Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Etnik, Tarihi ve Kültürel Ortaklıklar Barışı Garanti Eder mi?

Gülden Ayman

Günümüzde Türkiye’nin yakın temasta bulunduğu, işbirliği imkânlarını artırmaya çalıştığı ülkelerle ilgili söyleminin önemli bir parçası, tarihi kültürel ortaklıklardır. Etnik, tarihi ve kültürel ortaklıklar, ilk bakışta tarafların birbirlerini anlamasını ve ortak faydalar için birlikte hareket etmelerini kolaylaştıran özellikler olarak düşünülebilir. Ne var ki, dünyada en kanlı çatışmaların Huntington’ın ileri sürdüğü gibi farklı medeniyetler arasında değil, birbirleriyle birçok ortak yanı bulunan gruplar ve uluslar arasında yaşanmış ve yaşanmakta olduğu unutulmamalı.

(Ruanda’daki) Hutularla Tutsileri ayıran boy ve burun şeklinden ibarettir. Üstelik birinin avcı diğerinin toplayıcı olması nedeniyle aralarında kaynaklar açısından bir rekabet de söz konusu olmamıştır. Keza Sırplar ile Boşnaklar, din dışında birçok ortak özelliğe sahip olup, aralarında pek çok evlilik de gerçekleşmişti. Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasında bu düzeyde bir kaynaşma olmasa bile kültürel ortaklıkların varlığını inkâr etmek pek kolay değildir. Türkiye ile İran arasındaki tarihi, kültürel ve etnik bağlardan bugüne kadar hakkıyla faydalanmak mümkün olmamıştır.

Etniler ve devletlerarasındaki bu benzerliklere rağmen yıkıcı çatışmaların varlığı, bazı yazarları aslen Freud tarafından ortaya atılan, «küçük farklılıkların narsizmi” kavramını açıklayıcı bir çerçeve olarak kullanmaya itmiştir. Bu bağlamda benzerliklerin kimliğin sınırlarını belirsizleştirdiği ve bunun getirdiği tedirginlik ve rahatsızlığın çatışmaları körüklediği ileri sürülmüştür. Aslında bu ve benzer analizlerde gözden kaçırılan, «büyük” ya da «küçük” farklılıklar olarak nitelendirilmesine bakılmaksızın, bizzat bu farklılıkların abartılmasıyla baskın otorite tarafından gerçekleştirilmek istenen siyasal amaçlardır. Ruanda örneğinde farklılıkların büyümesine neden olan, sömürgeci ülkelerin bu gruplar üzerinde uyguladığı politikalar olmuştur. Eski Yugoslavya’da ise, etnik gruplar merkez tarafından demokratik talepleri zayıflatmanın bir yolu olarak birbirine karşı kışkırtılmıştır.

Benzer özelliklere sahip etnik gruplar ve toplumlar arasında işbirliği potansiyelinin gerçek anlamda ortaya çıkması, ancak alt kimlikler korunur ve onların var olma kaygılarını ortadan kaldıran adımlar atılırken; ortak bir üst kimliğin korunması, yaratılması ya da yeniden inşası ve bu kimliğin gelişme ve sürekliliğinin kurumsal çatılar ile güvenceye alınması yolundaki çabalarla mümkün olmaktadır.



01/06/2012



Yazarın diğer yazıları

Yeni Rus Askeri Doktrini (01/01/2015)
İran’a Suudi Öpücüğü (01/06/2014)
Türkiye’nin Kimlik Değişimi ve Batı İle İlişkiler (01/05/2014)
Boru Hatlarıyla Çizilen Gelecek (01/04/2014)
Unutulan Keşmir (01/03/2014)
El Kaide Bağlantılı Gruplar Kime Neye Hizmet Ediyor? (01/02/2014)
Altın Ticareti (01/01/2014)
Cenevre Anlaşması (01/12/2013)
Savaş Savaştır (01/10/2013)
Uçurumun Eşiği (01/09/2013)
İran-Suudi Diyaloğu (01/08/2013)
İran’da Seçimler (01/07/2013)
Uluslararası İlişkilerde Özür ve Af (I) (01/04/2013)
İran’ın Kendini Saydırma Gayretleri ve Alma-Ata Toplantısı (01/03/2013)
Eski Tas Eski Hamam-İsrail’de Seçim Sonuçları (01/02/2013)
Uluslararası İlişkilerde Ahlak ve Trajedi (04/01/2013)
İkinci Obama Dönemi (01/12/2012)
Parçalı Bir Dünya Tasavvuru Ne Kadar Gerçekçi ? (01/10/2012)
Sınırlar, Kimlik ve Düzen (01/09/2012)
Demokrasiler ve Dış Politikada Yalan (01/08/2012)
Güç ve Savaş (01/07/2012)