Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Birim 731

Gizem Sezer
Bilim, geçmişten günümüze bazen doğaya ve insan hayatına faydalı buluşlar sunmuş bazen de bunları dolaylı ya da doğrudan tahrip eden olaylara sebep olmuştur. Elbette ki bazı ilerlemeler kaydedebilmek için bazı şeyleri feda etmek gerekebilir. Yay ne kadar geri çekilirse ok o kadar ileri fırlar. Emek harcamadan, fedakârlık yapmadan hiçbir şey elde edilemez. Ancak bazı devletlerin gerek sıcak gerekse soğuk savaş dönemlerinde verdikleri güç savaşlarında insan hayatını ne denli hiçe sayarak canavarlaşabildiklerine akıl erdirmek mümkün değil. Amerika, Almanya, Japonya gibi devletlerin bilim adı altında yaptıkları korkunç deneyler gün yüzüne çıktıkça, bilimin karanlık yüzünü görüyoruz. İşte insanlığımızdan utanacağımız deneylerin yapıldığı bir tesis: Birim 731.

Birinci dünya savaşından sonra batının gerisinde kalmak istemeyen Japonya, kimyasal ve biyolojik araştırmalar yapmayı amaçlıyordu. 1925 yılında imzalanan ve 1928 yılında yürürlüğe giren Cenevre Protokolü’nün kimyasal ve biyolojik silahları yasaklamasına rağmen, salgın hastalıkları önleme ve su arıtma tesisleri adı altında bir birim kuruldu. Bu birim binlerce esirin getirildiği sayısız insanlık dışı deneyin yapıldığı kampa gelenlerin dönmediği Auschwitz benzeri bir kamptı. Japon imparatorluk ordusunun biyolojik savaş birimi olan bu birim, Mançurya’da 1930’ların başında kurulmuş, 1936’ da genişletilmişti. Kampın korgenerali Shirō Ishii ve Genel Sekreteri Masaji kontrolünde 1939-1945 yılları arasında 3000 Japon araştırmacı pek çok deney yaptı. Deneklerin büyük çoğunluğu Çinlilerden oluşuyordu. Çinlilerin dışında Ruslar, Moğollar ve Koreliler de bulunuyordu.

Gizli yürütülen araştırmalar nedeniyle deneylerin tam listesi bulunmasa da kampın eski çalışanlarından gelen fotoğraflar ve anlattıkları bu deneylere biraz olsun ışık tutmaktadır.
1995 yılında kampta çalışmış olan bir doktor, ilk canlı kesimini New York Times’ta şöyle anlatıyordu; ‘‘ Denek odaya getirildiğinde mücadele etmiyordu, onu bağladılar. Fakat neşteri kaldırdığımda bağırmaya başladı. Onu göğsünden karnına kadar kestim. Çok çığlık atıyordu, yüzü acı içinde kıvranıyordu. Korkunç çığlıklar atıyordu ve nihayet sesi kesildi.’’
Kurbanlara özellikle hastalık bulaştırıldıktan sonra, bayıltmadan kesim işlemi yapılıyordu. Bunun amacı kurban öldükten sonra deney sonuçlarının zarar görmesi endişesiydi. Canlı canlı kesilen kurbanlar işlem sonucunda tabii ki ölüyorlardı. Aşılama bahanesiyle pek çok hastalık kurbanlara bulaştırılmıştı.(bel soğukluğu ve frengi gibi zührevi hastalıklar, ayrıca tifo ve kolera da kurbanlara bulaştırılmıştı.) Canlı canlı kesme işleminde kurbanların el ve bacakları da kesiliyor sağ kol sol kola sol kol sağ kola denk getirilerek tekrar dikiliyordu. Bazı kurbanların kol ve bacakları dondurulduktan sonra kesiliyor bazılarında ise kangrenin etkileri araştırılıyordu. Vücudun çeşitli organları çıkartılarak inceleniyor bazen de bir organın belli bir kısmı kesilerek vücuttan çıkartılıyor ve vücudun verdiği tepki ölçülüyordu. Bazı kurbanların midesi vücuttan çıkartılıp yemek borusu direk bağırsaklara bağlandı. Yapılan deneyler kadın- erkek, genç-yaşlı hatta çocuk bebek demeden tüm esrilere uygulanıyordu. Kadın mahkûmlara tecavüz ediliyor zorla hamile bırakılıyor ve bazı hastalıkların anneden bebeğe geçip geçmediği gözlemleniyordu. Ayrıca kurbanlar bir kazığa bağlanarak kimyasal silahlar, alev silahları, el bombaları ve çeşitli patlayıcıların insan vücudu üzerindeki etkisi araştırılıyordu. Bu patlayıcıların etkisi kurbanların çeşitli mesafelere yerleştirilmesiyle de farklı şekillerde deneniyordu. Açlığa, susuzluğa, basınca maruz bırakılan kurbanlar insan vücudunun dayanabileceği son noktayı ölçmek için ölünceye kadar gözlemleniyordu. Diri diri yakılma, toprağa gömülme, eklemlerinden çekerek vücudun uzatılması, vücuda deniz suyu ve hayvan kanı enjekte edilmesi, ölümcül dozlarda x ışınlarına maruz bırakılma da diğer deneyler arasındaydı.
1984 yılında Tokyo'daki Keio Tıp Üniversitesi'nde okuyan bir öğrenci, insan deneylerinin kayıtlarını buldu. Bu sayfalar, Tetanos aşısının dozajlarının etkilerini açıklıyordu. Vücuttaki spazmların ve ölüme giden sürecin uzunluğunu anlatan tablolar vardı.
Akla mantığa insanlığa sığmayan bu deneylerin listesi uzayıp gidiyor. Ancak esas üzücü olan birim 731 deki cerrahlar ve bilim adamları ve hatta her şeyden sorumlu olanlar için hiçbir ceza uygulanmadı. Savaştan sonra kurulan mahkemede yapılan deneylerin sonucu karşılığında yargılamalar düşürüldü. Birim 731 de gerçekleştirilen vahşete müdahale eden herkesin dokunulmazlığı sağlandı.
Yıllar öncesinde bilim adına yapılan bu vahşetlerin, bilimin daha da ilerlediği günümüzde halen yapılıp yapılmadığını maalesef bilmiyoruz. Belki de daha beterleri yapılıyordur ve bunlar da diğerleri gibi yıllar sonra gün yüzüne çıkabilir. Umarız bir yerlerde gizli saklı başka vahşetler yaşanmıyordur. Umarız ki insanlık insanca yaşayabilmenin yolunu bulur, bilim hep iyiye kullanılır.

Kaynaklar

  1. http://unit731.org/experiments/

  2. https://china-underground.com/2012/10/17/35-rare-images-of-the-infamous-japanese-experiment-unit-731-in-china/

  3. https://www.unilad.co.uk/featured/unit-731-the-barbaric-concentration-camp-nobody-knows-about/





01/01/2018



Önceki yazılar

Araştırma: Meditasyon, Yoga ve İlgili Uygulamalar DNA Tepkilerini Tersine Döndürebilir (01/07/2017)
Dünya Daha Hızlı Dönmeye Başlasaydı Ne Olurdu? (01/06/2017)
Dünyadan Bilim Haberleri (01/10/2016)