Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Bekaret Kemeri Anahtarla mı Açılmalı?

Alp Hamuroğlu

«Bekaret kemeri« denen şey bugün hiç bir kadına takılmamaktadır, hatta bir müzede sahtesine rastlayanlar dışında belki de bugün kimse bir bekaret kemeri görmüş değildir.[1] Ama ne olduğunu, ne için kullanıldığını bilmeyen yoktur. Hatta metalden yapıldığını, bir kilit sistemi ile özellik ve işlev kazandığını, anahtarsız açılmadığını, kendisine takılan kadınların cinsel ilişkiye girmesini önlediğini, Orta Çağ Avrupa’sında yaygın bir „ürün« olduğunu ve gerilik, gericilik ve ilkelliği ifade ettiğini de bilmeyen yoktur.

Biraz bilgi; ilk bekaret kemerleri tahtadanmış. Tahtadan olanlar çok eski zamanlarda kullanılmışmış. Tahtadan olması, sanıyorum, taş devrinde olduklarından değildir, çünkü ilk kullanıldığı o dönemlerin bakır-demir çağlarından önce olmaması gerekir. Ayrıca o dönemlere uygun düşmez haliyle. Hem taş devri zamanlarında böyle kemerlere ihtiyaç da yokmuştu. İnsanlık, (kemer gerilik ve ilkellik olduğuna göre) daha «ileri«ydi çünkü. O zamanlar, erkeklerin kadına sahipliği için oldukça erken olan zamanlardı. Hatta rivayete göre, çok çok eskiden, yani daha eskiden, herhalde o en erken zamanlarda olsa gerek, kadınlar duruma hakimmiş, hatta kadınların çok kocası olabiliyormuş, dahası, erkekler azarlanır, horlanır, dövülür, şiddet görürmüş!

Çok eskiden olduğu için bugüne kadar örneği elbette kalmamıştır, (şimdinin tersine) kadın hakim olduğuna göre, kadın erkeğin sahibi olduğuna göre (anaerkillik), acaba o zamanlar bekaret kemerinin erkekler için olanı da var mıydı ve o zamanlar böyle bir şey kullanılıyor muydu? Ama bilemiyoruz.



BEKARET KEMERİ „NASIL« KULLANILIR?


Bekaret kemerinin iki tür kullanımı var, birisi, erkeklerin kadınlarda kullanması, diğeri, kadınların kendilerinin kullanmaları. İlki, erkeğin ortada olmadığı şartlarda kadınının «iffetini” korumasını, iffetin «garanti altında” olmasını sağlamaktadır. Bu durumda anahtar, örneğin savaşa, işe ya da seyahate giden adamın yanındadır, yani adam anahtarı yanında götürmüştür, götürmektedir.

İkincisi, kadınların kendilerini tecavüzden korumak için anahtarının da kendisinde bulunduğu durumda olanıdır (bu uygulamaya, kız çocuklarını «korumak” için ana-babalar da başvuruyormuş). Kadınların kendi kullandığı bekaret kemeri, Avrupa’da toplumların hareketlendiği ve kentleştiği 12. ve 13. yüzyıllarda yaygınlaşmış, ama en çok da ticaretin en ileri özellikler gösterdiği İtalya’da görülmüş.[2] Hatta o dönemlerde adı -Floransa kenti bunun üretim merkezlerinden olsa gerek- „Floransa kemeri« imiş (Almancasıyla Florentinergürtel).

Esas ünlenmesi, bilinir olması ve en yaygın kullanımı, birincisi. Ve bu tür kullanma, Avrupa’nın Doğuya yaptığı Haçlı Seferleri döneminde «patlama« yapmış. Çünkü 11. ve 14. yüzyılların Avrupa tarihini etkileyip biçimlendiren Haçlı Seferlerinde çok sayıda Avrupalı, evinden ayrılıp uzun yıllar sonra dönmeyi hesaplayarak seferlere ve savaşlara katılmış. Sayı milyonlarla ifade ediliyor.[3] Bu sayı ise bekaret kemerinde «sürüm« nedenidir. Peki, sürümün sonuçları?

BEKARET KEMERİNİN TARİHTEKİ SOSYO-EKONOMİK YARARI!

Daha seferler başlarken Avrupa’da bir üretim hamlesi yaşanmış. Ulaşım için gereken şeyler yanında silah, koşum ve malzeme olarak başka yolculuk hazırlıklarının ve ihtiyaçlarının da karşılanması gerekiyormuş. Bu hamlenin nedeni buymuş. Ancak bunların arasında metalürjinin, demirciliğin ve kilitçiliğin gelişmesi ve bunlardaki üretim artışı özel bir yer tutmuş. Metal teknolojisinde dikkate değer bir gelişme olmuş. Bu, bekaret kemeriyle kilit talebinin ve bunların yaygın kullanımının doğurduğu bir sonuçmuş. Bekaret kemeri ve kilit ihtiyacından kaynaklanan „kemer-kilit sanayisi« diye bir şey ortaya çıkmış. Tarihyazımında bekaret kemerine yüksek talep ve bunu karşılamak isteyen arz yüzünden bu durum, «demirciler altın çağını yaşadı, Avrupa madenciliği de büyük bir gelişme dönemine girdi« diye ifade edilmiş.[4]

Metalden yapılmış bekaret kemeri düşüncesinin veya en azından yaygın olarak uygulanmasının Avrupa’da Haçlı Seferleri başlarken ortaya çıktığı böylece biliniyor. Cermenler (Batı ve Doğu Franklar[5]), „insanın karısına güvenmesi iyidir ama hiç güvenmemesi daha iyidir« atasözlerine bağlı kalarak, bu konudaki teknolojik gelişmenin ve demirden kemerle kilit üretiminin, bu özel üretim sürecinin yükselme nedeni ve itici gücü olmuş.

İngiltere’deki „Smith«, Almanya’daki «Schmidt”, Fransa’daki «Favre”, «Febvre”, «Lefevre”, İtalya’daki «Ferrari”, «Ferrario,” «Ferrero” gibi soyadlarının bu dönemde çoğaldığı (bu kelimeler «demirci” anlamına gelmektedir), Avrupa’daki «erkeklerin çoğunun”[6] demirci, kilitçi, anahtarcı olduğu ayrıca kaydedilmektedir.[7]

KİLİDİN SAĞLAM OLMASININ ÖNEMİ

Ayrıca bugün şunları da biliyoruz:

Bekaret kemerinin kilidi, çeşitli amaçlarla kullanılan kilitler arasında en önemli olanı. Bu kilidin çok güvenilir olması, basit bir kurcalamayla açılamaması gerekiyor. Kadını kem gözlerden saklamak ve «koruma altında tutmak” çok önemli, bu yüzden bu kilit başka nedenlerle kullanılan bütün kilitlerden daha önemli; çünkü kurcalanıp açıldığında „kaybın« geri gelmesi, telafisi sözkonusu değil! (Açılan bir kilitle örneğin para çalınmış olsa, geri gelebilir, para yeniden kazanılabilir.) Ancak buna karşılık kilidin açılması için kuvvetli bir talep de var! Gövdede taşınan metalin yarattığı yaşanan zorluk bir yana, gerektiğinde açılıp çıkarılabilse takılan-taşıyan için ne iyi olacak! Bu konudaki vazgeçilmez talep, becerikli insanları çilingirliğe yöneltiyor. Sonradan modern dünyada filmlerden bildiğimiz «kasa açma sanatı« gibi, «açılamaz kilitleri açma sanatı” ortaya çıkıyor ve bu da bir mesleğe dönüşüyor; çilingirlik.

Tabii bu arada savaşa giden kocasından hamile kalmış kadınları da düşünün, ne fecaat!

Başka bir komplikasyon da giden kocanın geri dönmemesi veya dönememesi.[8] Ne kadar beklenecek? Süreler uzun, gidenlerden kimse üç beş yıldan önce zaten dönemiyor. Kilit açtırılır da adam geliverirse; kilit açılmaz, açılmasından çekinilir de kemer öyle durursa ve adam bir daha gelmeyiverirse...

BEKARET KEMERİ, KEMER DEĞİL, „ÇAĞ«DIR

Her neyse, çeşitli ve çok sayıda «yan etkileri« olsa da bekaret kemeri, erkeğin böyle uzun (veya kısa) yokluklarında bir işe yaramış oluyor! Ancak kullanıldıkça başka bir amaca da hizmet etmeye başlıyor. Zaman içinde amaç genişlemiş ve derinleşmiştir. Erkeklerin elinde kadının iffetini koruma aracı olan kemer, kadına bir işkence yöntemine dönüşüyor. Burada, tedbir „baskı«, koruyuculuk ve sakınma «şiddet”, sahiplenme «eziyet”, hakim olma «işkence” oluyor. Kemer, kadının cenderesidir, hapsidir, cehennemidir, Avrupa ise karanlıktadır.

Ve bu, «karanlık” Avrupa’nın Orta Çağıdır. Kadının elinden alınmış, kadında kısıtlanmaya, önlenmeye, yasaklanmaya, günahlaştırılmaya çalışılan cinsellik, erkek için marazi bir özgürlüktür. Düşünme ve düşünce yasaklanmış, bilim baskı altına alınmış, Hıristiyanlık kıtaya tam hakim olmuş, Papalık güçlenmiş, gerilik ve gericilik sınırsız ve marazi bir şekilde özgürleşmiştir.

Bekaret kemerlerinin anahtarla açılması, onların tekrar kullanılacağı anlamına gelir. «Tekrar tekrar kullanım”, kemerlerin neleri simgelediği düşünüldüğünde, «sistemin” sürmesi, erkek hakimiyeti ve belirleyiciliğinin yeniden üretimi, feodalizmin devamı, Papalığın gücü, Hıristiyanlığın etkisinin yayılması ve Orta Çağın bir hastalığının tedavi edilemiyor olması demektir.

Bekaret kemerleri anahtarla mı açılmalı? Yoksa? Yoksa kırılarak mı açılmalı? Anahtarla açılması, tekrar kullanılması, yeniden kullanılabilmesi demektir ya, o zaman anahtar, kadın üzerindeki sahipliğin ve kadın üzerindeki baskının sürüp gitmesini sağlamaktadır, sağlayacaktır.

BEKARET KEMERİ VE DEVRİM

Kemerler açılmalı mı, kırılmalı mı? Kemere anahtar mı, «zor« mu? Kemere hayat mı, ölüm mü?

Avrupa, kemeri kırdı, parçaladı, öldürdü. Avrupalı, kendi Orta Çağını18. yüzyıl sonunda sona erdirdi. Kadınlara bekaret kemeri takılması ve kadınların yakılması o zamanlarda artık yapılmaz olmuştu. Aydınlanma, Avrupalının aklını başına getirmişti. Bilimsel gelişmeler, davranışları da etkilemişti. Devrim, kadını eşitleyemedi ama en azından onun kemerini parçaladı, kadını özgürleştirdi ve içine çekti.

Bekaret kemerlerinin kırılması gerektiği bizde 20. yüzyılda anlaşıldı.

Mustafa Kemal’in 23 Nisan 1920’de bir «meclis” açması, «Türkiye topraklarında Orta Çağı« sona erdirmek anlamında, «bekaret kemerinin parçalanması”ydı. Anahtarla kemer açmak isteyenlerin anahtar ellerinde kalmıştı.

Kadının o zaman, Cumhuriyet‘le birlikte, kemeri, kilidi ve cenderesi kırılmıştı. Türk Devrimi, Büyük Fransız Devriminde olduğu gibi, kadını içine çekmişti.

Oysa bugün kilit-anahtar imalatı yeniden başlamış bulunuyor.

Kadın cinayetleri, kadının, Avrupa’nın Orta Çağındaki gibi, cayır cayır yakılmasıdır! Kadınlara taciz, tecavüz ve saldırılar, Cumhuriyet ve Devrim düşmanlığıdır.

Kadının içine sokulduğu cendere, metalsiz bekaret kemeridir!

Devrim ve Cumhuriyet, bu cendereyi, kemeri ve bütün kemerleri yeniden parçalayacaktır!



[1] Bu ifadeler gene de ihtiyat gerektiriyor. Bugün bekaret kemerlerinin AVM’lerde satılmadığı kesindir, şimdiye kadar oralardan satın alan yok, duymadık, ancak gene de kimsenin görmediğini ve hiç kullanmadığını düşünmek ve söylemekte aceleci olmamak lazım. Çünkü, Orta Çağın, bugün her yönüyle ve şekliyle ya da en azından birçok yönü ve şekliyle ülkemizde yaşamadığını düşünebilir miyiz? Her şeyden önce çok belirgin olarak kadınlar üzerindeki „uygulamalar«la.

Ayrıca bu kemerler bugün (özellikle bizim ülkemizde) kullanılmaktaysa, kullanılıyor olmasında şaşacak bir şey ve hiç bir tuhaflık yoktur, belki de kullanıldığını biz bilmemekteyiz. Çünkü göstermek istemiyor ya da gösteremiyor olabilirler (kadın kafalarının sarmalandığının gözlerimize sokulmaya çalışılarak gösterildiğinin tersine, bu, gösterilmeye çalışılmamakta, daha doğrusu belki de gösterilememektedir)!

[2] Bu sözü edilen dönemler, büyük ekonomik değişiklikler olan, paranın kıtasallaştığı, üretimin patlama yaptığı, ticaretin menzilinin büyüdüğü, tarımın verimlileştiği, yeni sınıfların ortaya çıktığı, meslek ve modern kent tarihinin oluşmaya başladığı, alkollü içkilerin ilk „popülerleştiği« dönemlerdir. Avrupa’da öncelik, Doğu ile ilişkilerin merkezi olması ve Akdeniz ticareti sayesinde en önemli ve en yüksek düzeyde gelişmelerin olduğu İtalya’dadır. İlk demokratik uygulamaların ve kurumlaşmaların başladığı İtalyan kent devletleri, Avrupa modern siyasal tarihinin de temellerini atmıştır. Ancak bu dönemde cittadino denilen kentliler, genelevler ve zührevi hastalıklar patlaması yanı sıra, kadınlara cinsel taciz ve saldırı ile toplu tecavüz olayları içinde de yaşamaya başlamıştı. Kentler, uygarlık üretirken, suç ve hastalık da üretiyor, çeşitlendiriyor ve yaygınlaştırıyordu. Avrupa kentlerinin ortaya çıkmaya başlaması ve kentlerde nüfus yığılması, bir toplumsal bela olarak „dilencili-serserilik-haydutluk« üçgeninin oluşmasına yol açmıştı.

[3] Bu konuda geniş bilgi için bkz. Alp Hamuroğlu, „Hıristiyanlığın ‚Haklı‘ ve ‚Kutsal‘ Savaşı Haçlı Seferleri«, Bilim ve Gelecek, sayı 82, Aralık 2010, s. 36-63.

[4] Carlo M. Cipolla, Neşeli Öyküler, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2008, s. 67 vd.

[5] Sonraları, „Batı Franklar« Fransa, „Doğu Franklar« Almanya olacaktır.

[6] Farkedildiyse „demirci«nin İspanyolca ve Portekizcesini kaydetmedik. Nedeni, İberia yarımadasından Haçlı Seferlerine katılım olmamasıdır. Yani İberia’da „erkeklerin çoğu«, „demirci« değildir. Bkz. Alp Hamuroğlu, „Haçlı Seferlerinin Tarihsel Sonuçları - 1 / Seferler Sonrası Avrupa ve Avrupalılık«, Bilim ve Gelecek, sayı 83, Ocak 2011, s. 51.

[7] Cipolla, s. 69.

[8] Haçlı Seferlerinde Orta Doğuda uygar bir dünyaya adım atan Avrupalı, orada kalmayı, yaşamını orada sürdürmeyi tercih edebiliyordu. Fethedilen yerlerde beylikler, krallıklar da kurulmuştu. Arazi sahibi olanlar, zenginleşenler, bölge insanlarıyla evlenenler az değildi. Bu konuda bilgi için bkz. Alp Hamuroğlu, „Haçlı Seferlerinin Tarihsel Sonuçları - 2 / Seferler Sonrası Doğu ve Doğulular«, Bilim ve Gelecek, sayı 85, Mart 2011, „Haçlı Seferleri’nin Ortadoğu‘da Kalan, Bölgeye Yerleşen Avrupalılar İçin Sonuçları«, s. 41-42.

Dönmeyenler dışında dönemeyenler ise, yollarda ve savaşlarda ölenlerdi. Yola çıkan milyonların yarısından çoğunun telef olduğu, açlık ve sefaletten öldüğü, çatışmalarda öldürüldüğü biliniyor.



01/04/2015



Yazarın diğer yazıları

Aşk Nerede? Ya Şiir? (01/11/2017)
Cumhuriyet’i Bilmek Lazım! (01/10/2017)
Bölgesel Birlik (01/09/2017)
Dostoyevski’nin Yetişkin Olmadan Evlenen Kız Çocuğu! (01/09/2017)
Monteverdi’yi Sever misiniz, Sevmez misiniz? (1567-1643) (01/08/2017)
Siyasetin Mevsimi Unutturduğu Ay: Haziran (01/07/2017)
Reformasyon, FETÖ, Bağımsızlık ve “Endüljans” (01/06/2017)
Uğurlu Ve Şanlı Mayıs ve Gölgeleri (01/05/2017)
Halkoylaması İçin Son Söz: (01/04/2017)
Avrupa Asya'nın İçindedir! Başta Almanya, Avrupa, Asya'ya Mecburdur! (01/03/2017)
Değişen Dünya, “Dünya”sını Arayan Türkiye (01/02/2017)
Kıbrıs Şimdi Çok Önemli! Yalnız Şimdi mi Önemliydi? (01/01/2017)
Trump’ı Destekliyorum! İyi ki O Seçildi! (01/12/2016)
Soğuk, “Sıcak”tan Daha mı İyidir? (01/11/2016)
Çin Donanmaları ve Filoları Orta Çağda Akdeniz’de? (01/10/2016)
"Fırat Kalkanı", Neye Karşı Kalkan? (01/09/2016)
Darbe, Demokrasi ve Sevgi (01/08/2016)
EN SONUNDA BİR “SERİ KATİLİMİZ” VAR; ÇOK ŞÜKÜR! (30/06/2016)
ALMAN MECLİSİ NEDEN VE NASIL SOYKIRIM KARARI ALABİLİYOR YA DA CUMHURİYET VE BAĞIMSIZLIK NE İŞE YARAR? (30/06/2016)
DİN, BİLİM, DEVRİM, CUMHURİYET (01/06/2016)
ANLAŞILDI, MİLLİ BAYRAMLARI SEVMİYORSUNUZ VE SEVMEYECEKSİNİZ! (01/05/2016)
“KANTON NE Kİ?” ve “KUDUZ KÖPEK BESLEMEK!” (01/04/2016)
“8 Mart” Dolayısıyla TÜRKLERDE KADIN, TÜRKİYE’DE KADIN (01/03/2016)
Şiddet, Terör, Siyaset ve Emperyalizm (01/02/2016)
Savaş mı Türkiye’ye, Türkiye mi Savaşa Giriyor? (01/01/2016)
“Barış Ütopyası” ve “Savaş”
Mayınlı Arazide Futbol Maçı: SURİYE
(01/12/2015)
Soykırım, Karşıdevrim, Emperyalizm (01/11/2015)
“SARAR İLKOKULU’NDAKİ "HAYALET"“ ve “YURT DIŞINDA CUMHURİYET BAYRAMLARI“ (01/10/2015)
Denizde Durdurmak! “Akdeniz Cinayetleri” (01/10/2015)
Türkiye’ye “Reform” Gerekmiyor mu? “Reform” İhtiyaç Değil mi? (02/09/2015)
“Yunanistan-AB” Didişmesi Neden Her Şeyin Önünde? (01/08/2015)
Seçim Sonuçları ve “Seçim Sonrası” Yerine “Devrimci Temmuz” (01/07/2015)
Haziran; Hem Genel Seçim, Hem de Gezi! (01/06/2015)
Arjantinli İtalyan Papanın Babası Ermeni mi? (01/05/2015)
Tarihimizin En Önemli Savaşı Hangi Savaş? (07/03/2015)
Kadın Cinayetleri Cumhuriyet Düşmanlığıdır (01/03/2015)
Faşizmi Mahkum Eden ve Çözen “R Formülü” (10/02/2015)
Ocak Ayının “Uğursuz” Son Haftası ve Uğur Mumcu (01/02/2015)
2015, " Soykırım " Yılı Mı? (13/01/2015)
2014 Bitiyor, Geçmişteki 14’lü Yüzyıllar: Ve 2014 Nelerin Yüzyıldönümü? (02/12/2014)
Atatürk ve Tarih (01/11/2014)
Cumhuriyet Nedir? Cumhuriyet Neden Saldırı Altındadır? (01/10/2014)
30 Ağustos 1922, İngiltere ve Fransa İçin Önemli Bir Gündür (01/09/2014)