Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Gerçek Mağdurların Dilinden 12 Eylül 1980 ve Sonrası

Engin Berber

«12 Eylül 1980 darbesiyle hesaplaşmak”, geçtiğimiz ay yapılan halk oylamasında, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, sandıktan «evet” çıkarabilmek için kullandığı en önemli araçtı. Sayın Başbakanın, idam edilen gençlerin yakınlarına göndermiş olduğu mektupları, kameralar karşısında ağlayarak okuması, uzun yıllar hatırlanacak bir mizansendi.
Yıllar önce, İletişim Fakültesi’nde okuttuğum bir derste, gazeteci adayı öğrencilerime bir sözlü tarih ödevi vermiştim: «Meslek Grupları Gözünden 12 Eylül 1980”. Öğrenciler, tespit ettiğimiz meslek gruplarından bazı bireylere, beraberce hazırladığımız bir formdaki soruları yöneltmiş ve yanıtları kasete kaydetmişlerdi. Böylece tarihe ışık tutan bazı tanıklıklar ortaya çıkmıştı. Bu tanıklıkları o günlerde internet üzerinde yayımlamak istedikse de, tanıkların çoğu, kolayca tahmin edebileceğiniz nedenlerle izin vermediler.
Bu aydan itibaren, isteğimizi geri çevirmeyen tanıkların söylediklerini sizlerle paylaşacağım. Yakın geçmişin, bir kez daha yaşanmasını asla arzu etmediğimiz o karanlık günlerini, yeniden hatırlayalım istedim. Yeniden hatırlayalım ki, neredeyse sekiz yıldır iktidar oldukları halde, düne kadar 12 Eylül 1980’i anmayanlar, duygularımızı suiistimal etmesinler. İlk tanıklığı okumazdan önce, isterseniz 12 Eylül 1980 darbesinin bilançosuna bir göz atalım.
650.000 kişi gözaltına alındı.
1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
7 bin kişi için idam cezası istendi.
517 kişiye idam cezası verildi.
50 kişi idam edildi.
71 bin kişi TCK’nun 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmaktan yargılandı.
30 bin kişi «mülteci” olarak yurt dışına gitti.
14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.
937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
23 bin 677 derneğin faaliyetine son verildi.
120 öğretim üyesi, 3 bin 854 öğretmen ve 47 hâkimin işine son verildi.
400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
Gazetecilere toplam 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Cezaevlerinde 600 kişi yaşamını yitirdi.
16 kişi kaçarken (!) vuruldu.
95 kişi çatışmada (!) öldü.
43 kişinin intihar ettiği (!) bildirildi.
Tanıklık 1:
[Tanıkların soy isimleri tarafımdan saklanmıştır].
Görüşmeci: Özge Nilay Erbalaban
Adınız?
Seher A...
Doğum tarihiniz?
3 Temmuz 1957.
Yani 1980’de kaç yaşındaydınız?
23 yaşındaydım.
12 Eylül’de ne yapmaktaydınız?
Yedi aylık bebeğim vardı. Avukatlık stajı yapıyordum.
12 Eylül’ü nasıl ve nerede duydunuz?
Evdeydik. Sabaha karşı televizyonlarda Kenan Evren’in muhtırayı açıkladığını ve Hasan Mutlucan’dan türküler okunduğunu, kayınbiraderimin kapıyı açıp haber verdiğini biliyorum.
O anda düşündüklerinizi hatırlayabiliyor musunuz?
... Evde beş kişiydik. Kardeşim, arkadaşım, kayınbiraderim, kardeşim ve ben. Beş kişi bir arada olunca örgüt suçlamasına yeterliydi. Ve biz de yeterli sayıya sahiptik. Ve hepimiz sol görüşlü insanlardık. Darbe bizim için olmuştu, biliyorduk. Çok farkındaydık. Galiba bir arkadaşımız, ilk tepkiyi kusarak vermişti... Bütün gün kustu. Bizim evde bildiriler var. Her şey suç olabilir. Önce bazı şeyleri yok etme ihtiyacı hissettik. Ondan önce dağıtılmış bildiriler, suç sayılabileceğini düşündüğümüz sol kitaplar... Hepsini imha etmeye çalıştık. Bir kısmını hamur yapıp çöpe attık. Her şey olabilir o dönem. İlk gün onları yaptık.
Peki, avukatlık stajı yaptığınız büronun sahibi olan avukatın tepkisi nasıldı?
Bizim asıl şöyle oldu: Bir gün sokağa çıkma yasağı oldu. Sokağa çıkma yasağı kalkınca, kendimize yakın olduğunu düşündüğümüz insanların bürolarına gittik. Hepsinin gözaltında olduğunu öğrendik. Staj yaptığım avukatı net hatırlamıyorum. Yani o da bizim görüşe yakın. Ben o nedenle orada çalışmayı seçmiştim. Canlı bir anım yok onunla.
Bir günlük sokağa çıkma yasağına İzmirliler uydu mu?
Biz İzmir´in en eski mahallelerinden Halilrıfatpaşa’da oturuyorduk. Orada herkes birbirini tanıyor, havadar bir yer. Ve İzmir´in sosyal demokrat bir havası vardır her zaman için. Rahattık, kapı önlerine çıkıyorduk. Herkes birbiriyle konuşabildi. Tam algı yoktu ilk günlerde. Ekmekler getirildi, gazeteler getirildi. Biz büyük bir merakla bütün gazeteleri aldık, okuduk. Temel ihtiyaçlarımız için belki ekmek dağıtmış olabilirler. Evde kapalı kalmak fena bir şey... O zaman televizyon da yok. Kimseden haber alamıyorsun. Ciddi bir boşluktasın o an. Korkuyorsun, yakınların için, dostların için, arkadaşların için endişeleniyorsun. Ama genel anlamda İzmir’de ilk gün gerçeklik yerleşmiş değildi. Kapının önüne çıkılıyordu...
Komşularınız darbeye nasıl yaklaşmıştı?
Yan komşularımızdan örnek vereyim: Emekli öğretmenlerdi. Bizi de sevmişlerdi, gençtik falan... Bizler... için kaygıları vardı. Onlar darbe için olumlu düşünmüyorlardı. Daha bizim yanımızda oldular. Dayanışmalarımız oldu.
Ne tür dayanışmalar?
İnsani şeyler... Bebeği bırakabiliyoruz falan...
Peki, staj zamanında sizinle beraber staj yapan arkadaşlarınız ya da avukatların yaklaşımı nasıldı?
Şöyle bir örnek vereyim: 80’den sonra, Aralık’ta İbrahim askere gitti, eşim askere gitti. Askerdeyken de gözaltına alındı. O gözaltına alınınca, Konya´da yapıyordu askerliğini, İzmir´e getirdiler. Ben de neler yapılabilir diye araştırma yapıyorum. Bir de emniyette neler gelecek başına gözaltı süresince... Avukatlara gittim. Gittiğim avukatlar benden ürktüler, hatta bir avukat ağabey, İzmir´de olmadığını söyletmişti. Hatırlıyorum şimdi.
Davaya bakmak istemediler mi?
Bundan da öte, benimle görüşmek istemediler. Ben yardım talebinde bulunacağım. O da şöyle: Herkesin her zaman hukuki hakları vardır. Varsa yapabilecekleri, onları isteyeceğim. Başka bir şey değil. Yani bir avukat olarak danışacağım. O zaman bile benle görüşmediler.
12 Eylül sonrasında gündelik hayata ya da ekonomiye yansıyanlar nelerdi?
Benim hayatım toptan değişti. Yani şöyle; İzmir’den ayrılmak durumunda kaldım. Karaman’a, ailemin yanına gittim. İbrahim askerliğini yaparken Karaman’da yaşadım. İzmir ile Karaman çok farklı. İbrahim’in gözaltına alındığını duyduktan sonra insanlar, arkadaşlarımız selam vermeye korktular. Ama hiç umulmadık yerde sağ veya sol diye bilinmeyen insanların desteğini de gördüm. Şu anda pek aklıma gelmiyor.
Mesela TV haberlerine olaylar nasıl yansıtılıyordu?
12 Eylül’den sonra tanıdıklarımızı hep yakalanmış gördük. Ya da ölüm haberlerini aldık. Biz haberleri sadece bunun için dinler hale geldik. Sanırım ben birçok şeyi reddettim ki, unuttum. Daha çok sanat dergileri falan okuduğumu hatırlıyorum.
Hangi gazeteyi okuyordunuz peki?
Cumhuriyet okuyorduk. Şimdilerde aynı sıklıkla almıyoruz ama. Ondan evvel Demokrat gazetesi okuyorduk. Ama tarihlerini hatırlamıyorum. O tarihlerde daha çok haberleri Hürriyet’ten takip ediyorduk. En çok haber Hürriyet’te çıkıyordu.
Peki, Hürriyet’teki haberlere katılıyor muydunuz yoksa tepki mi gösteriyordunuz?
Tepkimiz tabii ki var ama artık her şeyi bekliyoruz. Kurbanlığız... Şaşırarak okumuyoruz.
Onların haberi veriş biçiminden kendi alt okumalarımızı yapıyorduk. Tanıdıklarımızdan kim ölmüş, kime ne olmuş? Bir yakınımız o dönem öldürüldü. «Silahlı terörist ölü ele geçirildi” diye verilmiş haberde... Biz ona başka bir okuma yapıyoruz. Haber bu şekilde. Veriliş biçimiyle ilgilenmiyoruz, kendi okumamızı kendimiz yapıyoruz.
O dönem Hürriyet gibi gazeteler toplumsal koşulları doğru mu yansıtmıştı? Yoksa manipülasyon dediğimiz şey var mıydı?
O dönem haberler çok ciddi sansürlerle çıkıyordu. Bu darbenin asıl tehlikeli tarafı kafanda yasaklamaya gitmesi. Sen kendini sansürlüyorsun. Haberlerde sansür var. En tehlikelisi kafadaki sansür.
12 Eylül’den sonra sizin kendinize çizdiğiniz perspektif neydi?
Şimdi, o anki bizim düşüncemiz gözaltındaki eşimin emniyetten sağlam çıkması. İlk hedef o. Ömür boyu hapis de verilebilir. O bizim gündemimizde değil. O an bizim için onun sağ salim emniyetten cezaevine gitmesi önemli. O dönem gözaltılar 90 güne çıkmıştı. Bir de sürekli cezaevi durumları var. Cezaevinden emniyete tekrar tekrar alınmalar var. Emniyette yaşananlar biliniyor. İşkence ve kayıplar...
Ekonomik olarak 80’lerin size yansıtması var mıydı?
Evlendik. Evlendikten sonra 8 ay Tariş’te çalıştım. Aileden destek oldu. 1980 Eylülü’nde İbrahim askerde yedek subaydı, bu maaşla bir süre idare ettik. Destek vardı aileden.
Zamlar, yağa, şekere?
Biz o an yaşama kaygısındaydık. Onları şu an hatırlamıyorum. Tariş’teyken doğum izninde olmanıza rağmen işten çıkarılmışsınız. Sol görüşlü olduğunuz için... Evet, o nedenle işten çıkarıldım. 1980 Şubatı olması lazım. Hem de gazete ilanıyla bizi toplu olarak işten çıkardılar.
Tariş olayları önce miydi? Sonra mı?
Tariş olayları çıkarılmamdan önceydi. Ben sonra çıkarıldım. Kendi kafalarına göre bizi gazete ilanıyla işten çıkardılar.
Teşekkür ederim. Eklemek istedikleriniz var mı?
Hayır...



01/10/2010



Yazarın diğer yazıları

Yeniden İzmir Yangını / 3 (13 Eylül 1922–18 Eylül 1922) (01/12/2012)
Atatürk Öldüğünde Dünya Ne Söylemişti? (08/11/2012)
Yeniden İzmir Yangını / 2 (13 Eylül 1922–18 Eylül 1922) (01/11/2012)
Yeniden İzmir Yangını /1 (13 Eylül 1922–18 Eylül 1922) (01/10/2012)
Kendisini Darbe Karşıtı Konumlayan Bazı Köşe Yazarlarına Bakışlar (3) (01/09/2012)
Kendisini Darbe Karşıtı Konumlayan Bazı Köşe Yazarlarına Bakışlar (2) (01/08/2012)
İleri Değil İnleyen Demokrasi: Sivas Davası Kara(rı) Lekesi (03/07/2012)
Kendisini “Darbe Karşıtı” Konumlayan Bazı Köşe Yazarlarına Bakışlar (1) (01/07/2012)
Türkiye Nereye? Yeni Petrol Yasa Tasarısı (01/06/2012)
ÖYKAM İlk Tematik Sergisini Açıyor (12/05/2012)
Amerikan Belgelerinde Türkiye Başbakanı ve Danışmanları (01/05/2012)
Türk Siyasetine Rehberlik Eden Bir Kavram: Ulusal Egemenlik (23/04/2012)
Açık Teşekkür (01/03/2012)
Örnek Bir Girişimci Portresi: Ödemişli Sim Memed (05/02/2012)
Sayın Rauf Denktaş ile 20 Dakika... (14/01/2012)
Tarihçilik Yapmaya Soyunan Bir Dokunulmaza Takdimimdir (03/01/2012)
Kalitesiz Siyaset ve Siyasetçilere Yeni Kamuflaj: Dersim (01/12/2011)
Atatürk Öldüğünde Dünya Ne Söylemişti? (09/11/2011)
Evlilikte Sadece Kızlık Soyadı Kullanımı ve Kamu Düzeni (01/11/2011)
Dibe Vuran Bir Değer: Türk Tarih Kurumu (01/10/2011)
Otelden Müzeye: Ödemiş’in Yıldızı Yeniden Parlıyor (01/09/2011)
Bir Panelden Notlar (01/08/2011)
Çılgın Projeler Üretelim, Hep Biz Yönetelim (01/06/2011)
“Tatmin” Değil “İkna” Olabilsek (01/05/2011)
Âlim Ses Verdi Gündem Değişti (01/03/2011)
* Dağarcık Türkiye Bir Yaşında (08/02/2011)
Toplumsal Belleğimizden Pusulası Bozulmuş İktidar Manzaraları (01/02/2011)
Türkiye’de Medyanın Hal-i Pür Melali (01/01/2011)
Türkiye’de Madencilik: Küresel Sermayenin Kuşatmasında Bir Sektör (03/12/2010)
Gerçek Mağdurların Dilinden 12 Eylül ve Sonrası (2) (01/11/2010)
Aynası İştir Kişinin Lafa Bakılmaz (01/09/2010)
Lozan Sevr Şapkasından Çıkan Tavşan Değildir (03/08/2010)
Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü (01/07/2010)
İzmir Yangını Siyaset Mezesi Değildir (01/06/2010)
Yorgo´nun Hans´la İmtihanı (02/05/2010)
Türkiye’de Demokrat Olmak Kolay mı? (01/04/2010)
Teğet Değil Ezip Geçti (01/03/2010)
Tarihimizle Yüzleşmek mi Tarihimize Küfretmek mi? (01/02/2010)