Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Antimilitarizm ve ´´Mustafa Kemal´in Askerleriyiz!´´

Cenk Özdağ

Söz konusu slogana yönelik antimilitarist eleştiri ´´sol´´ kisve altında yapılmaktadır. Eleştirinin öznesi kendisini solcu ilan edenlerdir. O halde eleştiriyi ve eleştirinin yöneldiği ´´asker´´ imgesini sol bir çerçevede sunmaya çalışalım.

Slogana yönelen eleştirinin temel varsayımları:

1- Asker olmak iradenin ve düşüncenin iktidara teslimiyetidir.

Bu önerme soyutluğu içinde düşünüldüğünde doğrudur. Askerin iradesinin ve düşüncesinin iktidarla uyum içinde olduğu açıktır. Bu iktidarın siyasal iktidar mı olduğu yoksa bir başka egemen mi olduğu ayrı bir konu. Şurası açık ki söz konusu olan askerse bir komutanın ya da bir emir-komuta anlayışının bulunması kaçınılmazdır. O halde asker olmanın anlamı merkezi bir hedef ve strateji çerçevesinde hükmedilen kolektif bir disipline tabi olmaktır. Tarihsel olarak belirli bir ordunun ya da emir-komuta zincirinin oynayacağı rol söz konusu merkezin teorik ve pratik sınırları ile kolektif disiplinin biçimine bağlıdır. Dolayısıyla, yapılan eleştiri kapitalizmin bir momenti olarak ordulara yönelik genel ve biçimsel bir eleştiridir. Fakat yine aynı ordu biçimi feodal ordulara ve profesyonel ordulara karşı bir kazanımdır. Bu kazanımı bilmesine karşın gerillayı (milis güçleri) bir halk ordusu olarak kabul edip öven solun ´´Mustafa Kemal´in Askerleriyiz´´ sloganını militarizmle yaftalayarak eleştirmesi samimiyetsizdir. Söz konusu eleştirinin ardında ´´Mustafa Kemal´´e dönük bir eleştiri yatmaktadır. Bu eleştirinin de dayanağı 12 Eylül ve 12 Mart darbecilerinin kendilerini ´´Atatürk´e bağlı ordu´´ olarak sunmalarıdır. Bu söylemi verili kabul eden ´´sol´´, sözünü ettiğimiz sloganı ikinci bir varsayım üzerinden eleştirmektedir.

2- Mustafa Kemal´in askerleri darbecidir.

Askerlerin darbeciliği iktidarın emir-komuta sistemine dahildir ve bu emir-komuta sistemi içinde kurulu düzenin normlarından güç alır. Ancak 27 Mayıs gibi emir-komuta zincirini kıran siyasal eylemleri de vardır. Bu eylemler bilindik ´´asker´´ tanımını zorlar. Emir-komuta zincirini kendi içinde mevcut olana zıt bir biçimde kurarak komutanını seçme iradesini gösterir. O halde darbeci asker olabildiği kadar devrimci asker de mümkündür. Önerme hem mantıksal hem de olgusal açıdan yanlıştır.

Sloganın ´´sol´´ içinde gözardı edilen çağrışımları

Bir ay önceki yazımızda, halk oylaması, halk ordusu ve milli ordular ilişkisini Fransız Devrimi bağlamında sunmuştuk. Kısa bir hatırlatmadan sonra ´´sol´´ söylem içindeki diğer örneklerle ilerleyeceğiz.

Fransız Devrimi ile birlikte feodal orduların sistemini yıkan milli ordular tarih sahnesine çıktı: (Fransız Devrimi´nde yeni olanlardan bazıları) «silaha dayanma (namluların gücünü kullanma), halk oylamasına sunulamayacak gerçeklerin kabulü ve dayatılması. ´´Yepyeni´´ olan ise silahın ardındaki gücün halk olması, kitlelerin istencinin esas alınması ve halk oylamasına sunulamayacak gerçeklerin ´´yeniliği´´dir.”

Feodal orduların sistemin ekonomik düzenine ortaklıkları nedeniyle emir-komuta zinciri içindeki konumları onların halk safında bulunmasına kesinkes karşıydı. Bu karşıtlık devrimcilerin demokratik bir örgütlenmeye yönelmesini zorunlu kılmıştır: «Paralı askerleri alt edebilmek için paralı askerlerin ve vergi tahsildarlarının baskısından bunalmış kitlelerin seferber edilmesi ve silahlandırılması hem kaçınılmazdır hem de başarı için şarttır. Dolayısıyla, zalimin ya da egemenin yıkılması için demokratik örgütlenme şarttır. Demokratikliğin sınırını iktidara talip olan devrimci sınıfın sistemle kurduğu bağlar ve öncülerin siyasal bilinci çizer.”

Söz konusu burjuva demokrasisi kendisinin gerçekleştiremeyeceği vaatleri ordu içerisindeki kimi simgelerle hasır altı etmektedir. Gizli vaadleri şu ifadelerle özetleyebiliriz: Herkes yasalar önünde eşittir, geleceğimiz ortaktır ve birimiz hepimiz ve hepimiz birimi içindir. Bu gizli vaatler burjuvazinin demokratik talepleri kapatma yoludur. O halde sistemin gediği bu tür bir eşitlik talebi ve bu talebin dayattığı sorumluluktur: «Eşit olması beklenenin böylesi bir soyutluğa sahip olması demek, toplumdaki herhangi bir kişinin bu soyutlukça kapsanabilmesi demektir. Dolayısıyla, bu kişi herkes olabilir, herkes bu kişi olabilir: Hepimiz birimiz ve birimiz hepimiz için!”

Bu son düsturun gerçek kılınması emir-komuta zincirini kıran ancak asker imgesini özümseyip aşan bi devrimci disiplini gerektirir. Ortada bir iktidar hedefi vardır ve iktidar namlunun ucundadır: «İktidar hedefinin tutması arkasındaki maddi kuvvete bağlıdır. Maddi kuvvet son tahlilde insandır, kitlelerdir. Kitlelerin özlemi özgür bir hayat sürmektir. Bu özlem için kitleleri mücadeleye sevk edebilecek temel vaad yasal karşısında ve hayatta kalma olanaklarında eşitlik vaadidir. Dolayısıyla, kitle çizgisi adaletle sınırlı kalamaz, son tahlilde eşitliği zorunlu kılar.”

Son Söz yerine

Sol söylem içinde yer alan ´´Commandante Che Guevera´´, ´´Commandante Marcos´´, ´´Önderlik´´, ´´Proleterya Diktatörlüğü´´, ´´İktidar Namlunun Ucundadır´´ türünden bir örnekler solun burjuva militarizmine karşıt olsa da demokratik bir halk ordusu biçimini ve bu biçimin günlük belirişlerini, söylemlerini benimsediğini hatırlatmaya yetecektir. «Mustafa Kemal´in Askerleriyiz” sloganı, son dönemin en siyasal, en bilinçli sloganlarındandır. Çünkü bu slogan ortada bir iktidar savaşı olduğunu, ´´milli ordu´´ olarak görünen TSK´nın kendisini halktan koparan bir emir-komuta zinciri içinde olduğunu, tek gerçek gücün halk olduğunu ve halkın gerçek bir güç haline gelmesi için devrimci bir disiplin içinde olması gerektiğini ortaya koyuyor. Burada solun kafaya takması gereken sloganda önerilen komutanın solun neresinde durduğu değildir. Bu sorunun yanıtını tarih vermiştir. Solun kafaya takması gereken böylesi bir devrimci disiplini kabul eden halkı örgütlemekteki yetersizliğinin üstesinden nasıl gelineceğini bulmaktır.



01/07/2013



Yazarın diğer yazıları

Dil Bilinci ve Mantık (01/11/2017)
Mesaja İhanet mi? Mesajı Anlamak mı? (01/10/2017)
Bağımlılıktan Kurtuluşta İrade Gücü ve İrade Çatışması (01/09/2017)
İrade Çatışmasından Çıkış veya Çatışmadan Kurtulmak (01/08/2017)
Kaybolmuşluktan Varoluşa (01/07/2017)
Ahlaka ve Hayale Sığınan İyi Yürekli İnsanlara! (01/06/2017)
İklimler ve Esen Yeller (01/05/2017)
Önce Bir Karaltıydı Hepsi, Durabilirdi Belki (01/04/2017)
Sıradanlıktan Olağanüstülüğe: Atatürk Modeli (01/03/2017)
Korkudan Korkmak ya da Korkuya Koşmak (01/02/2017)
Un Ufak Olmanın Hikâyesi: İnsanca pek insanca (01/01/2017)
Bir Yurt Gezisi ve Barbarlık (01/12/2016)
James Bond, Bulgakov ve Avam Korkusu (01/11/2016)
Sınırları Aşmak (01/10/2016)
Türkçe Eğitim-Öğretim İçin Kimi Sorun Ve Öneriler (01/09/2016)
Bilim, Teknoloji ve Bilimsellik (01/08/2016)
Sürdürülebilir Kuzey için Sürdürülemeyen Güney (30/06/2016)
Sahi biz neden matematikte bu kadar başarısızız? (01/06/2016)
Canavarlıktan Kurtuluş (01/05/2016)
Canavarlıkla Mücadele için Toplumsal Ölçekte Gerekli Pozitif Düzenlemeler (01/04/2016)
Canavarı ve Canavarlığı Tanıyalım (01/03/2016)
Canavar Yaratmak ve Canavarı Görmek (01/02/2016)
Bize Aziz Nesin Gerek! (01/01/2016)
Karikatürler ve Gerçek (01/12/2015)
Yeni Paradigmanın Habercileri: Anomaliler! (01/11/2015)
Şu Sıfırları Harbiden de Bir Atsak Ya! (01/10/2015)
Türk’ün Suyla İmtihanı: Nil taşkınlarından Ankara metrosuna (01/09/2015)
Bilim Dışı Yollara Tutunmak (01/08/2015)
İnsanca yaşamın olanağı: Sistemin Frankensteinları (01/07/2015)
Bıkanlar ve Sıkılanlar için Rehber Sorunlar ve Eski Çözümler: Bıkmadık mı? (01/06/2015)
Aklayıcılara Karşı Bilim ve Akıl! (01/05/2015)
Çok Partili Tek Merkezli Demokrasinin Gül Kokulu Reçetesi (01/04/2015)
5. Frank ve Adaletsizlik! (01/03/2015)
Cadı Kazanları Devriliyor! (01/02/2015)
Felsefe Düşünerek Yapılır (01/01/2015)
Sözde Akademik Çalışmaların Silahı: Palavra! (01/12/2014)
Özgürlük Üzerine Düşüncelerle Hasan Ali Yücel (01/11/2014)
Seçimler ve Karar Alma Süreçleri 6 (01/10/2014)
Seçimler ve Karar Alma Süreçleri 5 (01/09/2014)
Seçimler ve Karar Alma Süreçleri 4 (01/08/2014)
Seçimler ve Karar Alma Süreçleri 3 (01/07/2014)
Seçimler ve Karar Alma Süreçleri 2 (01/06/2014)
Seçimler ve Karar Alma Süreçleri 1 (01/05/2014)
Anketler Üzerine Genel Bir Eleştiri (01/04/2014)
Demokratik Seçimlerde Dil ve Referans Sorunsalı (01/03/2014)
Derin Devlet Karaya Oturdu, Muhalefetse Kızağa! (01/02/2014)
2014´e girerken Türkiye Aklını Arıyor! (01/01/2014)
“Olmasaydı da Olurduk” Safsatası (01/12/2013)
Türkiye Cumhuriyeti´nin Özdeşlik Sorunu (01/11/2013)
Çevirmenlik: Kardeşlik İşçiliği (01/10/2013)
Peripatetiklerden Meşşailere Gezerek Düşünmek Düşüncede Gezinmek (01/09/2013)
Çoğalan Ateş Hırsızları ve Demokrasi (01/08/2013)
“Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik” (01/06/2013)
Akıl, “Akil” ve Hurafe (01/05/2013)
"Demokratik" Olan Nedir? (01/04/2013)
Nesnellik, Tarafsızlık ve “Realite” (Son) (01/03/2013)
Nesnellik, Tarafsızlık ve “Realite” (3) (01/02/2013)
Nesnellik, Tarafsızlık ve “Realite” (2) (01/01/2013)
Nesnellik, Tarafsızlık ve “Realite” (1) (01/12/2012)
Narsisizmin Köleleri ve Efendileri (01/11/2012)
Anayasa Tartışmalarının Öğrettiği: Önderlik ve Milli Anayasa (01/10/2012)
İdeolojisizleştirme Yalanına Karşı İdeoloji (01/09/2012)
Anayasanın Neliği ve Anayasal Güvence (01/08/2012)