Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Bir Kadın, Bir Gezegen

Şadiye Ceylan

1998 yılının Eylül ayında başladı aslında her şey, güzel olabilme ihtimalinin dahi olmadığı bir coğrafyadan bakıyorduk gökyüzüne. Geceler alabildiğine yıldızlı geçiyor, gündüzleri kavrulan sıcağın altında yanıyordu çocuk tenimiz. Önümüz dağ, arkamız dağ, sağ sol her yer sadece dağ ve biz bu dağların arasında yeşil tatlı bir ovada yaşamaktaydık. Köyümüzün çok da uzağında olmayan ve o dönem erkeklerin oturup kahve, çay içtikleri ve oyun oynadıkları bir mekan olduğu için “kahve” diye adlandırdığımız şirin kasabamsı yerde güneş üzerimize hiç batmayacak şekilde doğdu. Türkçe dahi bilmiyorduk ve birileri bize okula gideceğimizi, ABC öğreneceğimizi söylüyordu. Bu bize ilk önce bir oyun, tatlı bir yalan olarak gelmişti. Zaman geçiyordu, söylentiler bizim uçsuz bucaksız dünyamızda daha çok yayılmaya başlamıştı. Kızlar da okula gidebileceklerdi ve bu imkansızdı. Çünkü daha televizyonla yeni tanışmıştık ve bize göre hakkettiğimiz her şeye sahiptik, daha fazlası haddimiz değildi. Bu başkalarına yapılan bir haksızlık değil miydi? Bu düşüncelerde olsak dahi çocuk dünyamız neşe içindeydi...

O gün geldiğinde, o muhteşem gün sanki tüm dünya maviye boyanmıştı, bütün bulutlar bize eşlik etmek için çocuk şekline girmiş ve onlarda bizim gibi mavi önlüklerini giyinmiş, beyaz yakalıklarını takmış ve elimizden tutarak ilerliyorlardı okula. Hiç görmediğimiz yüzler karşılamıştı bizi okul bildiğimiz barakanın kapısında gülen gözlerle. Onlar korkuyordu, biz korkuyorduk… Üşümelerimize ortak geldiklerini bilmiyorduk, tedirgindik, baktık ve gülen gözler, işte o zaman hayat değişmeye başladı. Biz çamurduk ve artık kendimizi öğretmenlerimizin maharetli ellerine bırakma zamanımızın geldiği söyleniyordu. Elleri yumuşacık, bakışları yumuşacık, dokunuşları yumuşacık, onlar öğretmendi...

İlk heyecanları bizdik, ilk heyecanlarımız onlardı. Sert bir coğrafyaya gelmişlerdi “töre”, “örf”, “adet” bizi takip ediyor, yapmak istediklerimize engel oluyordu. Bizim dünyamız köyün çitlerinin olduğu yerde son buluyordu. Oysa kardelenlerin hangi koşullarda açtığını, güzelliklerini gösterdiklerini biliyorduk. Devlet zoruyla okutuluyorduk biz “kardelenler”... Aileler kızların okumasına karşı çıkıyor izin vermiyorlardı, işte bu dönemde güneşlerimiz yürüyerek çıka gelmişlerdi. Elimizden tutup köy sınırının dışına çıkartıyorlardı ürkek bakışlarımızdan cesaret alarak. Bize bir dünya sunmuyorlardı, bize sınırı olmayan bir yaşamın anahtarını veriyorlardı. Ürkektik, ne yapmamız gerektiğini bilmeyecek kadar çocuktuk. Kadın bizim için sadece evde, tarlada olabilirdi. Sırtında çocuk, elinde sapan, belinde adını koyamadığı o ince sızı... Kadın sadece eve erkeği döndüğünde önünde diz çökebilirdi, erkeği dilediğini yaptıktan sonra o sesini çıkartmadan ahıra gider göz yaşlarının karıştığı sütü getirip çocuklarına verebilirdi.

Ama o Eylül ayında gelen güzel saçlı güzel kadın, adına “öğretmen” diyorlardı, o öyle değildi. Saçları gece karası yüzü ay beyazı, en değerli incileri sanırım birileri toplamış ve iki dudağının arasından hafifçe görünecek şekilde ağzına yerleştirmişti. Güzeldi çok güzeldi, elimizden tutar yolculuğuna eşlik etmemizi sağlardı ve böylece biz ülkeler değil kendi yarattığımız gezegenleri keşfetmeye başlardık. Artık “kadın” sadece anne değildi, çiftçi değildi, eş değildi... Artık biliyorduk kadın bir gezegendi, her kadın ayrı bir gezegen, ayrı bir güzellikti. Hepsi özeldi, kimseye boyun eğmemeleri gerekiyordu. Öğrenmeye başladık, sorguladık, dayandık, dayanmaya çalıştık… Sınırların dışına çıktık, farklı yerler, farklı şehirler dolaştık. Farkettik...Sorun zaten bizim coğrafyamızda değildi. Kadın toplumun her kademesinde bir şekilde eziliyor, hor görülüyordu. Fiziksel ya da psikolojik mutlaka şiddete uğruyordu.

Her gün binlerce kadın en yakın akrabasından şiddet görüyor ya da tacize uğruyor belki de daha kötü eziyetlere maruz kalıyor. Toplum olarak bunları görmemek için üç maymun rolünü benimsedik. Oysa o kadınlara, sadece kadınlara da değil aslında hor görülen, eziyet edilen genç, yaşlı, çocuk, erkek her kesimden, herkese yardım eli olmalıyız. Seslerine nefes biz olmalıyız ve bunları başarmak için de bize, gece karasına sahip saçları, ay beyazı yüzlü, inci dişli o “öğretmen” kadınlar gerekiyor. Bize kadın vicdanına sahip erkekler gerekiyor.



01/08/2018



Önceki yazılar

Bir Film Analizi: PK (Peekay) (01/06/2018)
Nazi Propagandası ve Sansür (01/05/2018)
ANDREY TARKOVSKİ (01/04/2018)
Lev Kuleshov (01/03/2018)
Dziga Vertov (01/02/2018)
Vsevolod Pudovkin (01/12/2017)
Sergei Mikhaylovich Eisenstein (01/11/2017)
Milli Sinema (Beyaz Sinema) (01/10/2017)
Anadolu’dan Bı̇r Elı̇a Kazan Geçtı̇ (01/09/2017)
Toplumsal Gercekçı̇lı̇k Akımı Bağlamında: Gecelerı̇n Ötesı̇ Fı̇lmı̇ (Metin Erksan) (01/08/2017)
Bir Yönetmen ve Kuramcı: Jean Mitry (01/07/2017)
Sinema ve Propaganda (01/06/2017)