Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Dogville Film İncelemesi

Anıl Kıral

Filmin Künyesi

Filmin adı : ​ Dogville

Yönetmen : Lars von Trier

Senaryo : Lars Von Trier

Ülke : Fransa, İtalya, Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya, Hollanda

Tür : Gerilim, Dram

Vizyon Tarihi : 5 Aralık 2003

Süre : 178 Dakika

Dil : İngilizce

Oyuncular :

Nicole Kidman

Lauren Bacall

Chloë Sevigny

Paul Bettany

Stellan Skarsgård

Udo Kier

Ben Gazzara

James Caan




Filmin İncelemesi


Filmimiz birçok araba sesi eşliğinde gecenin geç saatlerinde Dogville’ye sığınan genç ve güzel kadın Grace’yi görmemizle başlar. Grace bir şeylerden, belki de birilerinden kaçıyordur ve biz bunu araba seslerinden, silahlı adamlardan ve genç kadının saklanma çabalarından anlarız. Çok geçmeden sesler kesilir ve Grace başına gelecekleri bilmez bir şekilde Dogville’ye doğru ilerler.

Dogville halkı Grace’yi hemen benimseyemez. Onun birilerinden kaçtığını ve kasabaya bela getireceğini düşünürler ve onu kasabada istemezler. Tabi her kasabada kendini kahraman gören biri mutlaka vardır ve bu kasabada o ‘kahramanın’ adı Tom’dur.

Tom; cahil, erdemsiz, yapay ve yalancı kasabada belki de Grace’nin başına gelen en iyi şeydir ya da biz öyle sanırız.. Kasaba halkı ise aslında bize çok da yabancı olmayan, belki de her gün günaydın diye gülen komşularımız kadar gerçek, iki yüzlü tabirindeki yüz miktarının sayıca iyimser kaldığı sefil insanlardır. Başlarda bunu belli belirsiz anlarız. Çünkü Trier bunu bize hemen göstermek istemez.

Grace, Tom’un da yardımlarıyla kasaba tarafından kabul edilir ve halk onu aralarına aldığını bize gösterir. Dediğim gibi, yalnızca bize öyle gösterirler. Kasaba halkının her bir üyesinin diğerinden gizlemeye çalıştığı maskeleri de Grace’nin yerleşmesinden sonra düşmeye başlar. Kasabaya ara ara gelen ve Grace’yi görürlerse aramaları için insanlara numara bırakan adamlar ve polisler de halkın huzurunu kaçırmaya ve Grace’ten iyice soğumaya başlamalarına zemin hazırlar.

Film ilerledikçe kasabalılara baktığımız zaman hepsinin gerçek yüzlerini görürüz. İşin garibi onlar da birbirlerinin farkındadırlar ama yine de herkes iki yüzlülüğü film boyunca sürdürür. Grace kasabada kendine maaşlı iş bulur ve kazandığı parayla, kasabadaki mağazalardan birinin vitrininde gördüğü 7 tane küçük bibloyu satın almak ister. Bibloları her seferinde tek tek almaya başlar. Biblolar hayatına girdikçe, biz de yavaş yavaş Grace’nin hayatından çıkan kasaba üyelerini ve hayatına giren kötülükleri görmeye başlarız. Alında içten içe Grace’ten nefret eden halk, ona eziyet etmek için balon bir sebebe ulaşmıştır. Eskiden sadece iyi yüzlerini gören Grace, şimdi eziyete ve tecavüze maruz kalacak, köpek gibi zincire bağlanacak ve daha kötüsü en sevdiği tarafından ihanete uğrayacaktır.


Finalde kasaba halkından bir kadın Grace’nin ünlü 7 biblosunu tek tek kırmaya başlıyor. 7 rakamına dikkat. Bu 7 biblo, 7 ölümcül günahı simgelemekte. Kıran kadının da 7 tane çocuğu var ve bunlar da filmin sonunda Grace tarafından tek tek ‘kırılıyor’. Grace’i bulunca aramaları için verilen numarayı Grace’ye sinirlenip arayan Tom, kendisi dahil herkesin ipini çekmiş oluyor. Grace için gelen silahlı adamların aslında Grace’nin babasının adamları olduğunu öğreniyoruz. Sonunda gücünü kullanmaya karar veren Grace, tüm kasabayı yakıp kül etme emrini veriyor.

Trier, Hollywood sinemasının tüm maddi ve teknolojik imkânlarını sonuna kadar kullandığı, görsel efektler ve animasyonlarla süslediği filmlerinin uyandırdığı gerçeklik duygusunu, tebeşirle çizilmiş evlerin kapılarından giriliyormuş gibi yapılan bir tiyatro sahnesi olarak tasarladığı mekânda, minimum dekor, maksimum oyunculukla bezenmiş Dogville filmiyle tersyüz ediyor. Filmin bu minvalde gerçeklik açısından yapaylığı, ele aldığı meselelerin derinine nüfuz etmeye bir zemin, bir imkân oluyor adeta. Bize başka bir gerçeklik algısı ve duygusu sunuyor. Perdede bizi meşgul eden, dikkatlerimizin tamamını cezbeden tek unsur ise insan.


Filmi tamamladıktan sonra Trier eleştirmenler tarafından ukalalık ve anti-hümanizm ile çok ağır şekilde suçlandı. Buna karşıysa kendisinin bir hümanist olduğunu ve inanmadığı fikirlerin filmini çekmeyi çok sevdiğini, bunu bir çeşit fikir oyunu olarak gördüğünü söyleyerek savundu. Trier bunu hangi sebeple çekerse çeksin, bu filmden geriye insanlık adına çok önemli bir özeleştiri kalıyor. Belki hepimize biraz kendimizi ve arkasına saklandığımız bahanelerimizi hatırlatıyor. Yaptığımız kötülükler karşısında bu ikiyüzlülüğümüze devam etmeye, daha fazla bahaneler üretmeye ve sorumluluktan kaçmaya hakkımız yok.





01/07/2019



Önceki yazılar

72. Cannes Film Festivali (01/06/2019)
30. Ankara Uluslararası Film Festivali (01/05/2019)
Gizli Pencere Film İncelemesi (01/04/2019)
“Aynı Yıldızın Altında” Film İncelemesi (01/03/2019)
Beyaz Tanrı Film İncelemesi (01/01/2019)
İstanbul Fotoğrafçısı (01/12/2018)
75. Venedik Film Festivali (01/10/2018)
Tangerines Film İncelemesi (01/09/2018)
“Üç Renk: Mavi” Filminin Göstergebilimsel İncelemesi (01/07/2018)
71. Cannes Film Festivali (01/06/2018)
37. İstanbul Film Festivali (01/05/2018)
Film yapımı nedir? (01/04/2018)
Berlin Uluslararası Film Festivali (01/03/2018)
Türk Sinemasında 1970’li Yıllar (01/02/2018)
1960 Darbesi Ve Toplumsal Gerçekçilik (01/01/2018)
5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali (01/12/2017)
54. Uluslararası Antalya Film Festivali (01/11/2017)
74. Venedik Film Festivali (01/10/2017)
Türk Sinemasında 1950’li Yıllar (01/09/2017)
Dışavurumcu Alman Sineması (01/08/2017)
Türk Sinemasının İlk Yılları (01/07/2017)
Cannes Film Festivali (01/06/2017)
Sinema Ve Toplum (01/05/2017)