Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Doğa Müzeleri

Güzel Yücel Gier

Çocukken annem bizi müzelere götürürdü. Hayal meyal, ilk hatırladığım müze Ankara’da bulunan Anadolu Medeniyetleri Müzesi. Şu hepimizin bildiği en eski müzelerimizden. Oradan nelerde mi hatırlıyorum; heykeller, sütunlar, birbirinden farklı taşlar, kaplar, bir sürü taşlar, hatta öküz kafaları .....Tüm bunların arkasında büyük bir akvaryum içinde bir sürü balık. Kız kardeşim, Su, balıkları seyre dalmış ben ise müzedeki tarihi eserlere. Ne garip şu hayat, Su güzel sanatları seçti, ben ise, denizi, sudaki yaşamı ...

Nereye gitsem hemen oraya ait bir müzesi var mı diye sorarım. Hele küçük müzeleri inanın daha çok severim. Ama beni en çok çeken doğa müzeleridir. Bunlardan biri Paris’deki Ulusal Doğa Tarihi Müzesidir. Seine nehrinin yakınında 1635 tarihinde kurulmuş bu müze botanik bahçe ile çevrilidir. Dünyanın her tarafından getirilmiş yüzlerce bitki ile oluşturulan bu botanik bahçe müzenin kurulmasına neden olmuş. Arkada görkemli binası ile Doğa Tarih Müzesi. 17. yüzyılda Fransa kralı XIII Louis döneminde sağlık, tedavi amaçlı bitkilerin yetiştirilmesi ve incelenmesi için botanik bahçesi ve müzesi kurulmuş. Doğal olarak buranın lokomotifi botanik, tıp, eczacılık ve kimya olmuş. 18. yüzyılda ise sömürgeciliğin hız kazanması deniz aşırı seferlerin artmasına bu seferlere seyyahların, doğa bilimcilerin, diplomatların, arkeologların, ressamların da katılması sağlanmış. Bu yolculuklardan dönen kişiler yanlarında birçok bitki, hayvan ve maden örneklerini müzeye getirmeye başlamışlar. Özellikle bitki ve hayvan örneklerinin daha kolay anlaşılması için gruplandırılmasına gidilmiş böylelikle sistematik bir şekilde yapılan sınıflandırmalar oluşturulmaya başlamış. Müzede 18. Yüzyılda oluşturulan sistematik yöntemler bilimsel dünyada hala kullanılmakta. Doğanın işleyişini anlamaya çalışan Zoolog Etienne Geoffroy Saint-Hilaire tarafından «Doğa Bilimi Nasyonu” kaleme alınmasında bu müzenin sağladığı olanaklar önemlidir Türlerin kökeni Darwin’in evrim teorisini oturttuğu eserini müzede gördüğümde müzelerin bilime nasıl bir katkısı olduğunu daha iyi anladım.. Evrim düşüncesinin temelleri atıldığı bu müzedeki bilgilerin ve buluntuların halk ile paylaşılması 19. yüzyılda hız kazanmış. Nasıl sergilenmeleri hakkında kafa yorulmaya başlanmış ve müzeciliğin bilgi paylaşılmasında önemi artmış.

Aynı dönemde İngiltere’de de benzer müzecilik anlayışı oluşmuş. Bunlardan biri de Londra’daki British müzesinde bulunan «Enlightenment” «aydınlanma” olarak çevirebileceğimiz galerisinde sergilenmektedir. İngilizlerin deniz aşırı topraklardan getirdikleri havyan, bitki fosilleri, mineraller bu galeri de sergilenirken özellikle evrim üzerine çalışmaları burada görmek mümkün.

Hem Fransa’da hem de İngiltere’de paradoksal bir durum var denebilir. Bir yanda sömürgeleştirmenin sürdüğü bir dönem onun yanın da doğayı anlamaya yarayan, doğayı yaratandan çıkarıp düşüncenin özgürleşmesine yönelik çalışmaların hız kazandığı bir dönem.

Gözlerimizi memleketimize çevirdiğimizde ise Doğa Müzeleri açısından pek de şanslı olmadığımızı görmekteyiz. Bildiğim kadarıyla Ankara MTA bünyesindeki Tabiat Tarihi Müzesi´nden sonra Türkiye´nin ikinci büyük Tabiat Tarihi Müzesi İzmir’de 1967 yılında kurulmuş ve 1996 yılında da E.Ü. Üniversitesine bağlanmış. Müzede paleontoloji, kayaç, mineral, kuşlar, genel zooloji ve osteoloji galerileri bulunmakta. Türkiye, oluşumundan günümüze kadar geçirmiş olduğu jeodinamik evrime ait jeolojik ve palentolojik bulguları yoğun bir şekilde içeren ender ülkelerden biri. Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasındaki kavşak konumu, canlıların göçlerine sahne olmuş ve biyolojik zenginliğimizin artmasına olanak sağlamış. Evrenin ve yaşamın evrimi, belgelerle geçmişten günümüze sistematik ve evrimsel bir düzen içinde sergilenmekte. İzmir’deki Tabiat Müzesini gezerken gençlerin evrim üzerine sordukları sorular, dünya oluşumu ile ilgili bilgileri okurken görmek beni umutlandırdı.

Yine de çok kısıtlı olanaklarla ve özverilerle sürdürülmeye çalışılan bu müze umarım daha geniş bir yere taşınarak, İzmir’liyi devamlı çekebilecek çeşitli sergilerle donatılarak doğa bilimleri merkezine dönüşür.



05/11/2013



Yazarın diğer yazıları

Melahat ve Zehra Öğretmen (01/11/2016)
ÖZBEKLİ KADINLAR (01/06/2016)
Çöğür (01/04/2016)
Ertuğrul Firkateyni (01/03/2016)
Ayvalık’ta Hasat Zamanı (01/01/2016)
Halet (Çambel) Hanıma Giderken… (01/11/2015)
Denizimi Tanıyorum ve Koruyorum Projesi (01/10/2015)
Gülbahçe Körfezi ve Deniz Çayırları (01/09/2015)
Akdeniz’in Doğal, Kültürel-Tarihsel Mirası (01/07/2015)
İzmir Körfezi’ni Coğrafi Bilgi Sistemi İle Tanımak (01/03/2015)
Gediz Tuz Tavalarından Endülüs’te Raks’a (01/02/2015)
Palamut Avı (01/11/2014)
İzmir Körfezi’nin Yunusları (01/10/2014)
Koca Piri Reis Gemisi ile Sefer (01/06/2014)
Deve Güreşleri ve Burhaniye (01/04/2014)
Ben de Koşmaktayım O Devin Ardından (01/02/2014)
Knidos-Datça Feneri ve Fenercisi (01/01/2014)
Akdeniz’in Ortasında Malta Adası (01/12/2013)
Bozburun ve Kadın Balıkçılar (01/10/2013)
Korsika Adası ve Akdeniz (01/09/2013)
Sulak Alanlar ve İzmir (01/08/2013)
Girit Adası (01/07/2013)