Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Genel Yayın Yönetmeninden

Enis Musluoğlu
Ortadoğu’nun haritasını çizdiğine inanılan Sykes-Picot Antlaşmasının 100. yıldönümünde tarihi atıflardan hareketle günümüz üzerinde düşünmeye devam edelim.

Dönemin büyük güçleri Britanya ile Fransa’nın gizlice yaptıkları, Bolşevik Devrimi sayesinde dünyaya mal olan Sykes-Picot çatırdıyor. Deyim yerindeyse Birinci Sykes-Picot’da evdeki hesaplar çarşıya uymamıştı. Eğer yapılmaktaysa kuvvetle muhtemeldir ki, ikincisinde de uymayacak.

Ortadoğu’nun 20. yüzyılda dönemin ruhuna uygun biçimde içi bütün sorunlu yanlarıyla birlikte ulusçulukla tanımlanmış Birinci Sykes-Picot ‘un aksine, ikincisinin içini doldurmaya çalıştıkları ana ideolojik harç siyasal İslam olarak tezahür etmekte. Bu da daha derin sorunları beraberinde getiriyor.

Zira çıkarları doğrultusunda yeni haritalar arzulayan Batılılar siyasal İslam’dan kendi neoliberal düzenlerine uyacak türden istikrar içeren bir çerçeveyi nafile umut etmekteler. Oysa alenen içinden demokrasi’de çıkaramayacaklarının farkında oldukları El Kaide’nin ideolojisini bile devreye sokar haldeler.

Mali sistemin küreselleşmesine, internette sınırları aşan geçişken bir enformasyon ağına rağmen AB üstyapısının gidişatına bakmak dahi ulus devlet sürecinin bitmemiş olduğunu gösterir. Bitmemekle kalmıyor, ekonomik kriz, işsizlik, savaş ve yıkım coğrafyalarından sığınmacı akını, Avrupa’yı yeniden ulus devlet iradesini pekiştiren bir yola sokmakta.

AB idari yapısı bugün referandumlarla zorlanıyor, ulus devletler kendi ekonomik ve sosyal sorunları nedeniyle ulus-üstü yapıyı zorluyor. Britanya’da 23 Haziran’da düzenlenecek AB’den çıkma referandumu –sanmıyorum lakin- ayrılık yanlılarının lehine biterse, başka bir trende işaret edecek.

Bu bağlamda dünya ekopolitiğini ele alırsak, robot ve yapay zeka üretme sürecinin hızla ilerliyor olması, bu ilerlemenin insanlığın ilerlemesi anlamına gelmiyor.

Robotlar, yalnızca sanayi alanında değil hizmet t sektöründe de vasıfsız, düşük vasıflı işçilerin yerini giderek artan bir hızla alıyor. Bu süreç, giderek beyaz yakalı, yüksek vasıflı işçilerin çalışma alanlarını da etkilemeye başlıyor.

Bu sürecin, dünyanın nüfusu da artarken, daha önceki makineleşme dönemlerinde olduğu gibi, bu işsizleşmeyi emebilecek yeni işler yaratma kapasitesi yok.

Kitlesel üretim, kitlesel işçi, kapitalizmin, şimdiki krizlerini yaşayan, birikim modellerine ilişkin biçimlerdi.

Karşımızda toplumun giderek artan, bir kesimini dışlayan bir üretim tarzı var. Dışlanan işsizler, gizli işsizler kesiminin giderek artacak olan kesimi de giderek daha fazla sadakaya muhtaç bir konuma gelecek.

Son otuz yıl içinde gelişen STK’lar, “hayır kurumları” bu gelişmenin ilk dalgasını oluşturuyordu. Bu anlamda ne bir türlü krizden çıkamayan kapitalist üretim tarzının ne de nüfusun büyük kısmını oluşturan çalışanlar(ve de çalışamayanlar) kesiminin önünde aydınlık bir gelecek var.

Ama sermaye, toplam hacmi 850 trilyon dolar düzeyinde dolaşan borç-türev piyasalarının(dünya ekonomisinin toplam hasılası 70 trilyon dolar) gösterdiği gibi büyümeye, büyüdükçe de spekülasyona kayarak asalaklaşmaya, daha fazla çalmaya (150 ülkede devlet “büyüklerinin” çaldığı para 12 trilyon dolar) devam ediyor.

Global düzeyde şirket birleşmeleri ve edinimlerinin 2015 yılının 4,7 trilyon dolarla 2007 yılını da aşarak tarihsel bir rekor kırması merkezileşmenin hızlandığını işaret ediyor.

Diğer bir deyişle kapitalizmde, değişmeden büyüme, asalaklaşma belirtileri hızla artıyor. Bu durum, Hegel’in canavarlaşma ile ilişkilendirdiği kötü sonsuz kavramına uyuyor. Robotlaşma, yapay zeka, bu durum içinde, bu durumun damgasıyla, kapitalizmin önceliklerine, rekabet etme, üstün olma arzusuna göre gelişmeye devam ediyor.

İnsanlığın geleceği açısından robotlaşmanın yapay zekanın risklerini, kazanımlarını kapitalizmin önceliklerinin dışından bakarak değerlendirmek gerekiyor. Bunun için de kötü sonsuza saplanarak canavarlaşan bu üretim tarzından kurtulmak gerekiyor.

Ekonomiden siyasete, ekolojiden sanata kadar artık sürdürülemez bir hal almış sorunları 6-10 Temmuz’da Karaburun’da gerçekleştireceğimiz 22. Ütopyalar Toplantısı’nda “SÜRDÜRÜLEMEZLİK” ana temasıyla ele alacağız. Toplantı programını –e dergimizde ve sosyal medya hesaplarımızda yayınlayacağız. Tüm okurlarımız ve ilgilenenler davetlidir.

Aydınlık bir ay dileklerimle.

01/06/2016



Önceki yazılar

Genel Yayın Yönetmeninden (01/08/2016)
Genel Yayın Yönetmeninden (30/06/2016)
Genel Yayın Yönetmeninden (01/05/2016)
Genel Yayın Yönetmeninden (31/03/2016)
Genel Yayın Yönetmeninden (29/02/2016)
Genel Yayın Yönetmeninden (31/01/2016)
Genel Yayın Yönetmeninden (01/01/2016)
Genel Yayın Yönetmeninden (01/12/2015)
Genel Yayın Yönetmeninden (01/11/2015)
Genel Yayın Yönetmeninden (21/10/2015)