Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

CİNSİYETÇİLİK ve DİL

Ege Acar

«İnsan dili konuşmaz, dil insanı konuşur” Heidegger

‘Sözcüklere çok takılıyoruz’ sık karşılaşılan bir eleştiri/ özeleştiridir. Oysa sözcükler, dil kurar tüm hayatı.

İlkokul bilgilerimize dayanarak belleğimize kazımışızdır ki: ‘dil yaşayan bir organizmadır.’ Doğar, gelişir... hatta ölür -artık- yeni doğana öğretilmeyen dil. İnsanın kurup şekillendirdiği araçlar içerisinde en esnek, değişime açık ve vazgeçilmez olanı. Ölse bile yerine başka bir dil kullanımına geçmeden belki bireyler yaşayabilir (çok uç örneklerde) ama en küçük bir toplum biriminde dahi dili tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil.

Bugün dünyada konuşulan dillerin sayısı kesin olarak bilinmemekle beraber üç bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Bazı farklı görüş ve "dil", "diyalektik" tanımlarına göre bu rakam sekiz bine kadar çıkabiliyor.

Dil, kültürün bir parçasıdır. Çoğu insan davranışı dil ile ayrılmaz bir bütündür; Törenler, ayinler, şarkılar, öyküler, büyüler, lanetlemeler, ibadetler ve yasaların tümü söz-eylemler ya da konuşma içerir. Sosyalleşme, eğitim, mübadele vb. gibi karmaşık kültürel alanlar da tamamen dil ile ilintilidir. Verili bir kültürü anlamayı ve nüfuz etmeyi amaçlayan herkes, o kültürün diline hakim olmak zorundadır, ancak dil aracılığıyla kültürü yaşamak ve ona dahil olmak mümkündür.

Diller ilişkili oldukları kültürlerde ortak olan organize edici deneyimi ya da düşünme yollarını sergilerler. İlişkili oldukları kültürlerce kabul edilen zanaatlar, ilgiler, değerler ve davranışlar için leksikal (lexical) terimler temin ederler.

Benimsenen her türlü zihniyetin dile ve tüm yaşama kılcal damarlarına dek işlemesi kaçınılmaz. Günümüzde, her zamankinden de çok ‘yükselen değer(!)’ halinde tırmanışta olduğunu görmekten üzüntü duyduğumuz cinsiyetçilik yönünden ele almak istiyoruz dil konusunu bu yazıda. Cinsiyetçiliğin sözlük tanımları:

- Özellikle kadınlara karşı gerçekleştirilen cinsiyet temelli haksız davranış (Oxford Dictionary)

- Bir cinsiyetin diğeri kadar iyi, akıllı, vb olmadığını iddia eden, ve özellikle de kadınların erkekler tarafından haksızlığa maruz kalmalarına neden olan inanç (Longman Dictionary of the English Language and Culture)

- Cinsiyetten yola çıkarak toplumsal rollerin kalıplaşmasını destekleyen davranış, koşul ve yaklaşımlar (American Heritage Dictionary of the English Language)

Türleri:

- Dilde simetri/asimetri: bilim adamı - [bilim kadını (yok), bilim insanı öneriliyor ancak yerleşmedi] / Bay-Bayan

- Erkeğin norm, kadının norm dışı olduğu dil kullanımları: kadın yazar

- Kadını aşağılayıcı dil: bachelor/spinster (bekar, müzmin bekar / evde kalmış, kız kurusu. Karı gibi gülmek, adam gibi davranmak. Toplumsal cinsiyet kavramı ve bununla bağlantılı olarak toplumsal dilimiz; sadece erkekleri insan olarak kabul etmektedir. Günlük hayatımızda sıkça kullandığımız "adam olmak", "adam gibi davranmak" gibi deyimlerdeki "adam" aslında doğru-düzgün, olması gerektiği gibi anlamındadır.

Toplumsal cinsiyet, cinslerin farklılıklarının, toplum içerisinde yerleşmesi ve kalıplaşmış roller yaratmasıdır. Toplumsal cinsiyette ön plana çıkan ve güç unsuru üzerinden gelişen ataerkilliğin, dile yansıması kaçınılmaz oluyor. Kadınla ilgili olan her şeyin ´pasif´, ´edilgen´, erkekle ilgili her şeyin ´aktif´ ve ´hakim´ olarak izah edildiği tahakküm ve biat kültürünün yerleşikliğine giden küçük ama çok etkili halkaları örer bu cinsiyetçi dil. Ancak yukarıdaki örneklerde de kısmen yer verildiği gibi bu durum yalnızca Türkçede ve Türk kültüründe böyle değil. Neredeyse evrensel bir olgu.

Dil ve toplumsal cinsiyete dair araştırmaların feministler tarafından ele alınması 1970’lerle başlamıştır. Bu meselelere dair feminist bir bakışın yeniden belirginleşmesi 1980’lerden itibaren bu alanda hem daha derinlemesine arşiv araştırması içine girilmiş olması hem de sosyal ve insani bilimlerin her alanında olduğu gibi kadınların ürettiği yeni metinlerin ortaya çıkması dil sorununun toplumsal cinsiyet kavramı ile ilişkilendirilmesini mümkün kılmıştır.

Cinsiyetçiliğin dildeki dışavurumunun incelenmesi toplum dilbilim (sociolinguistics) alanı tarafından incelenmektedir.

Bu öylesine kapsamlı bir araştırma alanı ki, toplum içinde değişik gruplar arasında (kadınlar arası olanından tutun, ergen grupları içindekine kadar farklı farklı toplumsal sınıf, statü, sosyal ağ, yaş grubu vb. kombinasyonlara göre) dil kullanımının gösterdiği farklılıkları da inceler, başlangıçlarını araştırır. Bizim amacımız burada konu üzerine akademik inceleme ve değerlendirmelerden ziyade kültürel; konuyla ilgili ya da ilgili olabilecek bireyler olarak ‘gündelik hayatımızda kendimizde neyi ne kadar değiştirmek isteriz’ hakkında düşünmek.

Yalnızca gündelik dilde değil; medyadan reklamlara, sinemadan ders kitaplarına cinsiyetçiliğin örtük ya da açık biçimlerde yeniden üretimini inceleyen pek çok çalışma yapıldı bugüne dek. Bunlar konuyla öteden beri ilgili olanlar haricinde kaç kişiye ulaşabildi? Farz edelim hatırı sayılır bir kitleye ulaştı, farkındalık uyandırdı mı, bunun devamı geldi mi? Farkındalık neden bu kadar önemsediğimiz bir kavram, ne olur farkındalık giderek artarsa?

Farkındalık düzeyim arttıkça sözgelimi ‘4 ay önce İstanbul´a gelen Türk dostu Japon kadın yazar Sachiko Shibusawa, iki kapkaççının saldırısına uğradı.’ benzeri medya dilinde yaygın kullanımlar kulağımı tırmalamaya, beni rahatsız etmeye başlar, ya da günlük konuşma dilinde ‘adam gibi’ demek yerine ‘doğru düzgün’ sıfatını kullanmaya dikkat edebilirim, ancak dilimi cinsiyetçilikten tamamen arındırmam mümkün mü? Esasen bu, siyaseten doğru olmaktan daha çok, her türlü konuşmada kendimi ve hitap ettiğim kişiyi konumlandırışımla ilintili, bunun farkına vardığım andan itibaren her türlü ilişki biçiminde anti-hiyerarşik bir yapılanmaya gönüllü olduğumun da ayırdına varırım.

Dilde cinsiyetçilik denince en çetrefilli konu ise argo ve küfür. Cinsiyetçi olmayan küfür yok denecek denli azdır. (Bazı İskandinav dillerinde tersine -erkeğe karşı ayrımcı- cinsiyetçi argo kullanımlar olduğu bilinmektedir). Özgünlüğü ve öteden beri taşıdığı, anlamı ‘tam’ olarak verme gücünden bir şey yitirmeksizin, çağrışımlarındaki sorunlu yanlar törpülenebilir mi? Zor bir süreç ve belki bir insan ömrünü aşan süreler gerektirir, ancak imkansız değil.

Dil kurumları zaman zaman, edebiyatçılar başta olmak üzere dil ile üreten tüm sanatçılar ise hep yaratıcılıklarını konuşturdu. Toplum, ‘isterse’ ya da farkındalık düzeyi giderek yaygınlaşan şekilde yükselirse yepyeni kullanım biçimlerini de içselleştirecektir.

Kaynakça

-Türk Basın Dilinde Cinsiyetçilik: Üçüncü Sayfa Haberleri Üzerine bir İnceleme - Derya Duman - 8. Uluslararası Dil, Yazın, Deyişbilim Sempozyumu 14-16 Mayıs 2008 İzmir

-T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ KADIN ÇALIŞMALARI ANABİLİM DALI KADINLARARASI KONUŞMA SÜRECİNDE TOPLUMSAL CİNSİYETİN DİL ÜZERİNDEN SERGİLENMESİ Yüksek Lisans Tezi - Burcu Şimşek Ankara-2006



01/12/2011



Yazarın diğer yazıları

Aklımda Arif Dino (29/03/2012)
Hasan Âli Yücel (1897 - 1961) (26/02/2012)
Gözden Kaçanlar (19/02/2012)
Meydan Okuyan 2011 (05/01/2012)
Filmekimi´nden Notlar (01/11/2011)
Cahit Sıtkı Tarancı (01/10/2011)
İzmir’de Feminizm ve Örgütlenme (01/09/2011)
Turgut Uyar… (01/08/2011)
Caz-Türkiye-İzmir (01/08/2011)
TRT Radyo 3 Susmayacak, Peki Ne Olacak? (01/04/2011)
Bir 8 Mart daha… (01/03/2011)