Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

DÜNYA BANKASI GRUBU VE TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

A. Ebru Okan / Sinan Çınar

İkinci dünya savaşı sürecinde Amerika Birleşik Devleti’nin New Hampshire eyaletinin, Bretton Woods kasabasında toplanan, para ve finans konferansında alınan kararlar sonucu ortaya çıkan kurumlardan bir tanesi Dünya Bankası olarak bilinmektedir. Dünya Bankası’nın resmi bir varlık haline gelmesi 1945 yılı içerisinde gerçekleşmekte, 25 Haziran 1946 yılında faaliyete başladığı bilinmekte ve statüsünü yirmi sekiz ülkenin imzası ile 27 Aralık 1947 kazandığı bilinmektedir. Aynı yıl içerisinde banka ilk kredisini Fransa’ya vermiştir. Dünya Bankası kurumunun felsefesi tamamen liberalizme açık bir anlayış içerisinde gözlemlenmektedir. Kurumun misyonunda İkinci Dünya Savaşı sürecinde tahrip olan Avrupa ülkelerini yeniden inşa etme yer almaktadır. Fakat İkinci Dünya Savaşından sonra Amerika Marshall Yardımları çerçevesinde Avrupalı devletlerin toparlanmasına katkı sağlamış ve Dünya Bankası’nın böyle bir misyon üstlenmesine gerek kalmamıştır. Bu sürecin ardından Dünya Bankası amacında değişime giderek gelişmekte olan ülkelerin yatırım kredisi gereksinimlerini karşılama amacını hedefleyen bir yatırım ve kalkınma bankası konumuna gelmiştir. Dünya Bankası’nın amaçları ana sözleşmesinin 1. maddesinde yer almaktadır. Sözleşme maddeleri konjonktüre uygun biçimde değişimler içermekte olsa da ana temada şu şekildedir:

  1. Üye ülkelerin İkinci Dünya Savaşının oluşturduğu yıkıntıların düzeltilmesi de dahil olmak üzere kalkınma ve yeniden yapılanma çabalarına verimli sermaye yatırım kanalları ile yardımcı olmak, gelişme yolundaki ülkelerin kaynaklarının ve verimli olanaklarının geliştirilmesini özendirmek,

  2. Özel yabancı yatırımlara garanti vermek ya da krediye katılımda bulunmak yolu ile desteklemek,

  3. Uluslararası ticareti geliştirmek ve ödemeler dengesi istikrarını sürdürebilmek için kalkınma amaçlı uluslararası yatırımları özendirmek,

  4. Diğer kanallardan sağlanan kredileri yeniden düzenlemek ya da garanti etmek suretiyle daha yararlı ve acil projelerde öncelikli kullanılmasını sağlamak,

  5. Savaş döneminden barış dönemine geçişte mümkün olan en uygun koşulların sağlanmasına yönelik uluslararası yatırımları yönetmek.

Dünya Bankası’nın ana sözleşmesi baz alınarak amaçları yukarıda yer alan şekildedir. Günümüzde Dünya Bankası’nın temel amacını kapitalist ülkelerden az gelişmiş ülkelere finansal olanakları kaydırarak geri kalmış ülkelerin refahlarına katkı sağlamak şeklinde belirtmek mümkündür.

Dünya Bankasının örgüt yapısında göze çarpan en önemli nokta grubun başkanıdır. Genellikle Amerika Birleşik Devletleri kökenli seçilmektedir. Günümüzde başkan ABD Başkanı Barack Obama tarafından atanan Jim Yong Kim’dir. Jim Yong Kim 2012 yılından beri başkanlık yapmaktadır

Dünya Bankası Grubunu tanıyacak olduğumuzda ise; Dünya Bankası Grubu denildiğinde ilk akla gelen kurum Uluslararası Yeniden Yapılandırma ve Kalkınma Bankası (International Bank for Reconstruction and Development-IBDR)’dır. Dünya Bankası, Uluslararası Yeniden Yapılandırma ve Kalkınma Bankası’nın bilinen kısa adıdır. Fakat Dünya Bankası Grubu altında Uluslararası Kalkınma Birliği (International Development Association-IDA), Uluslararası Finans Kurumu (International Finance Corporation-IFC), Çok Taraflı Yatırımları Garanti Ajansı (Multileteral Invesment Guarantee Agency-MIGA) ve Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (International Centre For Settelement of Invesment Disputes-ICSID)’den oluşan beş farklı kurumu ifade etmektedir. Bu kurumların bir grup altında toplanmasının altında yatan etken neden tümünün başkanlığının IBDR kısa adı ile Dünya Bankası başkanının üstlenmiş olması, kurumların yönetim, amaç ve fonksiyonları bakımından birbirleri ile doğrudan ilişkilerinin bulunuyor olması, diğer kurumlara üyelikte öncelikli olarak Dünya Bankası’na üye olma zorunluluğunun olması gibi nedenler karşımıza çıkmaktadır. Bir başka anlatım ile tüm bu kurumlar kaynak ve hesapları bakımından birbirlerinden bağımsız olmalarına rağmen üyelik, amaç ve yönetim ilişkileri bakımından birbirleri ile bağlantılı konumda bulunmaktadırlar.

Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası

Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası ve ilerleyen bölümde daha detaylı olarak ele alınacak Uluslararası Kalkınma Birliği müştereken ülkelerin gelişmişlik düzeylerini dikkate alarak, ülkelere kredi veya hibe sağlamaktadırlar. Dünya Bankası tarafından verilen kredilerin geri ödemeleri genellikle uzun dönemlidir. Kamu projelerini desteklemektedir ve Bankaya sadece International Monetary Fund (IMF) üyesi olan ülkeler üye olabilmektedir. Bankanın desteklediği projeler içerisinde baz aldığı noktalar projelerin gelir getirme, istihdam yaratma ve kalkınmayı hızlandırma niteliklerini sağlıyor olmasıdır. Bankanın sağladığı krediler IMF vb gibi kurumlardan daha düşük faizlidir.

Uluslararası Kalkınma Birliği

Uluslararası Kalkınma Birliği 24 Eylül 1960 yılında kurulmuştur. Türkiye’nin de kurucu üyeliği arasında yer aldığı bir kurumdur. Uluslararası Kalkınma Birliği, Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası’nın filyar kuruluşudur. Birliğin şuan 166 üye ülkesi bulunmaktadır. Uluslararası Kalkınma Birliği kişi başına düşen gelirin genellikle 805$ altında olduğu ülkeleri desteklemekte onlara on beş yıl ön ödemesiz, kırk yıl sıfır faizli krediler sağlamaktadır. Birlik sermaye piyasasından borçlanmaz, Dünya Bankası’ndan borçlanır.

Uluslararası Finans Kurumu

Dünya Bankasından ayrı bir finans kurumu oluşturulması amacı ile 1954 yılında çalışmalara başlanmıştır. Bu çalışmalar 20 Temmuz 1956 yılında sonuçları vermiş ve otuz bir ülkenin sermayelerinin %75’ini taahhüt etmeleri ile Uluslararası Finans Kurumu ortaya çıkmıştır. Bu kurumu Uluslararası Kalkınma Birliği ve Dünya Bankasından ayıran en belirgin özelliği özel sektör projelerine destek sağlayarak kredi kullandırmasıdır. Ülkemiz Uluslararası Finans Kurumunun kurucu üyeleri arasında yer almaktadır.

Çok Yanlı Yatırımları Garanti Ajansı

Çok Yanlı Yatırımları Garanti Ajansı 1985 yılında Seul Sözleşmesine bağlı olarak dokuz gelişmiş, yirmi gelişmekte olan ülke tarafından 1988 yılının Eylül ayında kurulmuştur. Ülkemiz Çok Yanlı Yatırımları Garanti Ajansı kurucu üyeleri arasında yer almaktadır. Bu kurumun amaçları içerisinde özellikle doğrudan yabancı yatırımları, yatırım yapılan ülkede oluşabilecek istikrarsızlıklar veya doğal afetler vb. gibi beklenmeyen durumlara karşı koruma bir diğer tabir ile garanti altına alma vardır. Kurum bu garantiyi belirli bir komisyon karşılığında sağlamaktadır.

Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi

Dünya Bankasının doğrudan yabancı yatırımların korunması konusunda hazırlattığı bir sözleşme bulunmaktadır, sözleşme uyarınca Dünya Bankasından ayrı fakat aynı çatı altında bulunan bağımsız bir örgüt olarak kurulmuştur. Ülkemiz Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi’ne 1987 yılında, merkezin kuruluşundan yirmi iki yıl sonra üye olmuştur. Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi’nin amacı sözleşmelere bağlı olan anlaşmazlıkların uzlaşmasını yapmak ve hakemliği için kolaylıklar sağlamaktır. Bu açıklama ardından kurum uzlaşma kurumu olarak nitelendirilebilmektedir.

DÜNYA BANKASI TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

Dünya Bankası Türkiye ilişkilerine genel bir değerlendirme yapmamız gerekirse, Dünya Bankası ile Türkiye'nin geçmişten günümüze yolu birçok kez kesişmiştir. Dünya Bankası'nın kendi kayıtlarına göre, Türkiye ülke ekonomisine katkı sağlamak amacı ile Dünya Bankasından, üye olduğu tarihten günümüze kadar geçen süre içerisinde 160'tan fazla kredi anlaşması imzalamış ve bu kredi anlaşmalarından elde ettiği geliri ülke ekonomisine katkı sağlamak amacı ile çeşitli yerlerde değerlendirmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Dünya Bankası ile ilişkilerini tarihsel bazda inceleyecek olursak; Türkiye, Dünya Bankası'nda 1947 senesinde üye olmuştur. Türkiye'nin, Dünya Bankasından almış olduğu kredilerin başlangıcı da bu yıllara denk gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin, Dünya Bankasından almış olduğu ilk kredi 1950 senesinde alınmıştır. Türkiye, Dünya Bankasından almış olduğu bu krediyi silo yapmak üzere temin etmiştir. Silo yapılmak üzere alınan bu kredi 3.9 milyon dolar tutarında olmuştur. Bununla birlikte ilk kredilerden kabul edilen bir diğer anlaşma ise yine 1950 senesinde gerçekleşmiştir. Bu anlaşma ise ülkedeki mevcut olan limanların geliştirilmesi için alınmıştır. Mevcut limanların geliştirilmesi adına Dünya Bankasından temin edilmiş olan kredi miktarı ise tam olarak 12.5 milyon dolar tutarında vuku bulmuştur. Ayrıca yine bu dönemlerde alınmış olan bir diğer kredi Türkiye Sınai ve Kalkınma Bankası tarafından alınmış olan kredidir. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası tarafında temin edilmiş olan kredinin miktarı ise 9 milyon dolar olmuştur. Ve bu kredi de Dünya Bankasından temin edilmiş ilk krediler arasında yerini almıştır.

Türkiye ile Dünya Bankası ilişkileri resmiyette 1947 senesinde gerçekleşmiş olsa da, fiilen bakıldığında Türkiye Dünya Bankası ilişkileri, Türkiye Cumhuriyeti'nin 1949 senesi Temmuz döneminde Dünya Bankasına başvuru yaparak, kalkınma yönünde ülke içerisinde birtakım girişimlerde bulunacağını ve bu konuda çabalar içinde gireceğini belirtmesi üzerine başlamış ve ivme kazanmıştır. Bu olayları izleyen yılın son dönemlerinde yani 1949 senesi sonlarında Dünya Bankası, Türkiye ekonomisini inceleyebilmek ve Türkiye ekonomisi hakkında daha net bir biçimde fikir sahibi olabilmek adına, Türkiye'ye Barker adında bir uzman başkanlığında heyet göndermiştir. Bu Dünya Bankası faaliyetlerini daha rahat yürütebilmek ve bunun yanında daha rahat incelemelerde bulunabilmek adına Ankara'ya gelmiş ve incelemelerde bulunmuşlardır. Hazırladıkları rapor, Türkiye ekonomisi adına çok olumlu ibareler barındırmadığından dolayı, hükümeti rahatsız etmiştir. Özellikle dönemin başbakanı bu rapordan duyduğu rahatsızlıktan dolayı bu raporu reddetmiştir. Rapor Türkiye ekonomisi için olumlu ibareler barındırmamasının yanında, Dünya Bankasından yapılacak yardımlara bir kısıtlama getirilmesi gerektiğini içermiş ve Türkiye tarafından bu durum hoş karşılanmamıştır. Bu anlaşmazlığın etkileri 1970'li yıllara kadar ciddi bir biçimde etkisini göstermiş, 1970'li yılların ardından ilişkiler yavaş yavaş düzelme göstermeye başlamıştır. Bu döneme gelene kadar Türkiye 1950-1954 seneleri arasında Dünya Bankasından 60.7 milyon dolarlık kredi temin etmiştir. Bu almış olunan kredilerin %64.4'lük orandaki kısmı altyapı yatırımlarına, %6.4'lük orandaki kısmı tarım kesimine aktarılmış kalan kısım olan %29.2'lik kısım ise Türkiye Sınai Kalkınma Bankası aracılığı ile özel sektörün geliştirilmesi açısından, özel sektöre aktarılmıştır. 1954-1966 seneleri arasında heyet krizinin etkilerinin yadsınamaz bir biçimde etkisini sürdürmesi nedeni ile Türkiye ve Dünya Bankası arasında hiçbir kredi anlaşması imzalanmamıştır. 1966-1970 senelerine gelecek olursak bu dönemlerde anlaşmaya varılmış olunan ve Dünya Bankasından alınan kredi miktarı 123.4 milyon dolar olarak vuku bulmuştur. Bu temin edilen kredi miktarının yüzdelik oran bazında %60.7 'lik kısmı Türkiye Sınai Kalkınma Bankası özel sektör faaliyetlerinin ülke içinde geliştirilmesi adına özel sektöre, ülke içinde önemli kabul edilen sektörlerden olan tarım sektörünün faaliyetlerini geliştirmek adına %9.7'lik orandaki kısmı tarım kesimine, %29.6'lık orandaki kalan kısmı ise hidroelektrik santral ve enerji nakil hattının ülke içinde yapılması ve faaliyete geçirilmesi için kullanılmıştır.

1972 senesinin başlangıcından itibaren Türkiye Cumhuriyeti ve Dünya Bankası arasında vuku bulmuş olan anlaşmazlığın yaratmış olduğu gerginlik etkisini tamamen yitirmeye başlamıştır. Gerginliğin azalmış olması ilişkiler arasındaki faaliyetleri etkilemeye başlamıştır. Ancak bu dönemde 1973 yıllında etkisini göstermeye başlamış olan kriz Türkiye'yi olumsuz etkilemiştir. Özellikle iç ve dış ekonomik ortamın ülke içerisinde yaratmış olduğu büyük sorunlar Türkiye ekonomisinin birtakım açmazlara girmesine neden olmuştur. 1973-1974 seneleri içerisinde yaşanan petrol krizi ile birlikte Türkiye ekonomisi büyük dış açıklar vermeye başlamıştır. Ve bu durum Türkiye ekonomisinde olumsuz dönemlerin başlamasına ve etkisini hızlı bir biçimde göstermeye başlamıştır. Oysaki bir önceki dönemde özellikle 1963-1973 yılları arasında Türkiye ekonomisi ekonomik kalkınmayı istikrarlı bir biçimde gerçekleştirmeyi başarmış ve bunu yıllara yayarak faaliyetlerine devam edebilmiştir. Büyüme hızı ve enflasyon konularında çok başarılı bir performans sergilemiş ancak petrol krizi kaynaklı olarak, 1974 senesindeki petrol fiyatlarındaki mevcut durumdaki artış bu durumu ülke ekonomisi için tersine çevirmiştir.

1980'li yıllara geldiğimizde ise Türkiye ve Dünya Bankası ilişkileri yapısal uyum kredileri çerçevesinde varlığını sürdürmüştür. Yapısal uyum kredilerinin genel anlamda ülke ekonomisini geliştirmek amacı ile alınmasının yanında, hedefi büyük bir oranda Türkiye ekonomisinin o dönemdeki en büyük problemleri arasında yer alan enflasyonu düşürmek, ülkede var olan mevcut kaynakların iyileştirilmesi içim var olan imkânları artırılmasını sağlamak ve döviz gelirlerini artırmaktır. Yapısal uyum kredilerine genel çerçevede bir değerlendirme yapacak olursak;

Birinci Yapısal Uyum Kredisi 1980 senesi Mart ayında, Dünya Bankası ile Türkiye arasında imzalanmıştır. Bu kredi ile birlikte Dünya Bankası, Türkiye Cumhuriyetine toplamda 200 milyon dolar tutarında kredi sağlamıştır. Bu kredi Türkiye Cumhuriyeti tarafından ekonominin kısa vade içerisinde istikrara kavuşturulması, orta vadede ekonominin düzelmesi, uzun vadede ise kalkınmanın sağlanması amacı ile Dünya Bankasından temin edilmiştir. Kredinin alt maddelerini inceleyecek olursak, faiz oranı yıllık olarak hesaplanmış ve %8.25 olması kararı verilmiştir. Kredinin kullanıldığı alanlara bakıldığında ise daha çok ülkedeki tarım ve sanayi sektörlerinde üretim kapasitesini artırmak için ve bunun yanında hammadde ve aramalı ithalatına gerekli miktarda dövizi sağlamak amacıyla kullanılmıştır. İlk yapısal uyum kredisi bu şekilde vuku bulmuş ve ilerleyen dönemlerde yeni yapısal uyum kredileri alınmasına devam edilmiştir.

İkinci Yapısal Uyum Kredisi, 1981-1982 senelerinde alınmıştır. Dünya Bankasından bu dönemde temin edilmiş olan kredi miktarı toplamda 300 milyon dolardır. Faiz oranı %9.6 olarak belirlenmiştir. Bu kredinin alınmasındaki temel amaçlar, o dönem dünya ekonomik konjonktürüne uygun bir biçimde ithalatta serbestleştirmeyi sağlamak, Türkiye ekonomisinde düzelme sağlamak, vergi sistemine birtakım düzenlemeleri getirmeyi sağlamak amacı için araç olarak kullanmak ve enerji sektörüne birtakım düzenlemeler getirmek ve bunların yanında enerji sektöründe düzelmeleri sağlamak amacı için bu sektörde belirli reformları daha kolay yapabilmektir.

Üçüncü Yapısal Uyum Kredisi, 1982 senesinin Mayıs ayında Dünya Bankasından temin edilmiştir. Toplamda bu yapısal uyum kredisi kapsamında alınan miktar 304.5 milyon dolar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yapısal uyum kredisinin yıllık bazda faiz oranı %11.6 olarak tespit edilmiştir.

Dördüncü Yapısal Uyum Kredisi, 1983 senesinde toplamda 300.8 milyon dolar olarak alınmıştır. Yıllık faiz oranı için ise %10.93 oranı uygun görülmüştür. Bu alınan yapısal uyum kredisinin de genel olarak amacı dünya ekonomik konjonktürüne daha kolay uyum sağlayabilmek açısından ülke ekonomisinde ithalatı daha kolay bir biçimde finanse edebilmektir.

Beşinci Yapısal Uyum Kredisi, 1984 yılında ve toplamda iki yıllık bir süreyi kapsayacak şekilde açılmıştır. Toplamda bu yapısal uyum kredisi ile birlikte Türkiye ekonomisine 376 milyon dolar kaynak sağlanmıştır. Bu yapısal uyum kredisinin de ana amacı dördüncü yapısal uyum kredisinde de olduğu gibi ülke ekonomisi içerisinde ithalatın daha kolay finansmanını sağlayabilmektir.

1985 senesinden sonra alınan beş tane yapısal uyum kredisi yerini, sektörel uyum kredilerine bırakmıştır. Türkiye, Dünya Bankasından 1985-1989 yılları arasında özellikle ülke içerisinde önemli görülen sektörler olan tarım sektörü, mali sektör ve enerji sektörü için olmak üzere kredi sağlamıştır. Tarım ve enerji sektörleri için birer kez, mali sektör için iki kez sektörel uyum kredisi almıştır. Almış olduğu krediler toplamı 1.325 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Türkiye bu sektörler dışındaki sektörler içinde birtakım krediler almıştır. Türkiye ekonomisi 1985-1995 yılları arasında özellikle, Dünya Bankasından su, sağlık sektörü, eğitim, sosyal koruma, enerji sektörü, ulaştırma, finans sektörü, tarım sektörü ve bunun yanında kırsal kalkınmayı sağlayabilmek açısından alınan krediler başta olmak üzere 44 farklı kredi sağlamıştır.

Günümüze doğru gelindiğinde ise Dünya Bankası Türkiye ilişkilerinin amaçları son Dünya Bankası- Türkiye işbirliği raporunda belirtilmiştir. Bu rapora göre Dünya Bankası Türkiye işbirliği üç stratejik hedef ve amaca dayanmaktadır. Bu hedef ve amaçlar şu şekilde sıralanabilir:

1. Türkiye ekonomisinde rekabetçilik ve istihdamın artırılması

2. Eşitliğin ve kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi

3. Sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesidir.

Sonuç olarak Türkiye, Dünya Bankasına 1947 senesinde üye olmuştur. O günlerden bu dönemlere kadar ilişkiler güçlendirilerek devam ettirilmiştir. Türkiye ekonomisini güçlendirmek ve yapacak olduğu ekonomik faaliyetlere kaynak sağlamak amacı ile Dünya Bankasından birçok fon sağlamıştır. 1947 yılından 2014 senesinde gelene kadar Türkiye'nin Dünya Bankasından sağlamış olduğu fon miktarı toplamda 26.8 milyar dolar civarı seviyelerine ulaşmıştır.

Türkiye ekonominin Dünya Bankasından sağlamış olduğu fonlar daha çok ülke ekonomisinde makroekonomik istikrarın sağlanması, ülke ekonomisinin büyüme ve verimlilik artışının sağlanması ve ülke ekonomisi içerisinde faaliyet gösteren piyasalarda rekabet ortamının oluşturulması ve bu rekabet ortamının sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması için politika yapıcılar tarafından kullanılmıştır. Daha özel alt başlıklara indirgemek gerekirse; Dünya Bankası, Türkiye Cumhuriyeti'ne daha çok sosyal güvenliği ve kamu sağlığı, su tedarikinin sağlanması ve kanalizasyon, çevre, tarım sektörü, inşaat sektörü, hukuk reformu, kamu sektörünün daha kolay bir biçimde yönetilmesi ve son olarak enerji sektörü reformu konularında fon sağlamıştır.         

Eşit, Adaletli, Özgür ve Bağımsız bir Türkiye dileklerimizle …







01/06/2016



Yazarın diğer yazıları

Orta Gelir Tuzağında Türkiye (01/08/2016)
Kapitalist Ekonomilerin Gelişmekte olan Ekonomilere Neo-liberal Politika Dayatmaları (01/05/2016)
Veriler Üzerinden Türkiye’de Sanayi (01/04/2016)
İzmir İktisat Kongreleri ve Sanayi (01/03/2016)
Firki ve Sınai Mülkiyet Hakları Açısından İzmir’in Değerlendirilmesi (01/02/2016)
Gelir Eşitsizliği (01/01/2016)
Türkiye’nin Büyüme Performansı (01/12/2015)
Dış Ticaret Açığının Azalması Büyümenin Göstergesi midir? (01/11/2015)