Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Erkek Doğrama Cemiyeti

Pelin Zenginobuz

Ege’nin sahil beldelerinden birinde “aşağı inersen seni doğrarım!” diye bağıran bir erkek…

Oysa tam da bir yaz akşamüstünde ailecek geçirilen keyifli saatlerdi. Aradaki binalar yüzünden göremediğimiz erkek, daha sonra mahalle sakinlerinden öğrendiğimize göre eski kocasıymış, bir apartmandaki kadına umarsızca tehditler savuruyordu.

Hemen Jandarma’ya ihbar etmek için telefona koştum. Dedem ise bütün dedeler gibi “aman karışma, bulaşma, başımıza iş açılmasın” bakışlarıyla tedirgin tedirgin geziyordu. Telefondaki memura olayı, daha doğrusu duyduklarımı kalp çarpıntısıyla bir çırpıda anlatıp, tam adresi verecekken:

Görevli-1: Kadın şikayetçi olmadıkça bir şey yapamıyoruz…

Ben (vatandaş): Kadın şu anda sizi arayamıyor olabilir; çünkü aşağıda bağıran adamı uzaklaştırmaya çalışıyor! O yüzden ben vatandaş olarak ihbar ediyorum!

Görevli-1: Oraya ekibi yollayınca, kadın şikayetçi değilim derse bir şey yapamam...

Ben (vatandaş): Siz önce ekibi gönderin! Kadına sorarız!

Görevli-1: İyi, ver adresi!

Suratıma kapatılan telefondan sonra daha da sinirlenip, heyecanlanarak beklemeye başladım. Bir yandan söyleniyorum tabi “...sonra 3. sayfa haberlerinde neden sürekli kadın cinayetleri oluyor? Bunlar yüzünden oluyor!” Dedem ise “gelmezlerse başımıza da bir iş açılmaz” bakışlarıyla benimle beklemeye devam ediyor.

Yaklaşık 15 dakika sonra telefonum çaldı:

Görevli-2: Ben er …. Bir şikayette bulunmuşsunuz, mahalleye geldik. Ancak kişileri göremiyoruz.

Ben (vatandaş): Evet, biraz önce sesler kesildi. Sanırım adam uzaklaştı. Ancak apartmanda oturan kadını tanımıyorum ve dairesini bilmiyorum.

Görevli-2: Tamam biz ilgileneceğiz. Duyarlılığınız ve haber verdiğiniz için çok teşekkür ederiz.

Bu olaydan sonra iki görevli arasındaki muamele ve üslup farkına dair uzun tartışmaların geçip, sinirlerimizin yatışması; dedeme “bak beni de ifade için alsalardı, bu kişi beni evinde sakladı suça ortak diyerek, seni de yakalatırdım, tüh...” deyip gülüşmemiz baya bir zaman aldı tabii.

Yukarıdaki görsel Jandarma Genel Komutanlığı resmi sitesinde bulunan “156 Jandarma İmdat Telefonu” açıklamasıdır. Ancak yine bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıyayız. Bana göre teori ve pratik arasındaki fark gözler önündedir.

Resmi açıklama metninde geçen “Bir suçun işleneceğinden şüpheniz mi var, şüpheli bir şey duyuyor veya görüyor musunuz? Hemen 156 Jandarma imdat telefonunu arayın.” cümlelerinin trajikomikliğini bir kez daha vurgulamak isterim. Çünkü ben duyup, aradığım günkü yaşananların bire bir şahidiyim.

Yaşadığım olayı resmi kurumlar ve bazı kişiler muhakkak “personel hatası” ve benim eleştirimi ise “bir kişinin yaptığı şeyi bir kuruma yıkmak” olarak görecek. Bu konuya dair savunmamı her platformda sunabilirim. Ancak unutmamak gerekir ki yaşadığım olayda savunma yapması gereken kişi ben değilim.

Jandarma Genel Komutanlığı resmi sitesinde önemli bir kaç bilgi daha bulunuyor. Yukarıdaki resimde gördüğünüz üzere alt başlıklara indiğimizde “Asayiş Olayları İstatistikleri” karşımıza çıkıyor. Ben Eylül ayı içerisinde siteye giriş yaptığımda otomatik olarak Ağustos ayına ait veriler dosya olarak bilgisayarıma indirildi. Karşıma çıkan resmi sayılar ise şu şekilde:

Bu tablo ışığında, ilk bölümde anlattığım telefon konuşmamı düşünecek olursam; tek söyleyebileceğim “bir ayda 4008 kadın vakası ile uğraşan personel o kadar yorulmuş, tükenmiş ya da olağanlaştırmış olacak ki 4009.kadın olabilecek olan şikayetimi dikkate almamak için elinden geleni yapmış...”

Türkiye’de ve Dünya’da “kadına yönelik şiddete” karşı alınması gereken acil önlemlerin, uygulamada da gerçekleştirilmesi gerekliliği su götürmez bir gerçektir. Ancak ne yazık ki süreç çok yavaş, belki de ters yöne doğru işlemekte...

Peki, bu duruma karşı ben ne yapıyorum? Ve sizler ne yapabilirsiniz?

Örneğin, hayatıma ara ara dahil olan insanların (ki çoğunlukla kendi bilgi ve farkındalıklarını her zaman benden üstün görüp, ego savaşına giren erkeklerin) hadsiz sözleri:

“Kadın meselesine dair ufak meseleleri büyüttüğüm, ön yargılarımın olduğu, kafayı buna taktığım, abarttığım, her şeye de cinsiyetçilik etiketlemesi yaptığım ve iyi ki bir şey öğrenmiş olduğum için konuşup durduğum...” gibi çeşitlendirilebilecek, eleştiri olduğuna inanmadığım cümleler duydum. Eleştiri yapıyor olsalardı, anlayışla dinleyip yapıcı yönde kendimi nasıl geliştirebilirim diye kendi öz eleştirimi de yapabilirdim. Ancak konuşan bir erkek, bir kaç erkek değil; “ERKEKLİK”leriydi!

Bu paylaşımda (belki de ifşada) neden bulunuyorum?

Çünkü “Connell ‘erkeklikler’ üzerine kitabında da erkekliğin sadece zihinlerde bir düşünce ya da bireysel bir kimlik olmadığını belirtir. Erkeklik ekonomik yapılar ve sosyal ilişkiler içinde belirlenen bir tarihselliği içermektedir. Hegemonik erkeklik belirli bir kültürel alan içerisinde diğer erkeklikleri de etkileyen belli oranda şekillendiren hakim bir erkeklik modelidir.”(4)

Feminist akademik araştırmalar gün geçtikçe çeşitlenmekte ve kadın kadar erkeklik çalışmalarıyla da süreci tamamlamaya çalışmaktadır. Erkeklik çalışmalarının günümüzde birçok ilişkilenme ve yönetim şekline ışık tuttuğuna inanıyorum. Bu nedenle duyduğum yersiz cümlelere karşı tartışmayı sürdürmekten çekinmiyorum. Sonunda çocuk gibi küsen, sinirlenen, alaya vurmaya çalışan, aşağılamaya çalışan ve uzaklaştırılan kendileri; daha doğrusu “ERKEKLİK”leri oluyor. Kadın dayanışması için paylaşılanlar tecrübeyle sabittir. Denemekten çekinmeyin. ERKEKLİK konuşmalarına karşı ses çıkarın, itiraz edin ve tartışın. Gördüğünüz, duyduğunuz çığlıklara kayıtsız kalmayın ve 155-156 arayarak ihbar edin. Üç maymunu oynayan vatandaşlardan ya da personellerden olmamak, daha fazla kız kardeşlerimizi kaybetmemek için...

Son olarak yazının başlığı Feminist Valerie Solanas'ın “Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu” kitabından esinlenilmiş ve şahit olduğum olaydaki erkeğin tehditlerine ithafen seçilmiştir. Korkmayın. 

Kaynaklar ve Dipnotlar:

1-2-3) http://www.jandarma.gov.tr/

4) http://dergipark.gov.tr/download/article-file/143301

5)https://www.nadirkitap.com/erkek-dograma-cemiyeti-manifestosu-valerie-solanas-kitap10375380.html?gclid=Cj0KCQjwuafdBRDmARIsAPpBmVW5MmFrTFfxE564ATHopt9flxa4k2Fv23RwETgLMwta77PPltPAVhcaApc7EALw_wcB



01/10/2018




Önceki yazılar

Cezalandırıcı ve Disipline Edici Söylemlerin Yarattığı Beden Tahribatı (01/12/2018)
“Sonsuz Aşk Yasa Tasarısı” Kabul Edilir Mi? (01/09/2018)
Roboseksüellik : Robot ile İnsan İlişkisi Mümkün mü? (01/08/2018)
Ağlanacak Halimize Neden Gülüyoruz? (01/07/2018)
Belki de Alara* (01/06/2018)
Kol Kırılıp Yen İçinde Kalmasın: İfşa Et! (01/05/2018)
8 Mart Geride Kaldı, Mücadeleye Devam Mı? (01/04/2018)
Flört Şiddeti Uygulayan / Uygulanan mısınız? (01/03/2018)
Kitapların Cinsiyeti Olur Mu? (01/02/2018)
Bebeğini Emziren Bir Kadın Gördüğünüzde (01/01/2018)
Dünyayı Turuncuya Boyayalım (01/12/2017)
Neden Reklamlarda Regl Kanı Mavidir? (01/11/2017)
Devlet Koruyamadığı Kadının Kimliğini Değiştiriyor (01/10/2017)
“Size Bu Kılıkla Az Bile Yapmışlar” (01/09/2017)
Seninki Kaç Santim?* (01/08/2017)
Pembe Otobüs, Ayrı Vagon, Tutsak Kadın (01/07/2017)