Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Cumhuriyet Kutlamaları

Yücel Bozdağlıoğlu


Ankara Valiliği’nin, 29 Ekim Cumhuriyet kutlamalarına getirdiği kısıtlama ve sonrasında meydana gelen olaylar, hem Cumhuriyet coşkusuna hem de bu kararı verenlerin meşruiyetine gölge düşürmüştür. Vali’nin «provokasyon ihbarı aldık” savunması, böyle bir günün coşku içinde kutlanmasını yasaklayacak bir bahane değildir. Vali Beyi ya da ona bu emri verenleri de kapsayan bir milletin kurtuluşunu temsil eden bu bayram, ideolojiler üstü bir kutlama olmak zorundadır. Devleti temsil edenlerin ve bayramı kutlamak isteyenlere orantısız güç kullanan polisin de tek görevi, bu tür bahanelerle kutlamaları engellemek değil, kutlamaya katılanların can güvenliğini sağlamak olmalıdır. Olaylar sonrasında herhangi bir provokasyon olmadan kutlamaların yapılması, Vali’nin almış olduğu istihbaratın da yanlış olduğunu ispatlamaktadır. Bu durumda ya provokasyon ihbarı asılsızdır ya da böyle bir istihbarat hiç alınmamıştır. Birinci olasılığın doğru olması bile yasaklama için gerekçe oluşturamaz, oluşturmamalıdır. İkinci olasılığın doğru olması ise daha vahimdir ve Türkiye’yi çok tehlikeli bir bölünmeye doğru itecektir.
Cumhuriyet´in Anlamı
Ülkemizde, Atatürk’e düşman pek çok kesimin varlığı bilinmektedir. Hatta bu kesimler bunu çok açık bir şekilde belirtmektedir. Bu tamamen doğaldır; çünkü hiç kimse Atatürk’ü sevmek zorunda değildir. Ama Atatürk nefretinin, onun kurmuş olduğu Cumhuriyete uzanması ise hiç kimsenin mazur gösteremeyeceği bir durumdur. Cumhuriyet, bünyesinde pek çok dini, etnik ve ideolojik grupları bünyesinde barındıran Türkiye gibi ülkeler için can simididir. Demokratik ideallerle desteklenen Cumhuriyet, her kesimden insanın bu ülkede var olmasını garanti eden yegane yönetim biçimidir.
Türkiye’de siyasi görüşüne bakılmaksızın, her kesimden insanın politikacı, vali, öğretim üyesi olabilmesi Cumhuriyet rejimi sayesindedir. Hatta çoğu radikal tarafından dinsizlikle suçlanan Cumhuriyet, bu ülkede yaşayan insanların inanç özgürlüğünün de bir garantisidir. Bu konularda bazı sıkıntıların yaşanmış olması Cumhuriyet´in değil, gene Cumhuriyet sayesinde yetkili makamlara gelebilmiş kişilerin yanlış uygulamalarının bir sonucu olmuştur. Fakat bu yanlış uygulamaların suçunu Cumhuriyet´e saldırı bahanesi yapmak, daha büyük sorunları da beraberinde getirecektir.
Ankara Valisine yasaklama emrini verenler Cumhuriyet nefreti güdüsüyle hareket etmeseler bile, bu kanının oluşmasına katkıda bulunmuşlardır. Başka illerden gelmek isteyenleri engelleyerek (ki bu aynı zamanda seyahat özgürlüğünün de kısıtlanmasıdır) ve o gün orada bayramı gönüllerince kutlamak isteyen vatandaşların kalbini (bazılarının da kafasını) kırarak, bütünleştirici olması gereken bayramı, kitleleri ayrıştıran bir güne döndürmeyi başarmışlardır. Dünyanın hiçbir ülkesinde kurtuluş ve bağımsızlığı simgeleyen bir bayram töreni terörist bir eylem, katılanlar da terörist olarak nitelendirilmemiştir. Cumhuriyet Savcısı’nın (ki Cumhuriyetin temel ilkelerini korumakla yükümlüdür) törene katılanlar hakkında soruşturma başlatması durumu daha da vahim kılmaktadır ve Cumhuriyetçi kitleleri daha da radikalleştirmekten öte bir işe yaramayacaktır.
Sonuç
Günümüz dünyasında, başka rejim hayalleri peşinde koşmak, gerçekleşmesi imkansız bir hayalin peşinden koşmakla eşdeğerdir. Son yüzyılın dünyasına baktığımızda, ayakta kalan rejimlerin demokratik kurallarla yönetilen Cumhuriyet rejimleri olduğu görülecektir. Sosyalizm çöktü, otoriter rejimler birer birer yıkılmakta, dini kurallarla yönetilen ülkeler ise sadece bir kıvılcım beklemekte. Çünkü bu rejimlerin hiçbiri, insanların en büyük ihtiyacı olan özgür bir ortamı yaratamadı. Hiçbiri farklı etnik veya dini grupları Cumhuriyet rejimi gibi kucaklayamadı. Yıkılışları da kuruluşları gibi travmatik oldu. Ve hiçbiri, gerçekten kurtulamadığı için, bayramlarını da coşkuyla kutlayamadı.


Ankara Valiliği’nin, 29 Ekim Cumhuriyet kutlamalarına getirdiği kısıtlama ve sonrasında meydana gelen olaylar, hem Cumhuriyet coşkusuna hem de bu kararı verenlerin meşruiyetine gölge düşürmüştür. Vali’nin «provokasyon ihbarı aldık” savunması, böyle bir günün coşku içinde kutlanmasını yasaklayacak bir bahane değildir. Vali Beyi ya da ona bu emri verenleri de kapsayan bir milletin kurtuluşunu temsil eden bu bayram, ideolojiler üstü bir kutlama olmak zorundadır. Devleti temsil edenlerin ve bayramı kutlamak isteyenlere orantısız güç kullanan polisin de tek görevi, bu tür bahanelerle kutlamaları engellemek değil, kutlamaya katılanların can güvenliğini sağlamak olmalıdır. Olaylar sonrasında herhangi bir provokasyon olmadan kutlamaların yapılması, Vali’nin almış olduğu istihbaratın da yanlış olduğunu ispatlamaktadır. Bu durumda ya provokasyon ihbarı asılsızdır ya da böyle bir istihbarat hiç alınmamıştır. Birinci olasılığın doğru olması bile yasaklama için gerekçe oluşturamaz, oluşturmamalıdır. İkinci olasılığın doğru olması ise daha vahimdir ve Türkiye’yi çok tehlikeli bir bölünmeye doğru itecektir.


Cumhuriyet´in Anlamı


Ülkemizde, Atatürk’e düşman pek çok kesimin varlığı bilinmektedir. Hatta bu kesimler bunu çok açık bir şekilde belirtmektedir. Bu tamamen doğaldır; çünkü hiç kimse Atatürk’ü sevmek zorunda değildir. Ama Atatürk nefretinin, onun kurmuş olduğu Cumhuriyete uzanması ise hiç kimsenin mazur gösteremeyeceği bir durumdur. Cumhuriyet, bünyesinde pek çok dini, etnik ve ideolojik grupları bünyesinde barındıran Türkiye gibi ülkeler için can simididir. Demokratik ideallerle desteklenen Cumhuriyet, her kesimden insanın bu ülkede var olmasını garanti eden yegane yönetim biçimidir.


Türkiye’de siyasi görüşüne bakılmaksızın, her kesimden insanın politikacı, vali, öğretim üyesi olabilmesi Cumhuriyet rejimi sayesindedir. Hatta çoğu radikal tarafından dinsizlikle suçlanan Cumhuriyet, bu ülkede yaşayan insanların inanç özgürlüğünün de bir garantisidir. Bu konularda bazı sıkıntıların yaşanmış olması Cumhuriyet´in değil, gene Cumhuriyet sayesinde yetkili makamlara gelebilmiş kişilerin yanlış uygulamalarının bir sonucu olmuştur. Fakat bu yanlış uygulamaların suçunu Cumhuriyet´e saldırı bahanesi yapmak, daha büyük sorunları da beraberinde getirecektir.


Ankara Valisine yasaklama emrini verenler Cumhuriyet nefreti güdüsüyle hareket etmeseler bile, bu kanının oluşmasına katkıda bulunmuşlardır. Başka illerden gelmek isteyenleri engelleyerek (ki bu aynı zamanda seyahat özgürlüğünün de kısıtlanmasıdır) ve o gün orada bayramı gönüllerince kutlamak isteyen vatandaşların kalbini (bazılarının da kafasını) kırarak, bütünleştirici olması gereken bayramı, kitleleri ayrıştıran bir güne döndürmeyi başarmışlardır. Dünyanın hiçbir ülkesinde kurtuluş ve bağımsızlığı simgeleyen bir bayram töreni terörist bir eylem, katılanlar da terörist olarak nitelendirilmemiştir. Cumhuriyet Savcısı’nın (ki Cumhuriyetin temel ilkelerini korumakla yükümlüdür) törene katılanlar hakkında soruşturma başlatması durumu daha da vahim kılmaktadır ve Cumhuriyetçi kitleleri daha da radikalleştirmekten öte bir işe yaramayacaktır.


Sonuç


Günümüz dünyasında, başka rejim hayalleri peşinde koşmak, gerçekleşmesi imkansız bir hayalin peşinden koşmakla eşdeğerdir. Son yüzyılın dünyasına baktığımızda, ayakta kalan rejimlerin demokratik kurallarla yönetilen Cumhuriyet rejimleri olduğu görülecektir. Sosyalizm çöktü, otoriter rejimler birer birer yıkılmakta, dini kurallarla yönetilen ülkeler ise sadece bir kıvılcım beklemekte. Çünkü bu rejimlerin hiçbiri, insanların en büyük ihtiyacı olan özgür bir ortamı yaratamadı. Hiçbiri farklı etnik veya dini grupları Cumhuriyet rejimi gibi kucaklayamadı. Yıkılışları da kuruluşları gibi travmatik oldu. Ve hiçbiri, gerçekten kurtulamadığı için, bayramlarını da coşkuyla kutlayamadı.





02/11/2012



Yazarın diğer yazıları

Şangay İşbirliği Örgütü mü Avrupa Birliği mi? Türkiye’nin Seçimi Geleceğini de Belirleyecek (01/02/2013)
ODTÜ Olayları ve Üniversiteler (04/01/2013)
Türkiye Neden Bir Mısır Olamaz? (04/12/2012)
Toplum Mühendisliği (01/10/2012)
İntikam Kültürü (04/07/2012)
Fransız Seçimleri ve Türkiye (08/05/2012)
Şimdi Ne Değişti? (01/04/2012)
21. Yüzyılda Türkiye’de Siyaset ve Eğitim (08/03/2012)
Soykırım Yasası, Hrant Dink ve Post-Kemalizm Tartışmaları (01/02/2012)
Fransa ve Ermeni Soykırımı Tasarısı (01/01/2012)
Türkiye´nin Tehlikeli Orta Doğu Politikası (01/12/2011)
Terör ve Bölgesel Güç Dengesi (01/11/2011)
Türkiye’nin Yeni Dış Politika Stratejisi Ve İsrail’le İlişkiler (01/10/2011)
Suriye’ye Müdahale Ve Türkiye’nin Rolü (01/09/2011)
Refah Devleti ve Terörizm (01/08/2011)
12 Haziran Seçimleri ve CHP (01/07/2011)
Demokrasi ve Yerel Yönetimlerin Özerkliği (01/06/2011)
CHP Dönek ve Faşist Bir Parti Mi? (01/05/2011)
STRATEJİK DERİNLİĞİN SONU… (01/04/2011)
Yasemin Devrimi’nin Ardından (01/03/2011)
Yasemin Devriminden Çıkarılacak Dersler (01/02/2011)
Demokratik Özerklik Belgesi Üzerine (01/01/2011)
Din ve Demokrasi: Endonezya Örneği (04/12/2010)
İran, Irak ve Ortadoğu´da Yeni Dengeler (04/11/2010)
İsrail ve PKK (01/10/2010)
Amerika Irak´tan Çekilirken (01/09/2010)
12 Eylül ve Anayasa Değişikliği (01/08/2010)
Türkiye, İsrail ve ABD (01/07/2010)
Kıbrıs Seçimlerinin Düşündürdükleri (01/06/2010)
Polonya, ABD Hegemonyası Ve Küresel Güç Mücadeleleri (01/06/2010)
Globalleşme, Kimlik Politikaları ve Ermeni Meselesi (01/04/2010)
Türkiye - Ermenistan İlişkileri ve Kıbrıs (01/03/2010)
Türk Dış Politikasında Yeni Yönelimler: Türkiye-İsrail Krizinin Düşündürdükleri (01/02/2010)