Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Bir Osmanlı Mirası Balkan Göçleri

Evrim Tandoğan


Balkanlar; barındırdığı farklı etnik unsurlar, dinler, diller nedeniyle burada hakimiyet kurmak isteyen güçler için tarih boyunca sorunlar yaratmış, ama çekiciliğini her daim korumuş bir bölgedir. Osmanlı Devleti de beş asır gibi çok uzun bir müddet bölgede egemenliğini sürdürdü. Fethedilen bölgelere zamanla Türk unsurlar da yerleştirildi. Ardından Avrupa’yı kasıp kavuran milliyetçilik akımı, dönemin büyük devletlerinin bölge üzerindeki politikalarıyla birleşince 93 Harbi, Balkan devletlerinin birbir bağımsızlıklarını ilan edişi, ve en nihayetinde Balkan Savaşları ile Osmanlı, 14. yy sonlarında girdiği bölgeyi tamamen terketti, daha doğrusu terketmek zorunda kaldı.
Her toprak kaybı bölgedeki Türkler´i ve Osmanlı´yı kurtuluş olarak gören Müslümanlar´ı gördükleri baskı, eziyet gibi birçok sebep nedeniyle göçmen durumuna soktu. Özellikle 1877-1878 savaşları sırasında 1,253,000 kişi muhacir durumuna düşmüş ancak büyük bir bölümü savaş sonrası yurtlarına geri dönmüştür. Balkan Savaşları sonrası da çok sayıda insan doğdukları toprakları bırakıp göç etmiştir. Söz konusu tarihten çok değil 10 yıl sonra kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti birçok meseleyi olduğu gibi «Balkanlar´dan göç” konusunu da Osmanlı’dan miras aldı. Cumhuriyet tarihinde yaşanan ilk Balkan Göçü, Lozan Antlaşması´nda kararlaştırılan Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesidir. Giden Rumlar´ın 1.200.000, gelen Müslümanlar´ın ise 500.000 civarında olduğu sanılıyor. Atatürk Dönemi ve sonrasında da göçler çeşitli sebeplerle devam etmiştir. Bunlardan kamuoyunun merakını uyandıran 80´lerin sonunda Bulgaristan Hükümeti´nin baskı politikaları sonucu Türkiye’ye göç etmek durumunda kalan Türkler, hala hafızalardaki yerini korumaktadır.
Balkanlar meselesi bir yana göç kavramı genel anlamda iki taraflı bir soruna işaret ediyor. Sorunun bir ucu; evlerini, akrabalarını, doğdukları yeri bırakıp gelen ve yeni yurtlarındaki yaşama uyum sağlamakta sorun yaşayan göçmenleri, diğer ucu ise onları ev yurt kazandırmak anlamına gelen iskan etme ve üretici konuma geçirmekle yükümlü olan devleti ilgilendiriyor. Örneğin; 1923 yılındaki Türk ve Yunan Halklarının Mübadelesinde Yunanistana gönderilen Rumlar´dan Yunanca konuşamayan, buraya gelen Türkler´den ise Türkçe konuşamayanların olduğu düşünüldüğünde durumun çözülmesi ne kadar güçleştiği görülebilir. Bunun dışında ister mübadeleyle, ister iskan hakkıyla ya da kendi imkanlarıyla gelmiş olsun tüm göçmenler; üretici konuma geçme aşamasında da, sosyal yaşamda da birçok problemle savaşmak durumunda kalmıştır. Ayrıca onlara yaşayacak yer ve iş sağlama yükümlülüğü ise devleti çoğu zaman sıkıntıya sokmuştur.
Bugün kesin bir sayı verilemese de ülkede 17 milyona yakın göçmen ya da onların çocuklarının ve torunlarının olduğu düşünülmektedir. Elbette ki artık büyük bir bölümü Türkiye Cumhuriyeti´nin sunduğu tüm haklardan yararlanan birer vatandaş statüsündedir. Ancak yakın zamanda meclise sunulan göçmenlere ilişkin soru önergeleri hala göçmenlerin birtakım özel sorunlarının olabileceğini akıllara getirmektedir. Yine kesin bir rakam olmamakla beraber Balkanlar´da hala 14 milyon Türk´ün yaşadığı düşünülmekte, bu rakamlar ve Balkanlar´ın durulmayan karmaşıklığı göz önüne alındığında hala göç potansiyelinin olduğu görülmektedir. Mevcut göç potansiyeli ve onun beraberinde getireceği sıkıntılar ise konunun hem devlet hem de akademisyenler tarafından daha kapsamlı ve dikkatle ele alınmasını zorunlu hale getirmiştir.
KAYNAKLAR
H. Yıldırım Ağanoğlu, Osmanlı’dan Cumhuriyete Balkanların Makus Tarihi Göç, İstanbul 2003, 3. Baskı.
Ahmet Hallaçoğlu, Balkan Harbi Sırasında Rumeli’den Türk Göçleri (1912-1913), Ankara, 1994.
Önder Duman, Atatürk Döneminde Balkan Göçmenlerinin İskân Çalışmaları (1923-1938), Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, Bahar 2009.


Balkanlar; barındırdığı farklı etnik unsurlar, dinler, diller nedeniyle burada hakimiyet kurmak isteyen güçler için tarih boyunca sorunlar yaratmış, ama çekiciliğini her daim korumuş bir bölgedir. Osmanlı Devleti de beş asır gibi çok uzun bir müddet bölgede egemenliğini sürdürdü. Fethedilen bölgelere zamanla Türk unsurlar da yerleştirildi. Ardından Avrupa’yı kasıp kavuran milliyetçilik akımı, dönemin büyük devletlerinin bölge üzerindeki politikalarıyla birleşince 93 Harbi, Balkan devletlerinin birbir bağımsızlıklarını ilan edişi, ve en nihayetinde Balkan Savaşları ile Osmanlı, 14. yy sonlarında girdiği bölgeyi tamamen terketti, daha doğrusu terketmek zorunda kaldı.


Her toprak kaybı bölgedeki Türkler´i ve Osmanlı´yı kurtuluş olarak gören Müslümanlar´ı gördükleri baskı, eziyet gibi birçok sebep nedeniyle göçmen durumuna soktu. Özellikle 1877-1878 savaşları sırasında 1,253,000 kişi muhacir durumuna düşmüş ancak büyük bir bölümü savaş sonrası yurtlarına geri dönmüştür. Balkan Savaşları sonrası da çok sayıda insan doğdukları toprakları bırakıp göç etmiştir. Söz konusu tarihten çok değil 10 yıl sonra kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti birçok meseleyi olduğu gibi «Balkanlar´dan göç” konusunu da Osmanlı’dan miras aldı. Cumhuriyet tarihinde yaşanan ilk Balkan Göçü, Lozan Antlaşması´nda kararlaştırılan Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesidir. Giden Rumlar´ın 1.200.000, gelen Müslümanlar´ın ise 500.000 civarında olduğu sanılıyor. Atatürk Dönemi ve sonrasında da göçler çeşitli sebeplerle devam etmiştir. Bunlardan kamuoyunun merakını uyandıran 80´lerin sonunda Bulgaristan Hükümeti´nin baskı politikaları sonucu Türkiye’ye göç etmek durumunda kalan Türkler, hala hafızalardaki yerini korumaktadır.


Balkanlar meselesi bir yana göç kavramı genel anlamda iki taraflı bir soruna işaret ediyor. Sorunun bir ucu; evlerini, akrabalarını, doğdukları yeri bırakıp gelen ve yeni yurtlarındaki yaşama uyum sağlamakta sorun yaşayan göçmenleri, diğer ucu ise onları ev yurt kazandırmak anlamına gelen iskan etme ve üretici konuma geçirmekle yükümlü olan devleti ilgilendiriyor. Örneğin; 1923 yılındaki Türk ve Yunan Halklarının Mübadelesinde Yunanistana gönderilen Rumlar´dan Yunanca konuşamayan, buraya gelen Türkler´den ise Türkçe konuşamayanların olduğu düşünüldüğünde durumun çözülmesi ne kadar güçleştiği görülebilir. Bunun dışında ister mübadeleyle, ister iskan hakkıyla ya da kendi imkanlarıyla gelmiş olsun tüm göçmenler; üretici konuma geçme aşamasında da, sosyal yaşamda da birçok problemle savaşmak durumunda kalmıştır. Ayrıca onlara yaşayacak yer ve iş sağlama yükümlülüğü ise devleti çoğu zaman sıkıntıya sokmuştur.


Bugün kesin bir sayı verilemese de ülkede 17 milyona yakın göçmen ya da onların çocuklarının ve torunlarının olduğu düşünülmektedir. Elbette ki artık büyük bir bölümü Türkiye Cumhuriyeti´nin sunduğu tüm haklardan yararlanan birer vatandaş statüsündedir. Ancak yakın zamanda meclise sunulan göçmenlere ilişkin soru önergeleri hala göçmenlerin birtakım özel sorunlarının olabileceğini akıllara getirmektedir. Yine kesin bir rakam olmamakla beraber Balkanlar´da hala 14 milyon Türk´ün yaşadığı düşünülmekte, bu rakamlar ve Balkanlar´ın durulmayan karmaşıklığı göz önüne alındığında hala göç potansiyelinin olduğu görülmektedir. Mevcut göç potansiyeli ve onun beraberinde getireceği sıkıntılar ise konunun hem devlet hem de akademisyenler tarafından daha kapsamlı ve dikkatle ele alınmasını zorunlu hale getirmiştir.


KAYNAKLAR


H. Yıldırım Ağanoğlu, Osmanlı’dan Cumhuriyete Balkanların Makus Tarihi Göç, İstanbul 2003, 3. Baskı.


Ahmet Hallaçoğlu, Balkan Harbi Sırasında Rumeli’den Türk Göçleri (1912-1913), Ankara, 1994.


Önder Duman, Atatürk Döneminde Balkan Göçmenlerinin İskân Çalışmaları (1923-1938), Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, Bahar 2009.





01/02/2013



Yazarın diğer yazıları

Barış Süreci Denklemi (01/04/2013)
Gündem Aynası (01/11/2012)