Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Emperyalizm, Cumhuriyet, Anayasa ve Türk..

Yaşar Aksoy
Önce minicik bir gazete haberini okuyalım..
«- PKK bayrağı dövmesi.. Bodrum Gümbet’te tatil yapan Hollanda uyruklu turist Mark R. arkadaşlarıyla birlikte girdiği berber dükkanında dövme yapan kişiden sol omzuna Türk bayrağı dövmesi yapmasını istedi. Bunun üzerine sanık Özcan T., turistin koluna PKK bayrağı dövmesi yaptı. Kolundaki bayrağın Türk bayrağı olmadığını anlayan turist, sanıktan şikayetçi oldu. Sanık Özcan T. hakkında terör örgütünün propagandasını yapmaktan dava açıldı. İzmir 10.Ağır Ceza Mahkemesi sanığa 1 yıl hapis cezası verirken kararın temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9.Ceza Dairesi, 3.Yargı paketi kapsamında yerel mahkemenin kararını bozarak kovuşturmanın ertelenmesine hükmetti. (Ankara-AA, Radikal Gazetesi, 29.1.2013 tarihli haber).
Turist Mark’ın koluna yapılan PKK bayrağı, gerçekte «yurdun her köşesinden Türk bayrağının indirilip, yerine PKK’yı çağrıştıracak yeni devlet bayrağı asma özleminin”, eyleme geçmiş bir reel örneğidir. Tekil değil, çoğul yani topyekun tarihsel bir arzuyu, özlemi, eylemi sembolize ettiği için sosyolojik açıdan kayda geçirilmesi gerekli paha biçilmez bir belgedir. Abdullah Öcalan’ın meşhur sözü şudur. «Doğu bizimdir, batıda ise ortağız. Gün gelecek batı da bizim olacak, daha şimdiden dünyanın en büyük Kürt kenti, İstanbul’dur..” (Şam’da BBC’ye verdiği mülakat)
Abdullah Öcalan, BBC muhabirine Şam’daki ofisinde yaptığı konuşmada merhum Musa Anter’in bir sözünü de hatırlatarak bu sözün altını özenle çizmişti. Kürtçülüğün önde gelen ideoloğu Musa Anter’in «Fırat, Mezopotamya’ya akmaz, tam tersine dosdoğru gider Marmara’ya akar” ünlü sözüydü bu... Batının da Kürdistan’a ekleneceği yönünde Pan-Kürdist bir hayalcilik (Kürt Turancılığı) ile atbaşı giden bir realiteyi işaret eder.
Bodrum’daki dövmeci hakkında Yargıtay’ın kararındaki garabet ise, ancak Mustafa Kemal’in Türk Gençliği’ne Hitabesindeki vasiyetleri ile bire bir ilgilidir. Takdirinize sunuyoruz.
Buradan konumuza girelim..
ANAYASA VE TÜRKLÜK..
Önce hafızamızı tazeliyoruz.
1970 sonrası.. ASALA.. Ve Türk diplomatlarına yönelik seri cinayetler..
1980 sonrası.. PKK.. Partiya Karkeran Kürdistan’ın (Kürdistan İşçi Partisi) sahneye çıkışı..
Başbağlar, Cudi, Şemdinli, Çukurca, Foça, Gaziantep, Beytülşebab, Mardin, Yüksekova, Bingöl... Amanos dağları.. Daha niceleri.. 1984 Eruh ve Şemdinli baskılarından beri.. Anadolu’ya ve Türk’e saldırılar uzun yıllardır arka arkaya gerçekleşmiştiri. Yüzlerce, binlerce evladımız çoktaan şehit oldular.. Önce bunu bir kenara yazalım..
Soruyorum.. Trilyonerlerin katıldığı Afrika safarilerinde dum-dum kurşunlarıyla yabani hayvan katleden ve bunu iftiharla merkez medya gazetelerine, dergilerine anlatan liberal fikir ve iş adamı Cem Boyner’di, değil mi?... «İnsanın mutluluğu, ülkenin bölünmesinden daha önemlidir”, demişti hani.. Yani biz mutlu olalım da, gerisi önemli değil, isterse bölünsünler, isterse yok oluversinler demeye getirmişti...
Ne zaman demişti?..
Sarışın sosyetik liberal karısının başında olduğu TÜSİAD’ın 23 Mart 2011 tarihli toplantısında, derneğin «Yeni Anayasa” hakkındaki öneri raporunu dinlemişti. Sonra kürsüye atılıp, ülkenin bölünmesini, insan odaklı bir hümanizmaya sığınarak apaçık önermişti.
***
TÜSİAD’ın yeni anayasa öneri raporunda neler vardı peki?
Yeni Anayasa devlet odaklı değil, birey odaklı olmalı... Milliyetçiliğe asla yer verilmemeli... Türklük kavramı yer almamalı.. Vatandaşlık kavramı yeter de artar bile... Türk milleti ifadesi yer almamalı... Değiştirilemez ilk üç madde kaldırılmalı...
Ha unutmadan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, «Anayasanın değiştirilemez maddeleri değiştirilebilir” açıklaması yapmıştı değil mi?.. Hatırlarsınız.. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, «İdeolojisiz Anayasa” istemişti. Hatırlayın..
Bu kadar yeter.. Başka şeylere geçeceğim.
***
Almanya Doğu Enstitüsü Müdürü Udo Steinbach ne demişti:
«- Sorun, Atatürk’ün bir paşa fermanıyla yarattığı yapay ürün Türk devleti ve Türk ulusudur. Sorun Kemalizm ve Kemalizmin ulusçuluk ve laiklik ilkeleridir. Sorun uyduruk, zorlama ve yapay Türk ulusudur. Böyle bir ulus yoktur. Bu uyduruk ulusu Atatürk nasıl kurdu?. Önce Ermenileri yok ettiler, Sonra da Rumları..”
Hiç kızmayın bakalım. AKP’nin yeni anayasa tasarısını hazırlayan komisyonun başkanı Prof.Ergun Özbudun ne vazetmişti, bir de ona bakalım:
«- Olan şey, Mustafa Kemal’in var olmayan, farazi bir varlığı, Türk milletini ayağa kaldırarak ona hayat vermesiydi. Onun girişmiş olduğu projenin gerçek boyutlarını bize veren ve düşüncenin ütopyacı niteliğini ortaya çıkaran, olmayan bir şey için sanki varmış gibi çalışması ve onu var etme yolundaki kabiliyetidir..”
Yetti mi, daha devam edelim mi?..
***
Bak sevgili okuyucu..
Cilt, cilt belge sunarız bu yöndeki ifşaatlar hakkında..
Yani şunu diyorlar:
«- Türk yoktu ki.. Bu teorik kelimeden, birisi yapay bir millet yaratmak istemiş, sonra onu diktacı ve soykırımcı sahte bir cumhuriyet ile sarıp sarmalamıştır.. Bu yüzden Türk’ü tarihten silmek için, bu eskimiş cumhuriyeti, «Yeni Anayasa” ile yeni bir rotaya sokmak gerekmektedir. Yeni Anayasa bu yüzden, «Türk, Türk Milleti, Atatürk” gibi kavramlardan arınacaktır.
Daha sonra sıra ulusal bayrağa, İstiklal Marşı’na, devletin ismi olan Türkiye’ye, Türk Milli Takımı’na, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, Başkent Ankara’ya filan gelecektir doğal olarak.. Teker teker.. Yavaş yavaş.. Sırasıyla.. Isındıra, ısındıra..”
***
Şimdi biraz anlayabildik mi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonu’nda üzerinde şimdilik anlaşılamadığı için, Türk kelimesinin niçin parantez içinde alındığını?.. Sonradan anlaşacaklar yani.. Şimdi sırası değil..
Türk artık, (Türk) şeklinde..
Yani Türk, artık alabildiğine özgür ve bağımsız değil.. Parantez içinde.. Tutuklu gibi.. Boynu eğik.. Başına ne geleceğini bilmeden bekliyor..
Türkiye binlerce evladını PKK terörüne şehit veriyor.. Türk’ün gövdesi kan revan içinde.. Ama eli ayağı bağlı, parantez içinde..
Bekliyor..
ANAYASADAN SİLİNMEK..
Yeni Anayasaya (Türk) kelimesini koyma konusunda çekincesi olan Anayasa Komisyonu, bu kelimeyi sonradan tartışmak için parantez içine aldı.. AKP zaten yeni anayasa önerisinde Türk kelimesini çıkarmış, yerine «anayasal vatandaşlık” terimini koymuş bulunmakta. BDP tümünden Türk kelimesinin kökünü kazımak istiyor. Hayrettir ki CHP bile kararsız.. Hüseyin Aygün, Sezgin Tanrıkulu, Zerrin Toprak gibilerinin ve daha nicelerinin Türklükle ilgili derin dertleri var.
Çok uyanık arkadaşlarımız, hazırlanan bu yeni anayasa için «Bölünme Anayasası” diyorlar. Onlar da uykuda..
Bölünme filan yok.
«Yokolma Anayasası”, gümbür gümbür geliyor.
Büyük Selçuklu Devleti’nden, Anadolu Selçuklularından, Anadolu Beyliklerinden, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ve Türkiye Cumhuriyeti’nden beri bu vatanın reel çoğunluk unsuru Müslüman Türk, bundan sonraki dönem için en üst hukuki belge olan Anayasa’dan silinip süpürülürse, buna yok olmak denmez mi?..
Madem Türk’ü, Anayasada ve ülkede istemiyorlar..
Yok oluverelim, öyleyse..
Olsun bitsin..
Zaten kimliği bile olmayan bir kitle, karışık bir güruhmuşuz..
***
Gelelim önemli bir adama.. Bize büyük ipuçları sundu.. Onu asla es geçmeyelim.. Milletimizin tarihten silinmesi ile ilgili en önemli ipuçlarını bu beyefendi sundu. Hiç kimse, Meclis kürsüsünden «Kafkasya’dan gelenler, Boşnaklar bu ülkenin gerçek sahipleri değilsiniz” diye haykıran BDP milletvekili Sırrı Sakık dahil, hiçbir Türk karşıtı odak bu kadar cesur olamamıştı. Anlatalım bakalım..
Liberal işadamı, uluslararası şirketlerin mali müşaviri, köşe yazarı Sıtkı Şükürer (Ege Bölgesi İşadamları Federasyonu başkanı, Ege Bölgesi Sanayici ve İşadamları «ESİAD” eski başkanı, dahası Batı Anadolu-Güneydoğu Anadolu İşadamları Birliği Başkanı, uluslararası şirketlerin temsilcisi, mali müşavir), ne yazmıştı, «Bu memlekette şu anda var olan Türk-Kürt ikilemi, aslında Türkçe konuşan kanı karışıklar ve Kürtler diye tanımlanmalıdır” dememiş miydi? (29 Temmuz 2012 tarihli Hürriyet-Ege yazısı)..
Yani..
Benim kanım karışık nasılsa, Anayasa konusunda «Türk” olarak ısrarcı olmamalıymışım!
Yani.. Yani.. Türk kelimesi, terör destekli bir geniş koalisyon tarafından Anayasadan ve Anadolu’dan silinirken, birisi ağzından lafı kaçırmış oluyor ve «Bu topraklarda Kürt kanı vardır, gerisinde ise kanı karışık bir güruh vardır” diyor. Bunu da liberalizm diye bana yutturmaya çalışıyor. Hem de Hürriyet gazetesinde yazıyor bunları. Yani bu beyefendiye göre, Hürriyet’in logosunda «Türkiye Türklerindir” diye yazıyor ise, gerçekte onu «Türkiye Kanı Karışıklarındır” diye okumak gerekmekte.
Fazla söze gerek var mı?.. Bütün bunların toplamında, bir kanı karışık olarak, parantez içindeki Türk’ün derdi bana mı düştü yani?..
***
Sıtkı Beyefendiye, kanımın nasıl «karışık” olduğunu, ama kafamın hiç te «karmakarışık” olmadığını birazdan pek tatlı anlatacağım.
Anamdan emdiğim süt helal olacak ise, bunu yapmalıyım.
Örneğin 2012’de, PKK’nın Foça saldırısı sonrasında hastane önünde yaralı askerlerimize kan vermek için binlerce kişinin nasıl birbirini çiğnediğinden bir ders çıkaracak isek; bu kanı karışık vatandaşların, kanı karışık yaralı askerlere, «karışık kan” verirken, ne için çırpındıklarının bir tarifi olmalı değil mi?..
***
Bizim içine yuvarlandığımız coğrafyada 20-25 yılın galip senaryosu, Emperyalizm’in zalim egemenlik projesi kapsamında, etnik, dini ve mezhepsel «mikro milliyetçilikler ve şeytansı çıkarlar çatışması” kaosunda; bölünme, yok olma, birbirini yiyip bitirme, kan revan olma, işgallerle parçalanma ve sınırsız sömürülmedir.
Irak’ta Amerikan işgalinin başladığı tarihten bu yana, karşılıklı hedeflere kaç bin tane patlayıcı yüklü kamyonlar yöneldi, oluşan patlamalarda kaç onbin kişi kahpece öldü, hesaplayan çıktı mı?.. Peki, patlayıcı kamyonlar şimdilik sustu mu?.. Yoksa artık bizim sınırlarımız içinde de mi hareket halindeler?.. Ha beyim, liberal manifestolarınızda bunlar yazılı mı?
***
Bütün bunları, boyun eğmemiz gereken «21.yüzyıl küresel gerçeği” diye yutan varsa, buyursun yutsun...
Ama, bir «kanı karışık” olarak ben yutmam!
Bombalar sadece teröristlerden gelmiyor.
Ha sahi, Batı ülkelerinde ulusal gerçeklere saygılı ve tutkulu liberaller ne zaman kendi ülkelerini bombaladılar, bilen var mı?.. Bunca şehidimizi gömerken, bu soruları sormanın tam zamanıdır.. Devam edeceğim.
BENİM KANIM KARIŞIKMIŞ
Liberal işadamı-yazar Sıtkı Şükürer, bana kanı karışık dedi ya..
Bakın, benim kanım nasıl karışık?..
Önce seceremizi verelim.. İpince saman kağıdına el yazısı ile eski Türkçe olarak dedelerimin yazdığı, benden geriye doğru tam on kuşaklık secere akım şemasına sahibim.
Dedem ve babam Kafkasyalıdır, Gürcistan Ahıska Türkü’dür.. Dedemin babası Kafkasya Ahıska Kadısı, Akkadıoğlu Muharrem Efendi’dir. Onun babası Ruslara karşı büyük Kafkasya İsyanı’nda Şeyh Şamil Orduları’nın Baş İmamı Hasan Tahsin Efendi’dir.
Yakın ve uzak akrabalarımız Sibirya ve Kazakistan’da hala sürgünde yaşar, çünkü hem Rus Çarlığı döneminde, hem de Stalin zulmünde Asya’nın içine sürülmüşlerdir. Bizim Ahıska Türkleri, Oğuz boyundan Akkoyunlu kavmine mensupturlar, Anadolu’ya kavuşabilme şansına sahip olanlarımız, «Ak” ile başlayan soy isimleri almışlardır. Tüm baba kök kavmim, Gürcistan’dan önce Türkistan’da yaşamışlardır. Buhara’da büyük kabristanda katakomp şeklinde tüm atalarımızın kemiklerinin bulunduğu toplu oda mezarı vardır. Ahıska Türk’ü dedem, Anadolu’da önce Kars’a, sonra Uşak’a yerleşti, kuvayı milliyeci özellikle koyu Mustafa Kemal’ci idi. Babaannem ise Uşaklı yörüktür. ***
Gelelim ana tarafıma.. Anneannem, yine Bergamalı yörüktür. Ana tarafından dedem, yine yörüktür, İzmir Türkmenleri’ne dayanır. Kendisi Atatürkçü bir ilkokul müdürü idi, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren yıllarca Namazgah Misakı Milli İlkokulu müdürlüğü yaptı. Rahmetli anam, hem normal lise, hem imam-hatip lisesi tarih öğretmeni idi. Yüzlerce vatansever aydın insan, din adamı, imam ve müftü yetiştirdi.. Bana daima Türklüğümü, Müslümanlığımı, Gazi Paşa sevgisini ve milli mücadele aşkını aşıladı.
Ha ne dersin Sıtkı Beyefendi, kanı epey karışık biriyim değil mi? Yörükler, yörüklerle karışıp, karma karışık bir çorba olmuşum..
İşadamlarımızın liberal başkanlarından liberal Sıtkı Şükürer, bir yazısında ülkemizde yaşanları, «Kürtler ve Türkçe konuşan kanı karışıklar” diye sınıflandırdı ya, ona binaen bunları yazıyorum, o tarihten itibaren sormadığım sosyolog, tıp adamı, kan tahlilcisi, tarihçi, akil adam kalmadı, sonunda yanıtımı vermek zorunda olduğuma karar verdim. (Son genel seçim sonrası BDP’nin gurup kuracak bir sayı ile meclise girmesini büyük bir sevinçle karşıladığını yazan, ilan eden bu yazar tüm yazılarında Atatürk Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarına ve felsefesine, 29 Ekim, 10 Kasım gibi manevi günlerimize, tüm ulusal onur sembollerimize karşı çıkmış, ustaca entelektüel kavramlar kullanarak bir çağdaşlık kalesi olan İzmir’den bu fikirlerini yaymaya çalışmıştır. Bu yöndeki Hürriyet-Ege’de yayınlanan (19.8.2012), (18.11.2012), (27.1.2013), (3.2.2013) tarihli yazıları örnektir. Görevidir, yapacaktır. Bizim görevimiz ise onun görüşlerini eleştirmektir, halkımızı uyarmaktır..)
***
Bak, Sıtkı Beyefendi.. Yukarda kanımın ne kadar karışık, olduğunu gördün. Ama şimdi sana kafamın hiç te karışık olmadığını anlatayım:
Ben İzmir doğumlu bir kanı karışık olarak, Musevi ağabeyim Moris Bencuya’yı öz ağabeyim, Alevi-Bektaşi şair Mutlucan’ı ve Çingene-roman boksör Mayk’ı öz kardeşim, Grek kökenli Niko Filidis’i öz ikizim, Levanten Stanley Clarke’ı öz ağabeyim, Levanten Maria Rita Epik’i öz kardeşim, Ermeni doktor Aram Fındık’ı öz amcam, Karadenizli Sinan Karamustafaoğlu’nu öz kardeşim, Arap asıllı Mardinli şair Ümit Yaşar Işıkhan’ı öz kardeşim, Kürt arkadaşlarım Kebabçı Mustafa’yı veya Yunus’u, yine öz kardeşim olarak bilirim, tanırım ve severim.. Bunların hepsi İzmirli’dir aynı zamanda..
Emperyalizm ne yaparsa yapsın, bu fikrimden, huyumdan vazgeçmem! Kafam karışık değil, tam tersine berraktır..
LİBERAL SITKI’YA «KANBİLİM” DERSLERİ..
Bak Sıtkı beyefendi, iyi dinle bak..
Gezegenimizde Kürt kanı, Türk kanı, Amerikan Kanı, Japon kanı, Eskimo kanı diye özel kanlar yoktur. Kan kelimesi ile ulus kimliği hiçbir zaman yanyana gelemez. Kan, ulusu belirlemez, hiçbir etnik kümeye gönderme yapmaz. Kan, insanlığın ortak malıdır, anlayabiliyor musun?.. Atatürk’ün «damarlarınızdaki asil kan” sözü fantaziden öte bir anlam taşımaz, millete ivme kazandırmak için sarfedilmiş olmalı.. Napsın, otura otura nasır bağlamış yüzlerce yıllık popoları kışkırtıp, kan dolaşımı yoluyla gaza getirmek istemiştir kanımca.
Gelelim ikinci gerçeğe. Bak burasını iyi oku..
Kanbilimci Karl Landsteiner ve asistanları Decastello ve Sturli, 1901-1902 yıllarındaki bilimsel açıklamalarıyla bilim dünyasına «Kan Guruplarını” armağan ettiler.
Buna göre, insanların kanı, 0(sıfır), A,B ve AB olmak üzere dörde ayrılır. Kan gurupları üzerinde çalışmalar sürerken bazı insanların kanlarında bulunan alyuvarlarda Rhesus faktörü denilen bir maddenin varlığı ortaya çıkarıldı. Kısaca Rh faktörü, pozitif ve negatif olarak da ayrıldı. İnsanların yüzde 85’inde Rh faktörü pozitif olarak vardır, insanların yüzde 15’inde ise Rh faktörü yoktur ve bu insanlar Rh(-) olarak belirlenir.
Kan bilimin birinci yasası, kan guruplarının belirli insan ırklarına mahsus olmadığı, tam tersine, her kavim, ırk veya ulusta her türlü kan gurubunun karma karışık yer aldığıdır. Ama bir insanda yalnızca tek bir kan gurubundan kan vardır, kimden kan alacağı, kime kan vereceği ise, tıp yasalarına bağımlıdır. Yani anlıyor musun, benim kanım B-RH(pozitif)’tir. Bana B-RH(pozitif) kanı olan bir Rus’un kanını şırınga etseler, ben «Rus” olmam, yine Türk kalırım. Çünkü beynim Türk’tür, anladın mı?..
Üstüne üstlük, bağlı bulunduğum İslamiyet dini, kanlı Kavmiyetçilik’i ezelden ebede lanetlemiştir. Bir Müslüman asla ırkçı olamaz, kan takipçisi olabilemez. Bu bakımdan İslam felsefesine taban tabana zıt kelamlarda bulunursan, gerçek Müslüman seni anında ret eder.
***
Bu durumda ülkemizde, Kürtler dışındaki kalben ve vicdanen kendini Türk hissedenlere «kan gurupları bilimsel gerçeği” varken, «ırk kanı” açısından kanı karışık demek-diyebilmek, hem bilim dışıdır, hem ahlak dışıdır, hem de dinen caiz değildir.. Eğer gizli bir niyet taşımıyorsa, bir liberale hiç mi hiç yakışmaz. Irkçılık bahsine girer.. Bir Alman veya Fransız liberali, kendi halkına kanı karışık der mi?.. Demez. Çünkü siyasete, kan, ırk, kavim açısından bakmaz. Beyin açısından bakar.. Uygarlık, demokrasi, refah ve sosyal paylaşım açısından bakar. Etnik bir gönderme yapacak ise, onu tarih, kültür ve sosyoloji bağlamında yapar.
Benim köküm gibi, hangi coğrafyalardan kopup gelmiş olursa olsun, bin yıldır bu topraklarda yaşamış, ruhen, kalben ve vicdanen kaynaşmış, sonunda ulusallaşmış Müslüman Cumhuriyet Türk’ünü, «ırkı veya kanı açısından küçük düşürmek”, bir gerçek liberale yakışmaz, ancak gizli bir faşiste, ırkçıya yakışır.
Bu da topraklarımızda ve geleceğimizde cirit atan Emperyalizm’in işine yarar.
***
Tekrarlayalım... İnsanların kanı karışık olmaz.. Ama örneğin şirketlerin kanı karışık olur. Bir mali müşavir liberalin anlayacağı dilden konuşayım, uluslararası mali müşavirlik firması Grant Thornton, spor malzemeleri şirketi Adidas, şekerli meşrubat sanayii Coca-Cola ve benzer örneklerde görüldüğü gibi bu küresel şirketlerin kanı, finansal, yönetimsel, çıkarsal, misyon ve vizyon açısından karışık olabilir. Çünkü küreseldirler. Ama bir insanın kanı küresel olabilemez, beyni küresel olur.
Ha sahi, neden bizim ülkede gerçek liberal yetişmez? «Farklılığımız zenginliğimizdir” deyip, farklılıklar üzerinden bin yıllık milli, dini ve ahlaki beraberliğimizi üç kuruşluk beynelmilel menfaatleri için berhava etmek isteyenler, neden bir gram milli vicdan taşımazlar?..Neden, şu asortik liberallerimiz, halkın yakıcı ekmek davalarından, vahşi emek-sermaye çelişkilerinden, zulümhanelerde çürüyen pırıl pırıl devrimcilerden, hain uluslar arası emperyalist saldırılardan, terörün gerçekte üniter ulusal devleti kökünden yok etme davası olduğundan neden tek satır söz etmezler?
Bilen var mı?..
Liberal Sıtkı bir semboldür..Bu bakımdan yazıları üzerinde önemle durdum. Kendini liberal diye tanıtanların gerçekte Türk ve Atatürk kavramlarına neden karşı olduklarını bu beyefendiden anlamlı kimse anlatamazdı bize. Bodrum’da turistin koluna PKK dövmesi kazıyan dövmeci ile teorik düzlemde ne kadar benzeşiyorlar.. Bu ülkede ulusal ve dini değerlerimize düşman olmayan gerçek liberallerin yetişmesine kadar beklemek ve onları özlemek zorundayız. Bir liberal kendisine sayfa açmş bir gazetedeki köşesinden her hafta, her yazsında Türk ve Sünni kelimesine saldırır mı, demek ki bir derdi var. Ama bu derdinin demokrasi ve insan hakları ile hiç ilgisi yok aslında. Hesap başka.
NEDEN BU TOPRAKLARDAYIZ?..
Plajda yanı başımdaki hararetli tartışmayı sessizce izliyordum. Bir tenor kadar sesinin uygun olması sebebiyle epey ünlü olan Türkiye vatandaşı liberal İtalyan beyefendi, bir vatandaşımıza aynen şunları, hem de yüksek sesle söylüyordu:
«- Bu güzel sahillerde keyif edecek çok az zamanınız kaldı, Türkler olarak.. 90 yıl çabuk geçti.. Artık tarih ve zaman aleyhinize işliyor. Bu güzelliğe layık olmadan buralara sahip oldunuz. Her türden etnik yapı artık başkaldırıyor. Hakkınız yoktu bu topraklarda. Yakında hak yerini bulacak.”
Adamın görüşlerini sessizce dinlemiştim. Çünkü bir başkasıyla konuşuyordu. Ama birkaç hafta sonra İtalyan Ulusal Birliği’nin 150.yıldönümü sebebiyle aryalar söyleyerek, İzmir’in görkemli bir sanat merkezinde gerçekleşen parlak bir töreni en başta onurlandırdığını gazetelerde okuyunca içim sızladı.
Yani bizim liberal İtalyan, sağa sola, Afrika’ya saldıran Sömürgeci İtalya’yı, yine Mussolini Faşizmi’nin içinde yer aldığı, dünyada 30 milyon kişinin ölmesine yol açan bir savaşın sorumlusu olarak İtalyan Kara Gömleklileri’nin Nazilerle birlikte başrolü oynadığı bir büyük dünya savaşını, devam edelim, yani kendi feodal - kralcı - militarist - emperyalist - faşist geçmişinin tam ortasında yer aldığı 150 yılı göklere çıkartıyor, onu aryalarla kutsuyordu.. Ama Emperyalizme karşı kahramanca bir direnişin yer aldığı benim Cumhuriyet tarihimi hayasızca yok sayıyordu.
***
Güya İslamcı (Gerçekte Sünni Arap ümmetçisidir) yazar Ali Bulaç’tan ne farkı vardı?.. Ali Bey, geçen yıl Zaman gazetesinde yazdığı bir yazıda mavi gözlü, sarı saçlı Rumelili vatandaşlarımızın faşist cumhuriyetimizin baş sorumluları olarak bu topraklardan defolup gitmesi istemedi mi, apaçık yazmadı mı?.. Daha sonra Sırrı Sakık, aynı benzer şeyleri TBMM kürsüsünden ilan etmedi mi?..
Hemen bir başka dipnotlara atlıyorum..
Yahu neden bizi bu topraklarda rahat bırakmazlar?
Mehmet Ali Birant bir gün ağzından kaçırıvermişti, değil mi?..
-Türkiye, Türklere bırakılacak kadar önemsiz bir ülke değildir..
Dememiş miydi?..
Hadi, buyrun bakalım.
Sadede gelelim..
Birinci Dünya Savaşından sonra, Mondros Mütarekesi ertesi Güney şehirlerimizi İtalyanlar işgal etmemişler miydi?
İkinci Dünya Savaşı öncesi yine Güney bölgemizi İtalyan Faşist diktatörü Mussolini elde etmek için girişimde bulunmamış mıydı?
PKK önderi Apo, hareketini ilk başlarında en çok İtalya’dan destek sağlamamış mıydı?.. Kenya’dan kaçarken İtalya’ya sığınmamış mıydı?
Bütün bunları biz çoktaaan unuttuk..
Plajda o İtalyan ile efendi gibi oturup, havamızı, denizimizi ortak kullanmak istiyoruz. Plajda, Peppino di Capri dinleyelim.. Maria Rita Epik dinliyelim.. Santa Lucia, Volare, Sole Mio, Arrivederci Roma dinliyelim birlikte..
Bizim başka derdimiz yok!
Ama o İtalyan’ın, benimle hala derdi var.
Hesap, o eski hesap..
Seni gidi, kara gömlekli faşist seni!..
Türkiye’yi parçalamak, tarihten silmek, bizi bu topraklardan söküp atmak isteyen her kesim, her kişi, her ideoloji gerçekte Faşizm’in ta kendisidir. Bu örnek yeter.
TÜRKİYE’YE ETNİK TUZAK..
Herkes ortak geçmişini, dilini, dinini, kültürünü, tarihini, devrimlerini ve dünya uygarlığına katkılarını vurgulayarak, «ulusal kimliği” ile övünür.
Fransız Victor Hugo’ya, kim «ulusal kimliğini görmesek te olur” gözüyle bakabilir?..
Shakespeare’in, Britanyalı, Galli, İskoç veya Irlanda kökenli olması mı, yoksa İngilizceyi dünya dillerinden biri yapan bir İngiliz olması mı gerçektir?..
Tolstoy, Rus mudur, Sibiryalı mıdır?..
Listeyi uzatmanın anlamı yok. Türkiye bir etnik tuzağa çekilmek isteniyor. Her kadim köken, azgın bir milliyetçilik olarak tarih sahnesine itiliyor, acımasızca kışkırtılıyor. Amaç ulusal kimliği tahrip etmektir. Ardından parçalanma ve yutulma gelecektir. Bunu geçmişimizde, Milli Mücadele öncesi yaşamadık mı?..
***
Size önemli tek örnek vereyim.
Milli Kurtuluş Tarihi’mizde Ödemiş İlkkurşun Köyü’nün çok değerli bir yeri vardır. İlk direnişlerden en şanlısının gerçekleştiği, Yunan’a ilk kurşunların atıldığı bir kahraman köydür. Şeyh Şamil çizgisinde Kafkasya kökenli olduğum için iyi bilirim.. Bu köyün 1879 yılındaki kurucuları Kuzey Kafkasya’nın yerli halklarından Adige’lerin Sapsığ boyundandır.
Yani çok özel bir Çerkez soyunu taşırlar. Bu köyün Sapsığları, «Kıyıboyu Sapsığı” (Xı’uşe Şapsıgexer) ismini taşırlar. Kuzey Kafkasya’nın Tshemez bölgesindendirler. Vahşi Rus Emperyalizm’inden, kaçarak, Ege’ye göç eden, Türk kardeşlerinin yanıbaşına yerleşerek Ödemiş’te İlkkurşun köyünü kuran Sapsığ kafilesinin Thamates’i (Önderi) Mamıj Musajiyeko’dur.
Halkını Rus zulmünden kaçıran ve özgürlüğe kavuşturan Musajiyeko’nun evlatları ve torunları, 1919’da kahramanca Yunan işgaline karşı savaştılar. Milli Kurtuluş Cephelerinde komutan ve nefer olarak binlerce kahraman Çerkez, Anadolu yiğitleriyle omuz omuza Emperyalizm’e karşı savaştı.
***
Ama içlerinden Çerkez Etem gibi hain de çıktı. Anadolu Çerkez Birliği ismini taşıyan bir hain kuruluşun Yunan işgalini destekleyen kitapçık şeklinde basılı beyannamesi arşivimdedir. Ama şimdi acı bir soru soracağım. Günümüzde Çerkez kardeşlerimiz, tıpkı Anadolu’daki diğer kadim (geleneksel, tarihi) etnik kökenler gibi yine hedef tahtasındadırlar, yani bir imtihanın arefesindedirler.. Amerika’nın, Avrupa’nın açık ve gizli bölme planları doğrultusunda, ulusal benlikten koparak Türk vicdanını hançerleyen bir ayrılıkçı yörüngeye mi savrulacaklar, ya da tam tersine yine milli mücadele yıllarında olduğu gibi yanyana Emperyalizm’e karşı mücadele mi edeceğiz?.. Bu sorunun yanıtı, «önce vatan” diyen herkesi giderek karamsarlığa itmektedir. Acıdır..
***
Bu örnekte görüldüğü gibi kadim etnik köken kaşınarak, ulusal vicdanı ret eden bir kültüre (kültürsüzleşmeye) doğru hızla gidilmektedir. Bu ortamda doğal ki, ters bilinçlenen bir aydınımız (!) kendini çıplak Türkiyeli (daha sonra Anadolulu, daha sonra da resmen etnik kimliğine apaçık vurgu yaparak, Çerkez, Arap, Kürt, Laz, Boşnak, Arnavut, Roman, açığa çıkmış Ermeni, vs.) olarak sunacaktır.. Dönen dolabın hangi yönde döndürüldüğünün farkında olan çok özel anti-emperyalist aydınımız ise kendini «Türkiyeli Türk” olarak sunacaktır. Ve yapayalnız kalacaktır.
Burada ayraç demokrasidir.
Demokrasi, ayrı kökenlerin ortak paydasının refah arayışı mıdır?
Yoksa demokrasi, ayrı kökenlerin ayrışma platformunun refah getireceği masalı mıdır?..
***
Tarihimizdeki örnek, her kafadan ayrı sesin çıktığı, devlet-millet düşmanı 1908 Meşrutiyet Meclisi’dir. Dünyadan örnek ise, Yugoslavya’nın parçalanışıdır. Hatta Ulusal ruhunu kaybetmiş Irak’ın şimdiki hali pürmelalidir.. Hangi örneği beğenirseniz lütfen alın!
Kurtuluş savaşı döneminde bir Çerkez ne yapacaktır?.. Ya Yunan’la birleşecektir, ya da milli mücadeleye katılacaktır. Başka yolu var mı?
Dedim ya..
Zaman, ya yurduna ihanet..
Ya da, Rezistans (direniş) zamanıdır!..
TÜRKLÜK TARTIŞMALARI MODA OLDU
2013 yılı başında «Türklük tartışması” hızla moda haline geldi. Herkes eteğindeki taşı döküyor. Yeni Anayasa’dan Türk milleti kavramı çıkarılıyor, onun yerine vatandaşlık kavramı geliyor ya, ne kadar Türk düşmanı varsa gümbür gümbür ortalığı yaylım ateşine tutup bu gidişatı destekliyorlar. Atatürk, Türklük ve laiklik gidiyor, onun yerine kimliksiz millet tarifi, despot Başkanlık düzeni, anti-laisizm, yerel özerklikler geliyor.. Bu işin sonu başka cumhuriyet, diktatörlük, başka milletler oluşması ve bize göre kaos demek.. AKP-BDP ileri gelenleri bunun alt buluşmasını çoktan kotarmışlar.
İşaret fişeğini ilk olarak Ayşenur Bahçekapılı çakmıştı. Kimdir?.. AKP Genel Başkan yardımcısıdır. Milletvekilidir.. Üstelik geçmişine bakarsanız, Sosyal Demokrat Halkçı Parti’de (SHP) Genel Başkan Erdal İnönü’nün de baş yardımcısıydı. Yüzünüzü ekşitmede haklısınız. Geçelim.
Bu hanımefendi ilk olarak 10 yıl kadar önce AKP kurucusu olarak, «Anayasa’dan Türklüğü sileceğiz” demişti. İlk o ağzından kaçırdı.
Gerisi patır patır geldi..
İslamcılık adına, Kürtçülük adına, liberallik adına, «yetmez ama evet solculuğu” adına geniş bir koalisyon halinde Türklüğe saldırı başladı..
Sadece 2012 sonu ile 2013 başlarında «Türk” kelimesinin ortadan kaldırılması için görüş bildirenlerin listesini veriyorum:
Ali Bulaç (Zaman), Şahin Alpay (Zaman), Mümtazer Türköne (Zaman yazarı), Ayşe Hür (Radikal), Eyüp Can (Radikal), Murat Belge, Ahmet İnsel (Radikal), İsmet Berkan (Hürriyet), Sırrı Sakık (BDP Milletvekili, Kafkas ve Balkan göçmenlerine aba altından sopa gösterdi, hem de Meclis kürsüsünden), Prof.Mete Tuncay, Prof.Eser Karakaş, Avukat Kezban Hatemi, BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, 28.Abant Toplantısı Bildirisi (Hatta Türk kelimesinin Milli Eğitim müfredatından ve resmi belgelerden de kaldırılması önerildi), Emre Aköz (Sabah), Oral Çalışlar, Cengiz Çandar, Sezgin Tanrıkulu (CHP), Engin Ardıç (Sabah), Sıtkı Şükürer (Hürriyet Ege), Etyen Mahçupyan (Zaman), CHP Milletvekili Rıza Türmen (Milliyet’te yazdı, 10.2.2013), Kadir İnanır.. Bu yönde sayısız yazı ve görüş bildirme bulunmakta.. Daha çok var.. Bunu bir fikir mücadelesi, ifade özgürlüğü olarak kabul edelim ve hepsine saygılarımızı sunalım.
Peki, Türk kelimesinin bir ırkı veya ırkçılığı içermediğini belirterek, bu kelimenin herkesi kapsayan «ulusal bir topyekun ortak değer” olduğunu belirten namuslu, bilimsel ve aydın kişiler kimler?. Türk’ü savunanlar kimler?.. Türk milleti kavramından vazgeçersek, ortalığı kaplayacak olan etnik çatışmaların ülkeyi yok edeceğini haykıranlar kimler?.. Emperyalistler, Kürtçüler ve İslamcı siyasetçiler istiyor diye Türk’ten vazgeçersek, cumhuriyetin temeline dinamit konulacağını kim söylüyor?.. Onları da öğrenelim.
Fener Patriği Barteleomos, Şükrü Elekdağ, Onur Öymen, Doğan Kuban (Cumhuriyet), Bekir Coşkun (Cumhuriyet), Ataol Behramoğlu (Cumhuriyet), Ümit Zileli (Cumhuriyet), ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan, Emin Çölaşan (Sözcü), Yekta Güngör Özden (Sözcü), Süleyman Demirel, Deniz Baykal, Yılmaz Özdil (Hürriyet), CHP Milletvekili Birgül Ayman Güler, Özdemir İnce (Aydınlık), Sabahattin Önkibar (Ulusal Kanal), Doğu Perinçek (Aydınlık), Prof.Ümit Özdağ, Arslan Tekin (Yeni Çağ), Arslan Bulut (Yeniçağ), Prof.Mustafa Erkal (Yeni Çağ), Yavuz Selim Demirbağ (Yeni Çağ), Perihan Ergun (Cumhuriyet), Şahin Mengü (Aydınlık), Milli Merkez Anayasa Forumları, Meriç Velidedeoğlu (Cumhuriyet), Devlet Bahçeli (MHP Genel Başkanı), Necati Doğru (Sözcü), Emre Kongar (Cumhuriyet), Altan Öymen, Mehmet Ali Güller (Aydınlık), Burhan Özfatura (Gözlem), Özcan Yeniçeri (Yeni Çağ), Dilek Akagün Yılmaz (CHP Uşak Milletvekili), Selcan Taşçı (Yeni Çağ), Kurtul Altuğ (Aydınlık), Altemur Kılıç (Yeni Çağ), Muğla Barosu Başkanı Mustafa Gürkan (68’li), İsmet Özçelik (Aydınlık), Fikri Çalışkan (12 Eylül öncesi TÖB-DER Başkanı, Mamak tutuklusu, Çeşme Güneşi yazarı).


bu kişilerde ifade özgürlüğü açından görüşlerini cesurca ortaya koyuyorlar. onlara da saygılarımızı sunalım.

.

saldırılara karşı türk’ü savunmak için kalemlerini kılıç gibi kullanan mücahitler de bunlar.. tek bir tanesi ırkçı çağrışım yapacak tek bir cümle kullanmadan ortak kültür beraberliği açısından üniter türk milleti kavramını savunuyorlar, hepimizin içinde bulunduğu bir milli gövdeyi tarif ediyorlar, dallar farklı etnik kimlikler olabilir, ama kök aynı, yani anadolu kadim toprağımız.. bu demokratik görüşleri savunan daha bir çok aydın var. onlara ulusalcı, milliyetçi diye çamurlar atıyorlar. “sosyolojik kavramlar açısından, devlet içindeki bir etnik yapı olan “kürt milliyeti” ile devletleşmiş “türk ulusu” kavramı arasında fark vardır, elma ile armudun eşit olmadığı gibi bu iki kavram eşit değildir” diyen birgül ayman güler’e yaptıkları gibi toplu idam mangaları kuruyorlar. tarih bunları yazacak.. ben önceden yazıyorum.

durum böyle..

bu arada islamcı basından hiç alıntı yapmadım. inançları gereği “ümmetçi” oldukları için türk’ü yok farz etmeleri, onlar açısından teorik olarak doğrudur. hiç değilse onları teorik açıdan dürüst bulurum. vicdanları varsa türk’ün tarih boyuca kanını islam için akıttığının hakkını verirler. vicdanları yoksa, ahrette verecekleri hesap işi, onların işidir. bizim işimiz vatan ve emek derdidir.

ümmetçileri bir kenara koyalım.. ama geride kalan amerikan yanlısı ılımlı islamcısı, kürtçü, etnikçi, liberal ve avrupa fonlarına satılmış eski marksist yeni küreselci siyasetlerle, adamlarla ve kalemlerle teorik düzeyde işimiz var.

tüm bu tartışmalar sonunda hürriyet yazarı ertuğrul özkök’ün 14.2.2013 tarihli yazısıyla “türklükten istifa ettiğini” beyan etmesi, önemli bir kırılma noktasıdır. bu yazı bir ironi mi, yoksa bir boyun eğme midir?.. yoksa kendisine saldıranlara karşı hadi ben yokum, ne yaparsanız yapın, serzenişi midir?.. ben iyi niyetle yazıldığı düşüncesindeyim. birçok çevre ve yazar bunu ince eleyip sık dokuyarak yorumlamaya çalıştılar.

biz öylece bırakalım.

aynı yazar, bir süre önce istiklal marşı’nın kaldırılıp, yerine berkant’ın “samanyolu” şarkısının milli marş olmasını istememiş miydi bir yazısında?...

artık inoninin de, ihanetin de haddi hesabı yok..

yolumuza devam ediyoruz..

90. yılında cumhuriyetçilik

bu yıl, cumhuriyetimizin 90.yılını kutlayacağız..

bağımsız türkiye cumhuriyeti, türk milletinin temel varlık nedenidir.

krallık (yani padişahlık), din devleti, mezhep devleti, esaret altındaki sömürge devleti, dikta devleti (faşizm, komünizm) gibi alternatiflerin, “türk” diye isimlendirilen halk (millet, ulus) için özgür ve bağımsız bir yol olmadığı apaçık bellidir.

cumhuriyetin “demokrasi” ile taçlandırılması, bu varlık nedeninde “olmazsa olmaz” bir ön koşuldur. ama önce tam manasıyla cumhuriyet olacak, ardından demokrasi inşa edilecektir. türkiye cumhuriyeti de bu yolu izlemiştir, önce devrimci-laik cumhuriyetini yaratmış, ardından onu demokrasi ile taçlandırmıştır. demokrasiye geçmek, cumhuriyetten vazgeçmek anlamına asla gelmediği gibi, demokrasiye geçmemek veya demokrasiyi gizli bir dikta yöntemi ile sulandırmak ta cumhuriyete ihanet etmek, yeni bir seçkin hanedan inşa etmek anlamına gelir (günümüzde türkiye’nin içinde bulunduğu en önemli sıkıntılardan biri de budur).

ulusun üç şartı

demek ki türkiye cumhuriyeti, türk halkı için “ulus” olmanın temel şartıdır. bir ulus olmak istiyorsanız üç vazgeçilmez varlığınız olması gerekir:-

-önce “insanınız” olacak.. yani bir millete sahip olacaksınız..

-“toprağınız” olacak.. yani üzerinde yaşamak için bir vatana sahip olacaksınız..

-“devletiniz” olacak.. yani varlığınızı devam ettirmek için bir üst kuruma sahip olacaksınız.

milletsiz, topraksız, devletsiz bir özgür ulus asla olamaz. bunlardan birini kaybederseniz, ulus olma şansını bir daha ele geçirmeniz çok zor olur, hatta tarihten silinirsiniz. düşünebiliyor musunuz, halkınız erimiş veya bir başka kimliksiz topluma dönüşmüş iseniz, ya da toprağınızı kaybetmiş iseniz, hatta devletiniz bir daha geri gelmemek üzere yıkılmış ise, size kim yeni bir ulus armağan eder. hele böyle bir dünyada.. (işin acı tarafı, günümüzde türkiye’de türk halkını, soysuz liberallik üzerinden, kutsalımız din üzerinden ve terörize olmuş etnik milliyetçilikler üzerinden kimliksizleştirmek, türk toprağını etnik özerklikler adı altında çalmak, türk devletini yeni anayasa tuzağı ile başka bir devlet organizasyonuna dönüştürmek için, emperyalizm’in pek işine yarayacak muazzam bir hem siyasal ve hem de terörist faaliyet gündemdedir. üstelik başarma ihtimallerinin yüzdesi her geçen zaman dilimi içinde hızla artmaktadır. türk, tarihten silinecek mi?..)

ulus devletler

işte, “özgür millet, vatan ve demokratik devlet” kavramlarının ele geçirilmesi için ulusal kurtuluş savaşları yapılmıştır. emperyalizme karşı direnilmiş ve pençe pençe gerçekleşen milli mücadeleler sonucunda ulus devletler tarih sahnesine çıkmışlardır. türkiye cumhuriyeti de bunlardan biridir, üstelik öncüsüdür, ilkidir. geçen yüzyılın ve içinde bulunduğumuz 21.yüzyılın temel gerçeği, ulusal kurtuluş savaşları ve ardından gelmesi gerekli demokratik devrimlerle ulus-devletlerin kurulması ve yükselmesi eylemidir. küreselleşme denilen vahşi kapitalizmin yeni versiyonu, bu temel gerçeği yok etmek için var gücü ile eylem halindedir.

sonuç olarak; ulus devletlerin biricik doğru ve ahlaki yönetim biçimi, çağdaş çoğulcu demokrasiyi özümsemiş cumhuriyet’tir..

imparatorluk, krallık, padişahlık, sultanlık, emirlik, saltanat, hanedan, soyluluk, asalet, dinsel egemen hükümranlık, mezhep diktatörlüğü, sınıf-zümre ve ideoloji diktatörlüğü, totaliterlik, otoriterlik gibi kavramlar tarihin pozitif süreci içinde çöp tenekesine atılmıştır, atılmalıdır, atılacaktır. halklar kendi kendilerini idare edecek, başlarındaki zalim aileler ve zümreler topluluğu demek olan hanedanları ve vesayet meraklısı zümreleri kovacaktır, kovmalıdır. cumhuriyet bunu gerektirir.

cumhuriyetin anlamı

türkiye, atatürk önderliğinde 29 ekim 1923’te işte bunu yaptı. emperyalizme karşı ulusal kurtuluş savaşını gerçekleştirdi. ulus devletini kurdu. cumhuriyet’i ilan etti. hanedanı kapı dışarı etti.

saray, yerine halkını koydu.

vatanını, “vatan” yaptı..

milletinin kimliğini tarif etti.

bayrağını dalgalandırdı.

istiklal marşını haykırdı..

ardından “haydi kalkınalım, insanlık aleminde kendimize saygın bir yer bulalım” dedi.

ya, ne yapacaktı?..

halk, düşmanı canı-kanı pahasına kovaladıktan sonra, düşmanla işbirliği yapan saray soytarılarını , yine tepesinde mi tutacaktı?. cumhuriyet, kestirdi attı, sildi süpürdü. bir daha halkın tepesine kurulamayacaklardı.

cumhuriyete sahip çıkalım

cumhuriyet, biricik varlık nedenimizdir. onun altı temel değeri vardır:

-ülkemizin ismi “türkiye cumhuriyeti”dir, federasyona, özerk bölgelere ve başka bir devlete dönüştürülemez.

-halkımızın ortak ismi, “türk milleti”dir. anayasadan silinemez. islam dini, tüm mezhepleriyle birlikte bu millet kavramının içinde ilahi, tarihi, vazgeçilmez, kadim ve ulu bir konumdadır. kürt milliyeti kavramı da, diğer etnik renkler de, bu ulusal ortak kavramın içinde güzide birer konumdadır.

-devrimimizin ismi, “türk devrimi”dir. devlet yönetiminde laik kimlikten vazgeçilemez.

-önderimizin ismi “atatürk”tür, kalbimizden silinemez

-dilimiz “türkçe”dir, resmi ortak asla kabul edilmez.

-anayasa’mızın ilk 3 maddesi değiştirilemez. (66. madde farklı yazılabilir)

bunlardan vazgeçtik mi, cumhuriyet aşkı biter.

ama gerçekte biten türklük olur!

tamam mı?..

anlaştık mı?..

hayır mı?.. anlaşmadık mı?..

buyurun o zaman, yıkmaya çalışın cumhuriyetimizi..

biz direneceğiz!..

dedik ya, zaman rezistans zamanıdır..

türkiye’de olan biten her şey, geçmişte sevr’i parçalamamızın rövanşıdır. bunu unutmayalım. emperyalizm, içine bir türlü sindiremediği türkiye cumhuriyeti’ni silip süpürmeye, 90 yıldan beri, hiçbir zaman bu kadar yakın olmamıştı.

bu bir paranoya değil..

tam tersine, tersyüz edilmiş bir reel tarihtir!..

bu toprakların simgesi diyap ağa değil de, seyit rıza olacakmış! (diyap ağa, mustafa kemal’in yanında milli mücadeleyi yürütmüş bir kahraman dersim milletvekilidir, seyit rıza ise atatürk cumhuriyeti’ne karşı ayaklanmış dersimli bir toprak ağası ve politikacısıdır)

koluna türk bayrağı dövmesi isteyen turiste, türk bayrağı dövmesi değil de, pkk bayrağı dövmesi yapılırmış..

ne dersiniz?..

bu tersine tarih değil de, nedir peki, eyy ulus çocukları?..

***

gazi mustafa kemal’in şu sözü cumhuriyetimizin temel taşıdır: “kurtuluş savaşını gerçekleştirmiş türkiye halkına, türk milleti denir!”..

eğer türk milletini tarihten silersek, türkiye halkı yekdiğerinin boğazına sarılır, tersine bir kurtuluş savaşı (!) başlar..

işte emperyalizm’in istediği tablo budur.

ne dersiniz liberaller?..

bana kanı karışık diyen sıtkı beyefendi?..

yazılarınızda hiç “emperyalizm” lafı geçmiyor..

bir sebebi olmalı..

unutmadan..

ha unutmadan..

pkk ve bdp sürekli olarak, kendilerinden sonra karadeniz bölgemize de özerklik verilmesini istiyor.. çünkü orada türkler değil, pontus artığı lazlar yaşıyormuş..

liberal sıtkı şükürer, bir yazısında (10.2.2013, hürriyet ege) şöyle demişti:

“- bu ülkede yaşayan tüm insanları, anladıkları anlamıyla tek bir potada eritmek için kullandıkları kapsayıcı kavram türk’tür… neticede devletin bu ağır empozesine karşı çıkmayan, çerçeveyi kabullenen örtülü bile olsa kendini belli etmemeye çalışan her farklı kimlik, temkini elden bırakılmadan, “makbul vatandaş” statüsüne sahip olabilmiştir. herkesi hizaya sokan bu anlayış, oluşturduğu fiili durum sonrasında “bizim devletimiz etnik kördür” diyebilmiştir.. şimdi pandoranın kutusu açılmış gözüküyor..”

bunlar ne demek biliyor musun sevgili okuyucu?..

geçenlerde karadeniz kökenli aktör kadir inanır, pkk’yı haklı buldu ya.. karadeniz kökenli yazar nuray mert, pkk terör örgütü değildir dedi ya.. bdp’nin karadeniz kökenli parlamenteri ertuğrul kürkçü, bdp’yi karadeniz’e yayacağız, dedi ya..

ya, işte böyle..

kadir inanır, nuray mert ve ertuğrul’u, karadeniz’de “laz mitingleri”nde konuşmacı olarak görürsek şaşırmayın sakın.

geçende sinop’a giden bdp heyetini, tahrik edilmiş binlerce kişi saldırı şeklinde protesto etti. yazık değil mi?.. günah değil mi?.. yani bir anda karadeniz bölgesi de karışabilir. tahriklerden, ırkçılıktan, türk’e sövüp saymaktan vazgeçip, anayasa’dan atatürk ve türk milleti kavramlarını çıkarmadan, bu güzel vatanı elbirliği ile 75 milyon yurttaş olarak, demokrasi, insan hakları, kalkınma ve sömürüsüz ekonomik düzen çerçevesinde yükseltmekten daha insani, daha dini, daha milli, deha demokratik ne olabilir?..

ama, emperyalizm rahat bırakır mı?..

önceden söylüyorum..

emperyalizm vatanımızda cirit atmakta..

ne dersin liberal sıtkı?..

“pandoranın kutusu açıldı” dediğin nedir?..

yani türk’ten boşanmış türkiye’de, her etnik yapı, mezhep, cemaat, tarikat, fraksiyon hiçbir ulusal birlik ve aidiyet ruhu taşımadan sadece kendi renklerinin egemenlik mücadelesini koyulup, her karış toprağımızı yugoslavya örneği paramparça mı edecekler?.. bu mu, sizin özlediğiniz ileri demokrasi?.. parçalanmayı ve iç savaşları önleyecek ne gibi önlemleriniz var?.. biliyoruz hiç bir önleminiz yok, tam aksine yaraları derinleştirme ve kışkırtma ezeli potansiyeliniz var.

bakarsınız, gün gelir karadeniz’de üs tutmuş olan pkk dövmecileri, turistlerin koluna “bizans-rum pontus arması” kazırlar..

olur mu olur!..

pandoranın kutusu açıldı derken, bunları mı kastediyorsunuz?..




01/03/2013



Yazarın diğer yazıları

Gökmen Ulu’ya özgürlük.. (01/11/2017)
“AKINCI” İsmi, İade Edilmelidir.. (01/10/2017)
30 gün çizmesini çıkarmayan kemalist zabitler! (01/09/2017)
Dibeklihan İsyankar Bir Kale Gibiydi.. (01/08/2017)
Karikatür dergileri kapanırken, giderayak havadan sudan.. (01/07/2017)
Alaçatı, ülkemin kötü kopyası (01/06/2017)
Dağarcık Türkiye İmdadıma Yetişti (01/05/2017)
Milliyetçilik Osuruk Gibiymiş… (01/04/2017)
Gavur Mümin’in Sır Perdesini Aralıyoruz… (01/03/2017)
“Cumhuriyetçilik” Misyonu, Anti-Emperyalisttir! … (01/02/2017)
Vatan’ın Hikayesi Namus Borcumuzdur! (01/01/2017)
Güzelbahçe'de Cumhuriyet ateşi… (01/12/2016)
Karşıyaka’da “Milli Bağımsızlık” aşkı… (01/11/2016)
Bombacı, Bayrağına Kavuştu (01/10/2016)
İstiklal Madalyası’nı 10 Dakika Avucumda Okşadım… (01/09/2016)
Tolga Çandar ve Ege Türküleri… (01/08/2016)
Sürdürülemezlik Teoremi ve Sorunlarımız… (30/06/2016)
Tarih, sanat, turizm ilişkisi; Festivallerin toplumsal gelişmeye katkısı… (01/06/2016)
Tüyap Kitap Fuarının ardından… (01/05/2016)
Çözüm yolunda Kıbrıslı şair: Özker Yaşın (01/04/2016)
İstiklal Marşı, Yalçın Küçük ve Ertuğrul Özkök.. (01/03/2016)
Çağının tanığı bir yazar: Ali Gevgilili (01/02/2016)
Nihayet “Yörük” romanı… (01/02/2016)
Bir Cumhuriyet Aydını: Ali Gevgilili  (01/01/2016)
Karl Marx, neden 3685 kez “Türk” dedi? (01/12/2015)
Cumhuriyet Paradigması’nda “İstiklal” neden unutuldu?.. (01/11/2015)
Boşuna mı “İstiklal” için Savaştık?... (01/10/2015)
ASALA filmi… (01/09/2015)
Hümanizm Yazıma Eleştiri ve Yanıtlar… (01/08/2015)
İnsanca: Türkiye Hümanizmi (01/07/2015)
Soykırım Yok Dersek Hapse mi Gireceğiz? (01/06/2015)
Ağrı Dağı, “Mattarhorn” Olabilir… (01/05/2015)
1.5 milyon Ermeni´nin Öldürüldüğü Doğru mu? (01/04/2015)
1915 Kıyımının İçyüzü Nedir? 24 Nisan Neyi Anlatır? (01/03/2015)
Emperyalizm ve Ermeni Sorunu… (01/02/2015)
Ermeniler Kimdir? (01/01/2015)
Doğu Anadolu Ermeni Yurdu mu? (01/12/2014)
2015 Barışçısı:Artin Penik (01/11/2014)
Sevsinler Etnik Haritanızı… (01/10/2014)
Yılmaz Özdil’in En Büyük Suçu… (01/09/2014)
Kıbrıs’ta Direniş Sürüyor… (01/08/2014)
Kıbrıs’ta En Uzun Gece… (01/07/2014)
Yorumsuz: Çin ve Vietnam (01/06/2014)
Mavi Kadın – Yeşil Adam.. (01/05/2014)
Hangout Yayını ve Aziz Kocaoğlu (01/04/2014)
Emperyalizm’in güdümünde “Kıbrıs Müzakereleri”… (01/03/2014)
“Sancağımızı şerefle dalgalandırdık…” (01/02/2014)
Yusuf Savaş Emek’in Ardından… (22/01/2014)
Şiir ve yurtseverlik… (01/01/2014)
Cumhuriyeti tek başına kutlamak!… (01/12/2013)
Soyadları Cumhuriyet Kazanımıdır! (01/12/2013)
Cumhuriyeti tek başına kutlamak!… (25/11/2013)
Son Cumhuriyet mi?.. (24/10/2013)
İzmir´i kim yaktı?.. (01/09/2013)
Cumhuriyet’in 90.yılında bir cumhuriyet aydını portresi.. (01/08/2013)
Yeni Ortaçağ’da edebiyat.. (01/07/2013)
Taksim direnişi.. (03/06/2013)
Hasan Tahsin Ödülü... (01/06/2013)
Hasan Tahsin’i okumanın tam zamanı.. (01/05/2013)
Emperyalizm, Milliyetçilik (Ulusalcılık) ve Direniş... (01/04/2013)
Suriye’de “Hayalet Uçak” (01/02/2013)
Savas Kalenderidis, PKK ve Yunan Darbecileri (01/01/2013)