Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Çağdaş Laik Eğitime Giden Yol ve Ödenen Bedeller (6)

Hikmet Uluğbay

Tanzimat öncesi dönemde Deniz Subay Okulu (Mühendishane-i Bahri-i Hümayun), 1792 de Topçu Subay Okulu (Mühendishane-i Berr-i Hümayun) gibi askeri okullar kurulmuştur. Tanzimat sonrasında sivil eğitim kurumları kurulması yoluna gidilmiştir. Sübyan okulları varlığını sürdürmüştür. Bu okullarda bir değişiklik yapılmamasını Osman Ergin şu şekilde açıklamaktadır; «Tanzimatçıların mektep ıslahatına sübyan mekteplerinden başlamayarak onları olduğu gibi bırakıp yeniden Rüştiye mektepleri açmış olmaları tenkit edilip durmaktadır. Bu tenkit pek de yerinde değildir. Çünkü Cevdet Paşa’nın yazdığı gibi bu mektepler mukaddes birer mabetmiş gibi mutaassıplar güruhu dinsiz saydıkları Tanzimatçıları bunların yanına asla yaklaştırmıyorlardı. Yeni açılan rüştiyelerde bile resimdir, küfriyyâttır diye haritaları abdesthanelere attıran bu güruh elbette sübyan mekteplerine el sürdürmezlerdi.[53]” 1842 yılında Mustafa Paşa’nın Islahat Fermanı’nda Deniz Subay Okullarına geçmişte sübyan okullarından alınan öğrencilere yönelik şu gözlemini de buraya almak uygun olacaktır; «... Geçmişte bu okuldaki öğrencilerin çoğu çocuk olup henüz Kur’an-ı Kerim okuyup ve yazı yazamadıkları için bir süre bu konuları öğretmeye zaman ayrılırdı ...[54]” Anımsanacağı üzere sübyan mektepleri Camilerin yanındaki odalarda yerleşikti. Camiler de Evkaf (Vakıflar) Nezaretine bağlı olduğu için sübyan mektepleri de bu Nezarete bağlı bulunmaktaydı. Diğer bir deyişle Osmanlı Devletinde bazı okullar Evkaf Nezaretine ve yeni kurulmakta olan okullar da 1839 yılında kurulan Rüştiye Mektepleri Nezaretine ( bu Nezaretin adı 1847 yılında Mektepler Genel Nezareti olarak değiştirilmiştir) bağlı oldukları için eğitim kurumları çift başlı yapı içinde yer alacaklardı. İlk açılan ve ortaokula yakın bir düzey olarak kabul edilebilecek rüştiyeler başlangıçta iki yıllık olarak açılmışlardı. Rüştiyelerin tüm ülkeye yayılması öngörülmüş ise de 1874 yılına gelindiğinde İstanbul’un ötesine geçememişlerdi, süreleri dört yıla çıkarılmıştı ve İstanbul’daki sayıları da 18’e ulaşmıştı. Ancak, 18 erkek rüştiyesinin dört sınıfında okuyan öğrenci sayıları 1,859’dir. Kızlar için rüştiyeler açılması 1858 yılında düşünülmeye başlanmıştır. Kızlar için rüştiyeler açılacağını halka açıklayan Hükümet bildirisinde, ağır işlerde yorulan erkeklerin evlerinde rahat edebilmelerinin ancak kadınların din ve dünyalarını bilerek eşlerinin emirlerine boyun eğmeleri ve eşlerinin uygun görmediklerini yapmaktan uzak durmaları ile sağlanabilecektir gerekçesi ile açıklanmıştır[55]. 1874 yılında sadece İstanbul’da kurulu bulunan 10 kız rüştiyesinde okuyan toplam öğrenci sayısı 294’dür[56].

Kızlar için ilk sanayi meslek lisesi, Mithat Paşa tarafından 1865 yılında Rusçuk’ta açılmıştır. Mithat Paşa, 1868 yılında İstanbul’da Danıştay Başkanlığına getirildiğinde, bir erkek sanayi mektebi açılmasını da sağlamış ve ayrıca 1869 yılında kız sanayi mektebinin bu kentte de açılmasına önayak olmuştur. İzleyen yıllarda İstanbul’daki kız sanayi okullarının sayısı üçe çıkabilmiştir.

İzleyen yıllarda lise düzeyi okullar da kurulmuştur. Ayrıca çeşitli meslek okulları da açılmıştır. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyenlerin Osman Ergin ve İlhan Tekeli ve Selim İlkin’in kitaplarına başvurmalarını öneririm.

31 Mart olaylarının sözcülerinden Beyazıt Camii imamlarından Ahmet Rasim Efendi, Meclis’te yaptığı konuşmasında, kız sultanisinin (kız lisesinin) şeriata aykırı olduğunu da söylemiştir[57].

Osmanlı Devleti’nde kamu bürokrasisini yetiştirmek için II. Murat döneminde Saray Okulları kurulmuştur. Balkanlardaki Hıristiyan ailelerden küçük yaşta zorla alınan çocuklar (acemi oğlanlar) hazırlık saraylarında eğitime alınırlar, İslam dini öğretilir ve medreselere benzer dersler okutulurdu, bunlardan başarılı görülenler de Başkent’te bulunan esas Saray Okulu (Enderun Mektebine) gönderilirlerdi[58]. Enderun’a Türk kökenli hiçbir öğrenci alınmamıştır. Enderun’da yetişenler Devlet yönetiminde görevlendirilir, burada gösterdikleri başarıya ve Saray içi ilişkilere göre Vezirlik ve Sadrazamlık görevine kadar yükselirlerdi.

Yukarıda matbaanın Avrupalılaşması için 1454 yılını belirtmiştim. Osmanlı Devleti’ne matbaanın gelişi iki aşamalı olmuştur. Birinci aşama, önce İspanya’daki engizisyon uygulamalarından kaçan Yahudilere 1494 yılında II. Beyazıt’ın matbaa kurma izni vermesidir. Bunu Ermenilerin 1567 ve Rumların 1627 matbaa kurmaları izler[59]. Osmanlı Devletinin İslam dışı uyrukları bu matbaalarda kutsal kitaplarını bastıkları gibi dönemin diğer kitaplarını da basmışlardır. Osmanlı Devleti’nin Müslüman uyruklarının kullanımı için matbaa kurulmasına izin vermesi için 1690’lı yıllarda Orta Macar Kralı Thököly’nin isyanı sırasında esir düşen bir Macar’ın İslam dinini kabul ederek İbrahim adını almasını ve Bab-ı Ali bürokrasisi içinde yükselip önemli görevlere geldikten sonra 1726 da matbaayı kurmasını beklemek gerekmiştir. Özetle Osmanlı’nın Müslüman uyrukları için, kendi aralarında yaşayan Yahudilerden 232 yıl, Rum uyrukluların bu teknolojiyi kullanmasından sonra da 99 yıl geçmesi gerekmiştir. Ancak bu matbaada dini yayınlar basılmamıştır[60].

Kaynaklar

[34] Craig Gordon A., «Germany 1866-1945” Oxford University Press 1978 sayfa 189.

[35] Craig, y.a.g.e. sayfa 189.

[36] Craig, sayfa 207

[37] Özakıncı, y.a.g.e., sayfa 230.

[38] Bartlett ve Kaplan, y.a.g.e. sayfa 151.

[39] Wikipedia History of Education.

[40] Tolley Kim, The Science Education of American Girls”, Routledge Falmer 2003, sayfa 6.

[41] Ergin Osman, «Türk Maarif Tarihi”, Kültür Yayınları 1977 İkinci Bası. Sayfa XII.

[42] Tekeli-İlkin, sayfa 7.

[43] Ergin, Cilt 1 sayfa 155.

[44] Ergin, Cilt 1, sayfa 97.

[45] Tekeli-İlkin, sayfa 11.

[46] Tekeli-İlkin, sayfa 12, Cahit Baltacı’nın XV-XVI Asırlarda Osmanlı Medreseleri, İstanbul 1976, sayfa 8 e atfen.

[47] Tekeli-İlkin, sayfa 12.

[48] Tekeli-İlkin, sayfa 9.

[49] Akdağ Mustafa, «Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası-Celâlî İsyanları”, YKY yayınları Birinci Baskı Ağustos 2009.

[50] Akdağ Mustafa, «Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası- Celâlî İsyanları”, Yapı Kredi Yayınları I. Baskı 2007, sayfa 148.

[51] Y.a.g.e., sayfa 150.

[52] Akşin Prof. Dr. Sina, «Şeriatçı Bir Ayaklanma-31 Mart Olayı” İmge Kitabevi 3. Baskı 1994.

[53] Ergin, sayfa 460.

[54] Ergin, sayfa 319

[55] Ergin, sayfa 458.

[56] Tekeli-İlkin, sayfa 64.

[57] Akşin, sayfa 59.

[58] Tekeli-İlkin, sayfa 19.

[59] Tekeli-İlkin, sayfa 10.

[60] Meydan-Larousse Ansiklopedisi Müteferrika (İbrahim) maddesi.



01/07/2013



Yazarın diğer yazıları

Çatı Adayı İçin İmza Vermeyen CHP Milletvekillerine Birkaç Söz (01/09/2014)
İnsanın Petrolle Tanışması (01/09/2013)
21. Yüzyıl İçin İnsan ve Planlama (01/08/2013)
Çağdaş Laik Eğitime Giden Yol ve Ödenen Bedeller (5) (01/06/2013)
Çağdaş Laik Eğitime Giden Yol ve Ödenen Bedeller (4) (01/05/2013)
Çağdaş Laik Eğitime Giden Yol ve Ödenen Bedeller (3) (02/04/2013)
Çağdaş Laik Eğitime Giden Yol ve Ödenen Bedeller (2) (01/03/2013)
Çağdaş Laik Eğitime Giden Uzun Yol ve Ödenen Bedeller -1 (01/02/2013)
YÖK Bir Yazı İle Yabancı Öğrencilere Ayrıcalık Tanıyabilir mi? (01/01/2013)
On Senedir Siz Niye Açmadınız? (01/10/2012)