Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Çağdaş Laik Eğitime Giden Yol ve Ödenen Bedeller (5)

Hikmet Uluğbay

19 uncu yüzyılın sonlarına kadar Avrupa’da meslek öğrenimi Lonca’larda usta çırak ilişkisi içinde gerçekleşmiştir. Bu sistem de geniş ölçüde tutucu bir şekilde işlemiştir.

Bu süreç içerisinde devlet bütçesinden kaynak ayrılarak halkın eğitilmesini savunan ilk politikacı ve devlet adamı ABD Başkanı John Adams (1735-1826) olmuştur. 1785 yılında yaptığı bir konuşmada «Halk kendi eğitim sorumluluğunu üstlenmeli ve masraflarını da karşılanmalıdır. Ülkede, yardım kuruluşlarınca desteklenen değil kamu harcamaları ile finanse edilen bir mil kare okulsuz alan kalmamalıdır[39]”. Başkan’ın bu önemli açıklamasına rağmen ABD’de kız öğrenciler, 1830’lardan önce yüksekokul ve üniversitelerin kapısından girebilme şansını elde edememiştir. O tarihten sonra bile 20 nci yüzyılın başına kadar çok az sayıda kız öğrenci bu kurumlara kabul edilebildiler[40]. Bu bağlamda fen bilimlerine ilişkin eğitim alabilmeleri de çok gecikmeli olmuştur.

Avrupa’da bu gelişmeler yer alırken Osmanlı Devleti döneminde yer alan gelişmelere de kısaca göz atmak Cumhuriyet dönemine gelene değin dünyada ve Osmanlı Devletinde yer alan eğitim yapılanmasına yönelik özet turu tamamlayabilmek için gereklidir. Osmanlı Devleti, İslam’da İçtihat kapısının kapanmasından sonra yaşama geçtiği için matematik, fizik, kimya ve biyoloji gibi fen bilimleri alanlarında kayda değer hiçbir bilimsel çalışma yapamadığı gibi dünyada öncü rol de oynayamamıştır. Eğitim sistemi de çok geniş ölçüde dinsel temele dayandırılmış ve fizik, kimya ve biyoloji gibi konuların öğretilmesi için Tanzimat sonrasının beklenmesi gerekmiştir. Şimdi bu döneme kısaca göz atalım.

Türk Maarif Tarihi isimli eseri yazan Osman Ergin, İstanbul’un fethinden Cumhuriyet’e değin uzanan eğitim tarihimizi üç ana başlık altında toplar. Bunlardan ilkinin 1453-1918’e kadar olan dönemini «Araplaşma ve skolastik (dinsel) eğitim devri” olarak belirttikten sonra ikinci aşamayı da (yine bu dönem içindeki 1773-1923 zaman dilimi) «Garplılaşma” (batılılaşma) ve yenilik devri olarak isimlendirir. Üçüncü dönem olarak 1923-1939 dönemini de «Türkleşme ve milliyetçilik” aşaması olarak tanımlar[41].

Araplaşma ve dinsel temelli eğitim döneminin özelliği, 1453 yılından itibaren İstanbul’daki daha sonra diğer bazı büyük illerdeki camilerin yanında tek bir odada açılan ve «Sübyan Mektebi (Çocuk Okulu)” olarak isimlendirilen ve 5-6 yaşındaki erkek ve kız çocukların (çoğunlukla erkek çocukların) gönderildiği okullardı. Bu okullarda ders dili Arapça olup, Kur’an okuma, dini uygulama, namaz sureleri, biraz da yazma öğretilirdi. Kız çocuklarının bu düzeyden üst okula devam etmesi söz konusu değildi[42]. Okullarda Türkçe’nin kullanılmaması ve sadece Arapça eğitim verilmesi nedeni ile bu döneme Osman Ergin Araplaşma dönemi adını vermiştir. Osmanlıca dediğimiz melez dilde önemli bir paya sahip olan Farsça dahi medreselere ancak III Ahmet’in (1673-1736) 1703’de tahta çıkmasından çok sonraları Damat İbrahim Paşa zamanında ; (1724-1736) döneminde girebilmiştir[43]. Türkçe’nin eğitim içinde yer alması için 1839 Tanzimat Fermanı ve nihayet 1908 Devriminden sonrasını beklemek gerekmiştir.Osmanlı Devleti, belki de insanlık tarihinde kendi dilinde eğitim vermeyen (1839-1453=386 yıl veya 1908-1453=455 yıl) tek devlet ve ülke olmuştur.Sübyan mekteplerinden sonra erkeklerin devam edebileceği eğitim kurumları medreselerdir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu izleyen dönemde medreselerin çeşitli yerlerde açılmaya başlandığı belirtiliyor[44] ancak öncesi de vardır. İlk medreselerin 11 inci yüzyıldan başlayarak Türk Devletleri ve İmparatorluklarında kurulduğu kaydediliyor[45]. Medreselerin kurulmasını sistemli bir devlet politikası haline getiren Selçuk İmparatorluğu Veziri Nizamü’l Mülk (1018-1092) 11 büyük kentte kurdurduğu «Nizamiye” medreseleri ile İslam dünyasının temel eğitim kurumlarını oluşturmuştur[46]. Bu medreselerde eğitim ücretsiz olduğu gibi öğrencilerin kalacağı yer ve beslenmeleri de sağlanmıştır. İlk medreselerin kurulduğu dönemde, İslam dünyasındaki düşünce çatışmaları sürmekteydi. Tekeli-İlkin’e göre, temel tartışma ise felsefe ile dinin nasıl bağdaştırılabileceği üzerinde idi ve Aristo’nun felsefi ilahiyat anlayışı El Kindi, Farabi ve İbn-i Sina gibi düşünürlerce İslam akidelerine yaklaştırılmış ve yeni-Platoncu görüşlerden etkilenen biçimleri geliştirilmişti. Gazali (1058-1111), yazdığı «Filozofların Amaçları” ve «Filozofların Çöküşü” isimli iki eseri ile bu yaklaşımların karşısına çıktı. İbn-i Rüşt, Gazali’nin bu görüşlerine felsefe ile dinin aynı gerçeğin iki yüzü olduğunu anlatan «Filozofları Hırpalama” isimli eseri ile yanıt vermişse de İslam dünyası Gazali’nin görüşlerinin ardından gitmiştir[47]. İbn-i Rüşt’ün çalışmalarının ise Avrupa’daki Ortaçağ’dan çıkış ve aydınlanmaya gidiş gelişmelerini etkilediği belirtilmektedir. Gazali’nin izinden giden medreseler de doğal olarak akıl yürüten tartışma ekseninde değil, «nakil”, diğer deyişle eski bilgileri aktarmakla yetinen birer eğitim kurumu olarak kalmışlardır.

Medreseler yanında daha çok tarikatlara dayalı diğer bir eğitim yolu da tekke ve zaviyelerdir. Bunların temel işlevi ilgili tarikatların görüşlerini yaymakla sınırlı idi. Osmanlı İmparatorluğu bünyesindeki topraklarda son derece yaygın bir yapıya sahiplerdi. Ömer Lütfi Barkan, 1550-60 dönemini kapsayan araştırmasında, söz konusu yıllar arasında Anadolu’da bulunan eyaletlerde toplam olarak 342 Cami, 1,055 mescit, 110 medreseden başka 626 zaviye ve tekke olduğunu belirlemiştir[48].

Medreseler ve Tanzimat döneminde batılılaşma amacıyla mevcut eğitim kurumlarının yanına paralel eğitim kurumları olarak oluşturulan okullar hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler Osman Ergin’in kitabı ile Tekeli-İlkin’in kitaplarına başvurabilirler. Tekeli ve İlkin’in kitabı daha kısa olduğu için tercih edilebilir. Medreselere ilişkin açıklamaları tamamlamadan önce, iki hususa değinmek isterim. İlki, Celali İsyanları sırasında Anadolu’daki medrese öğrencilerinin (suhte olarak da adlandırılırlar) halka yaptıkları kötü muameleler konusunda bilgi edinilebilecek kaynak Mustafa Akdağ’ın «Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası- Celâlî İsyanları” isimli kitabıdır[49]. Akdağ’ın kitabından sadece iki cümleyi buraya aktarmakla yetineceğim; «... öğrencilerin imaret ve medreseler dışına taşan, hatta halkla silahlı bıçaklı vuruşma derecesini bulan olayları I. Süleyman’ın saltanata geçtiği sıralarda mahkemelik olma derecesini bulmuştu.[50]” Akdağ’ın yaptığı bilimsel tespitlerin en masumlarından diğer birisi de şöyledir; «XVI. Yüzyılın ortalarına yaklaştıkça, suhte ve talebe-i ulûmun yani medrese öğrencilerinin hareketleri de leventlerinki gibi yavaşlamak şöyle dursun, büsbütün sertleşti ve genişledi. Öğrenciler de artık yalnız şehir ve kasabalarda şunun bunun oğluna kızına el uzatmakla kalmayıp, küçük gruplar, hatta bölükler halinde isyan hareketlerine girişiyorlar ve soygun üstüne soygun yapıyorlardı.[51]” Medrese öğrencilerine yönelik olarak okunmasında yarar gördüğüm diğer kitap ise İstanbul’da 31 Mart tarihindeki şeriatçı ayaklanmaya ilişkin olarak Prof. Dr. Sina Akşin’in «Şeriatçı Bir Ayaklanma-31 Mart Olayı” isimli eseridir[52].

Kaynaklar

[34] Craig Gordon A., «Germany 1866-1945” Oxford University Press 1978 sayfa 189.

[35] Craig, y.a.g.e. sayfa 189.

[36] Craig, sayfa 207

[37] Özakıncı, y.a.g.e., sayfa 230.

[38] Bartlett ve Kaplan, y.a.g.e. sayfa 151.

[39] Wikipedia History of Education.

[40] Tolley Kim, The Science Education of American Girls”, Routledge Falmer 2003, sayfa 6.

[41] Ergin Osman, «Türk Maarif Tarihi”, Kültür Yayınları 1977 İkinci Bası. Sayfa XII.

[42] Tekeli-İlkin, sayfa 7.

[43] Ergin, Cilt 1 sayfa 155.

[44] Ergin, Cilt 1, sayfa 97.

[45] Tekeli-İlkin, sayfa 11.

[46] Tekeli-İlkin, sayfa 12, Cahit Baltacı’nın XV-XVI Asırlarda Osmanlı Medreseleri, İstanbul 1976, sayfa 8 e atfen.

[47] Tekeli-İlkin, sayfa 12.

[48] Tekeli-İlkin, sayfa 9.

[49] Akdağ Mustafa, «Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası-Celâlî İsyanları”, YKY yayınları Birinci Baskı Ağustos 2009.

[50] Akdağ Mustafa, «Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası- Celâlî İsyanları”, Yapı Kredi Yayınları I. Baskı 2007, sayfa 148.

[51] Y.a.g.e., sayfa 150.

[52] Akşin Prof. Dr. Sina, «Şeriatçı Bir Ayaklanma-31 Mart Olayı” İmge Kitabevi 3. Baskı 1994.

[53] Ergin, sayfa 460.

[54] Ergin, sayfa 319

[55] Ergin, sayfa 458.

[56] Tekeli-İlkin, sayfa 64.

[57] Akşin, sayfa 59.



01/06/2013



Yazarın diğer yazıları

Çatı Adayı İçin İmza Vermeyen CHP Milletvekillerine Birkaç Söz (01/09/2014)
İnsanın Petrolle Tanışması (01/09/2013)
21. Yüzyıl İçin İnsan ve Planlama (01/08/2013)
Çağdaş Laik Eğitime Giden Yol ve Ödenen Bedeller (6) (01/07/2013)
Çağdaş Laik Eğitime Giden Yol ve Ödenen Bedeller (4) (01/05/2013)
Çağdaş Laik Eğitime Giden Yol ve Ödenen Bedeller (3) (02/04/2013)
Çağdaş Laik Eğitime Giden Yol ve Ödenen Bedeller (2) (01/03/2013)
Çağdaş Laik Eğitime Giden Uzun Yol ve Ödenen Bedeller -1 (01/02/2013)
YÖK Bir Yazı İle Yabancı Öğrencilere Ayrıcalık Tanıyabilir mi? (01/01/2013)
On Senedir Siz Niye Açmadınız? (01/10/2012)