Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Ekim Ayının Kazananı: İçimizdeki Zalim

Cansu Akbaş Demirel

‘bir candan bin ölüme kederle’[1]

Geçtiğimiz ay yine insanlar öldü. Genç erkekler öldürüldü. Türkler ve Kürtler. Biz izledik.

Geçtiğimiz ay bir belediye başkanı, ilçesinin tarihi geleceğine gölge düşüreceğini iddia ettiği ‘mülteci kampına hayır’ demek için açlık grevine başladı. Yapılacak ‘mülteci kampı’nın -ki asıl kuruluş amacı Kabul ve Geri Gönderme Merkezi olmasıdır- ilçesinin menfaatlerine, çıkarlarına zarar vereceğini iddia etti başkan. ‘Başıboş mülteciler’ dedi. Biz izledik.

Geçtiğimiz ay bir dönem devlet başkanlığı yapmış bir kişi yerlerde sürüklenerek öldürüldü. Cesedine tekmeler atıldı. Biz izledik.

Geçtiğimiz ay bir deprem oldu. Yüzlerce insan öldü, çok daha fazlası yaralandı. Olayın arkasından yaşanan tartışmaların boyutları yalnızca yanlış yapılanmayı değil, yanlış yapılanmış insanlığı da ortaya koydu. Biz izledik.

Geçtiğimiz ay siyasiler ‘intikamımız büyük olacak’ dediler; ‘ya sev ya terk et’ dediler. İnsanlar hangi kafede hangi arkadaşlarıyla yemek yediklerini paylaşırlarken internet sayfalarında, birden bir doğal felaketin aslında nasıl bir ‘ilahi adalet’ olduğunu anlatmaya koyuldular. Ölen gençlerle depremde ölenler arasında bir bağ kurmaya çalıştılar. Kimi program yapımcıları depremzedelerin yardım taleplerine karşılık olarak kin kustular. Biz izledik.

İzledik ama utancımızdan da eğildi başlarımız. Kimi köşe yazarları doğmamış oğullarına mektuplar yazdılar, utançlarını birazcık yenebilmek, özürlerini dile getirebilmek için. Sosyal medyada şiddet ve nefret söylemi karşıtı gruplar oluşturulmaya başlandı. Haber izlemez, televizyon açmaz olduk. Göz görmezse bu ayıba gönül katlanır diye düşündük belki ama o da olmadı.

Zalimliğe İlişkin Bir İnceleme

Tam da bu sıralarda elime geçti Emre Kongar’ın İçimizdeki Zalim adlı kitabı. Kitabını ‘Tüm mazlumlara... Bir gün iktidara geldiklerinde zulüm yapmamaları dileğiyle!’ yazan Kongar, on altı bölümde zalim olma halini inceleyerek, bunu ortaya çıkaran nedenleri, nefret söylemi ve toplumsal zulmün örneklerini inceliyor. Bir televizyon programında diyordu ya Ece Temelkuran, ‘siz ne zaman bu kadar zalim oldunuz?’ diye; Kongar anlatıyor.

Yazıda sözünü ettiğimiz tüm bu ırkçılık örneklerinin karşılığını kitapta bulabiliyoruz. Diğer yandan Kongar kitabında, ‘Türkiye’de Çağdaş Zulmün Kaynakları’ başlığı altında Türkiye’de zulmün tarihi olarak adlandırılabilecek geniş bir özete yer veriyor ve bu durumun siyasal ve toplumsal nedenlerine yer veriyor. Demokrasi kültürünün eksikliğini en önemli neden olarak açıklıyor ve bu tespitte bulunurken de çeşitli saygın dergi ve yayınların incelemelerine atıfta bulunuyor. Yazar; kadınlara yapılan zulüm, sanata yönelik zulüm ve medyaya yönelik zulüm konularına da aynı başlık altında yer veriyor. Kongar bu kitabı bir ‘Kendine Yardım’ çalışması olarak nitelendirdiği için tüm bu konulardan kısaca söz etmesini, bir olan bitenler karşısında kendini tutamama hali olarak değerlendirmek mümkün. Örnekler üzerinde uzun uzadıya çalışılmamış, konu hakkında son noktayı koyma iddiası taşımıyor kitap.

Buna rağmen toplumsal olarak içinde bulunulan ruh halini anlamlandırmak ve altında yatan nedenleri görebilmek bakımından ufuk açıcı bir kitap. Bireysel olarak ne kadar zalim ve ne kadar mazlum olduğumuzun da farkına varabilmek açısından bir başlangıç.

Geçtiğimiz ay biz içimizdeki zalimleri kontrol edemedik. Yanlış eğitim sisteminin, devlet politikalarının, söylemlerin sonuçlarını bir kez daha olumsuz bir biçimde gördük.

Kitabın sonunda Emre Kongar, yaşadığımız yılda bu ülkede böyle bir kitap yazmaktan kaynaklanan utancını ifade ediyor.

Biz de dileyelim ki, böyle kitaplar yazılmasına gerek kalmasın; isteyelim ki yeniden bu olaylar yaşanmasın ve artık izlemeyelim ki bir gösteriye dönüşen zulüm daha fazla seyirci bulamasın. Tüm bunların yazılışı onun umudu aslında.

Nazım Hikmet’in dediği gibi; ‘sonu tatlıya bağlayan kitaplar yollayın bana/ onların dediği çıkacak/ eninde de sonunda da...’[2]

İçimizdeki Zalim: Anlamak ve Üstesinden Gelmek

Emre Kongar

Remzi Kitabevi

2011, İstanbul

279 s.

[1] DURBAŞ, Refik, Kederle Toplu Şiirler 1(Çırak Aranıyor), Kırmızı Yayınları, Mart 2010, İstanbul s. 182.

[2] RAN, Nazım Hikmet, Yine de iyimserlik, http://www.siirleri.org/siir/3539/Yine+De+%DDyimserlik.html




03/11/2011



Yazarın diğer yazıları

Okumasak Da Dinlesek (01/03/2014)
Sümerlerle Bir Ömür: Muazzez İlmiye Çığ (01/02/2014)
‘Benim Kitaplarım’ (01/12/2013)
Cezasızlık, Umut ve Stefan Zweig (01/10/2013)
Cezasızlık, Umut ve Stefan Zweig (11/09/2013)
Fidandan Ağaca (01/08/2013)
Ali Orhan İlkkurşun’un Anıları (19/06/2013)
Yeni Bir Kaynak: İzmir Yangını Hakkında Ön Rapor (16/05/2013)
Günlerin Getirdiği Baskı ve Zulüm Sürerken: Yaşasın 1 Mayıs! (01/05/2013)
Siyaset Aracı Olarak Kadın (07/03/2013)
Cenazelerin Hatırlattıkları: Barış Hemen Şimdi (01/02/2013)
Üniversitenin İşlevi (06/01/2013)
Kim Satıyor, Kim Alıyor, Kim Ödüyor? : Silah Ticareti Kılavuzu (16/12/2012)
İstanbul’da sergi zamanı (14/11/2012)
Schubert Seven Kedi (01/10/2012)
Hatırlatma: 20 Haziran’da Mültecilik Sorunu (20/06/2012)
Nisan Ayına İki Kitap: Dinlememişler ve Yeniden Başlamak İsteyenler İçin (02/04/2012)
Soru Cevap ve Bir Hayat: Sedef Kabaş’ın Nermin Abadan Unat Söyleşisi (01/03/2012)
Politikada Nezaket de Vardı: İsmail Cem (23/01/2012)
Yeni yılda öteki olalım: Siyahbeyaz Dizisi (01/01/2012)
Dizisini İzledik, Kitabı da Çıkmış: Reşat Nuri Güntekin (07/12/2011)
‘Hiçbir şeyden korkmasaydık!’: Mino’nun Siyah Gülü (01/12/2011)
Köylüyü Şehirlilere Sevdiren Adam: Ruhi Su (01/09/2011)
Nerede Demokrasi? (01/06/2011)
‘Dranas Yalvarası: Tanrım Merhamet Et Kula’ (01/06/2011)
Bahara Yakışmayan Yazı (01/05/2011)
72. Koğuş ve (Eski) Bursa Cezaevi (01/04/2011)
Seçime 4 Ay Kala: Cumartesi Anneleri (01/03/2011)
Katiller ve kahramanlar (09/02/2011)
İzmir´de Mülteci Olmak (02/05/2010)
İzmir´de Mülteci Olmak (05/02/2010)