Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Çin’in Borsayla Dansı

Başkan Xi Jinping 2013’te koltuğu devraldığında iki temel vaadi vardı: Ekonomideki yaygın yolsuzluk vakalarına el atmak ve kaynak dağılımında piyasalara «belirleyici bir rol” vermek. Yolsuzlukla mücadele şu ana kadar siyasi muhalifleri saf dışı bırakmak için bir bahane olarak kullanılmış görünüyor. Piyasa toplumuna geçiş hamlesi ise, son bir yılda borsaların yüzde 150 yükselişiyle yüzleri güldürdü, cepleri doldurdu. Ta ki 12 Haziran’da tetiklenen sert inişe kadar...

Çinliler genel olarak kumara yatkın bilinirler. Dünyanın önde gelen kumar merkezlerinden Macau’nun ülke sınırları içinde bulunması da tesadüf sayılmaz. Kamusal emeklilik sisteminin yetersizliği yurttaşları çokça tasarruf etmeye, bu fonları da layıkıyla değerlendirmeye mecbur eder. Yatırımları, dolayısıyla büyümeyi teşvik etmek için faizlerin bilinçli olarak düşük tutulması, banka mevduatlarının cazibesini azaltıyor. Bu nedenle son yıllarda hisse senetlerine akın oldu; «aman treni kaçırmayayım” telaşıyla bilen bilmeyen parasını Şanghay veya Şenzen borsalarından birine park etti.

Çin söz konusu olunca haliyle devasa rakamlarla karşılaşılıyor; iki borsanın piyasa değeri zirvelerdeyken 10 trilyon doları aşmıştı. Böylelikle New York borsasının ardından dünyanın ikinci büyük finansal pazarı ortaya çıkmıştı. Halka arz prosedürlerinin uzaması nedeniyle de bir şirketin hisseleri piyasaya çıkar çıkmaz kapanın elinde kalıyordu. Üçte ikisi lise altı eğitime sahip olan, ev kadınları, sokak satıcıları, emekliler, çiftçiler; kısaca emekçi ve orta sınıflar «Çin rüyası”nı ıskalamamak için sıraya girmişlerdi. Ne yazık ki her zamanki gibi trene en son atlayan, endeks yükseklerde dalgalanırken sürüye katılan onlardı.

Çin ekonomisi yavaşlarken borsaların tırmanması manidar sayılabilir. Ama asıl garabet, aynı şirketin Hong Kong’ta işlem gören, daha çok uluslararası yatırımcılara dünek hisselerine göre, ülke içinde satılanların aşırı prim yapmasıydı. Çünkü bir an önce köşeyi dönmeye kararlı, «stir fry” olarak adlandırılan bireysel yatırımcıların ince eleyip sık dokuyacak zamanı yoktu. Aynen eti sebzeyi şipşak tavada çevirip mideye indirir gibi, karları kısa yoldan cebe indirme sevdasına düşmüşlerdi bir kere...

Aslında son yıllarda Çin emlak piyasasındaki spekülasyon eğilimleri daha fazla gündeme geliyordu. Çinli dolar milyarderleri çoğunlukla, başta Şanghay olmak üzere «rezidans, AVM, iş merkezi” inşaatlarından voliyi vuran müteahhitlerdi. Emlak piyasası, hükümet faizleri yükseltip bir kişinin Şanghay ve Pekin’de alabileceği konut miktarını sınırlandırıp üzerine bir de yeni bir vergi getirince, duruldu. Ama bu kez borsalara olan rağbet daha da arttı.

Borsalarda en yakın izlenen bir gösterge, fiyat-kazanç oranı Çin’de 70’e fırladı. Kendi tasarrufunu seferber ederek değil, borçlanarak hisse satın almak şeklindeki en tehlikeli yatırım tarzı yaygınlaştı. Veresiye alımlar 320 milyar dolara ulaştı. Böylelikle kişisel iflasların yolu açıldı.

Her spekülatif balon gibi Çin borsasındaki de patlayınca 3-4 trilyon dolar arası servet buharlaştı. Son rakamlara göre sayıları az farkla Komünist Parti üyelerini aşan, 92.5 milyon bireysel yatırımcının dünyası karardı. Derken hükümet yetkilileri devreye girdi; hisselerin daha da düşmesinden medet uman açığa satışlar yasaklandı; halka arzlar durduruldu; şirket yöneticileri altı ay boyunca kendi hisselerini satmaktan men edildi. Kısaca borsaları ayakta tutmak için her çareye başvuruldu. Çeşitli yöntemlerle, kamu fonlarıyla alış bile denendi. Ortalık tam duruluyor derken, 27 Temmuz’da Şanghay borsasının yüzde 8.5 irtifa kaybıyla piyasalar yeniden sarsıldı.

Finansal piyasaların vur-kaççı, spekülasyona yatkın doğasıyla Çin halkı belki yeni tanışıyor. 29 Büyük Bunalımı başta gelmek üzere defalarca denendiği gibi, «Büyük vurgunlara yeltenen her küçük yatırımcı mağlubiyeti tadacaktır” sözü Çin ikliminde de doğrulanıyor. Ne var ki, komünizmle serbest piyasayı bağdaştırma iddiasındaki bir rejimde borsa krizlerinin yaratacağı sarsıntının daha ciddi toplumsal yansımaları beklenebilir.

Batı basınının Çin neşriyatını izleyenler, Almancada «schadenfreude” tabir edilen, başkasının acısından haz duyma psikolojisini sezebilirler. «Aman dokunmayın, borsalara öyle gelişigüzel el atılmaz” tarzı bilgiçlikler de, şimdilik kendi piyasalarına «bulaşma” tehlikesi hissetmemelerinin rahatlığına verilebilir.

Wall Street akbabalarına kendilerini o kadar güvencede hissetmemelerini öneririm. Kelebek etkisi metaforu harekete geçebilir, «Çin’de kanat çırpan bir kelebek ABD’de bir fırtınaya neden olabilir.”



01/09/2015