?/ Sana derin Esme gız / Aman dünyayı söylettin mi?// Nerden Esme gelin burmadan / Ayrıldık ya birbirimize doymadan / Nerden gelin Esme gelin odundan / Beri gelde bir sıkayım budundan // Kizipte ekin biçer / Göğnünden neler geçer / Doldur kizip kadehi / Anam esmem teklif içer // Nakarat // Çıtbudağın odunu26 / Anam yakan bilir dadını / Kimin gızı olursa / Anam Esme gosun adını // Nakarat // Beyşehir’in hanları, Anam çifte çalar çanları, Esmeme aşık olmuş / Anam guyunun ilanları27// Nakarat.28

Bu bilgileri edindikten sonra Gülay Diri hanımla tekrar görüşmek üzere vedalaştık. Bu çalışmada incelediğim kadar, bir budunbilimci olarak mesleki becerileri kendim baştan gözden geçirmiş, mesleğimde daha ilerlemiş ve beceri sahibi olmuştum. Son Sözü yine Gülay Diri’den bir hasreti anlatan Cezayir türküsünün ilk kıtasına bırakıyor ve yazımı burada sonlandırıyorum:

Cezayir’in harmanların savrulur / Sarı sarı buğday sağ yanına devrilir / Gel get oğlan yol buralardan ayrılır / Sultan Cezayir.......// Cezayir’in yüksek olur evleri / İçindedir ağaları beyleri / Türkçe de bilmez arapçadır dilleri / Sultan Cezayir ....// Sokakları mermer daşlı / Gözeleri hilal gaşlı / Hep bakışırlar bize karşı / Sultan Cezayir öf amman amman….


Gülay Diri Türkü Kaynakçası:
Cezayir: https://www.youtube.com/watch?v=uosm5ER0XFk
Esme: https://www.youtube.com/watch?v=imsY6T8C_GA
Kayadibi Mumdirsek: https://www.youtube.com/watch?v=bq-RqU_EW1Y
Osman Efe: http://www.dailymotion.com/video/x19kynb_gulay-diri-osman-efe_music
Fado Kaynakçası:
Çılgınlık (Loucura): https://www.youtube.com/watch?v=BiU0fkwrviM

Fado do Coimbra: https://www.youtube.com/watch?v=vCFthADSX50







1 2014 yerel seçimlerinden beri Mahalle oldu.
2 Türkü’nün güftesini ve bestesini yapmak.
3 Antalya İl Özel İdaresi, İbradı Belediyesi, Ürünlü Kültür Köyü Derneği ve Arkeometri AD, ODTÜ ortaklığı yapılan BAKA (Batı Anadolu Kalkınma Ajansı) Projesi.
4 2012
5 “Tol” da denir. Örneğin “Tolhan” Güney İpek Yolu olan Eynif Ovasındaki kervansarayın ismidir.
6 Sosyal antropoloji
7 Bkz. Ergenekon, B., 2015, Ürünlü Yemek Sanatı, dagarcikturkiye.com, http://dagarcikturkiye.com/urunlu-yemek-sanati-yd-1509.html
8 Gülay Diri, İbradı Türküleri, Otantik Halk Müzüği Arşiv Serisi, Prodüktör Yusuf Benli, Y.B.M. Prodüksiyon, İstanbul, s. 32, 37.
9 23.07.1920 – 06.10.1999 Lizbon, Portekiz.
10 https://www.youtube.com/watch?v=BiU0fkwrviM
11 http://lyricstranslate.com/en/loucura-madness.html#songtranslation
12 https://tr.wikipedia.org/wiki/Portekiz_gitar%C4%B1
13 minstrel
14 troubadour
15 https://en.wikipedia.org/wiki/Cittern
16 Hostel
17 http://lyricstranslate.com/en/coimbra-coimbra.html-0#ixzz3xvAcjdYc
18 Yazar tarafından eklendi.
19 Bkz. Dip not 8.
20 Bkz. Dip not 8, s.8.
21 Ergenekon, B. “Batı Torosların Sesi”, Bambu, 2013, Sayı 2, Ankara.
22 Bkz. Dip not 12.
23 Bkz. Dip not 8, s. 33.
24 Bahsedilen bitkiler Altın Beşik Milli Parkında yapılan araştırmalarla da doğrulanmıştır :Çinbilgel, Ürünlü ve Çevresi Biyoçeşitlilik Zenginliği. 2010, Derleyen Göksu, Çetin, Ürünlü Kültür Köyü Raporu, Araştırma, Model Geliştirme ve Planlama, ODTÜ ve Antalya Valiliği.
25 Bkz. Dip not 8, s. 29-30.
26 Bir tür ağaç
27 Kuyunun yılanları
28 Bkz. Dip not 8, s. 38.


01/02/2016



Yazarın diğer yazıları

Thor: Ragnarok ve Odin’in Ölümü (01/11/2017)
Tangodora (01/11/2017)
Eymir'de Hüzün (01/10/2017)
Atkestanesi (01/09/2017)
Churchill (01/08/2017)
Satıcı, Bir Ayrılık ve Eli’ye Dair (01/05/2017)
Giden Gelmez Dağları - Kuma Davası - Gara Dayı (01/03/2017)
Nutuk - Belge 264 (01/02/2017)
Atatürk: “Yaşamın Amacı Sevinçtir!” (01/11/2016)
Deneysel Arkeologlar Serdar Kılıç ve Thor Heyerdahl (01/10/2016)
NANKING ORDUSUZ KALMAK ve ATEŞ BÖCEKLERİNİN MEZARI (01/09/2016)
ÇÖL KRALİÇESİ BELL ile ARABİSTANLI LAWRENCE (30/06/2016)
KERKENES (01/06/2016)
TÜRK ASILLI İSKANDİNAV ve CERMENLER (01/05/2016)
KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURULUŞU (01/04/2016)
Türk Tangosu ve Çağdaşlaşma (01/03/2016)
Portakal Çiçekleri (01/01/2016)
ANKARA ve EYMİR GÖLÜ (01/12/2015)
Mustafa Kemal Atatürk (01/11/2015)
Atatürk Orman Çiftliği (01/10/2015)
Ürünlü Yemek Sanatı (01/09/2015)
Bir Genç Kadın (01/08/2015)