Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Anadolu'da Yanan Eğitim Ateşi

Seyhan Livaneli

Köy Enstitüleri kapatılmasaydı bugün her şey çok farklı olurdu.

Antiemperyalist, feodaliteye karşıt, halkçı- devletçi ve devrimci Cumhuriyet felsefesinin temsilcisi Köy Enstitüleri!

Yeni oluşan genç Cumhuriyetin, modernizme ve aydınlanmaya attığı en büyük adım! Aydınlanma ve Çağdaşlık! Anadolu köylüsünün uyanması, devrimci, yenilikçi bir süreç ne güzel geliyor kulağa değil mi? Ancak öyle olmadı, Anadolu’da yakılan ateşe su sıkıldı, ülke yine hurafe ve safsataların gölgesinde bırakıldı.

Çağ atlıyoruz derken yüzyıllardır süregelen en büyük sorunumuz olan akıl dışı hurafelerle ve safsatalarla uğraşmak zorunda bırakıldık.

Devrimci rejim, halkın ülkeye adanmış yurttaşlık bilincine erişebileceğini kavramıştı. Genç Cumhuriyet, yurttaşlık bilincinin ancak bilime ve sanata yönelmeyle oluşabileceğini biliyordu. Köy enstitüleri toplumsal yenileşmenin beklentisiyle doğdu. Bu fikirle, bilgi ve eylem birliği içinde ulusuna bağlı kuşakların, her alanda somut eğitim düzeninde vatansever eğitimcileri yetiştirme seferberliği başlatıldı. Köy enstitüleri ile ilerici ve halkçı oluşumun filizleri kısa sürede belirmeye başlayınca, sinmiş görünen karşıdevrimciler hareketlenmeye başladılar. Toprağın bilime uyanması, makineleşmenin başlaması ve aydınlanmaya inanmış geniş halk kitleleri çağdaş bir toplum oluşuyordu.

Dönemin iktidarı ve bürokratlarının aydınlanmaya olan özlemleriyle köy enstitüleri hızla yol almaya, atılan tohumlar filizlenmeye başlamıştı. Dönemin Maarif Vekili Hasan Ali Yücel, ‘İsmet İnönü, okulların sayısını artırmayı önerdiğinde kısa sürede okul sayısını artırmanın olanaksız olduğunu sanmıştık’ diyor. Ama düşen kıvılcım kısa sürede alevleniyor ve Köy Enstitüleri sayısı artıyordu. Ancak hem kurucu iktidarın içinde beliren ve hem de muhalefet partilerinin olumsuzluklarıyla yüklenen saldırılar kısa sürede bu alevi söndürme çalışmalarına başladı. 1940 yılında açılan, 1946 yılında programını değiştiren köy enstitülerinin 1954’te kapatılması senelerdir tartışma konusu.

Köy enstitülerinin kapatılmasının en önemli sebeplerinden birinin, dönemin toprak ağalarına tehdit oluşturması, ,diğer sebebin ise 2. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’nin Amerika’yla yakınlaşması olarak yorumlanabilir. Köy enstitülerinde yetişen öğrencilerin aydınlığının halkı aydınlatması tehlike oluşturacaktı. Aydınlanamayan halka her istenen dayatılacak ve yaptırılacaktı, öyle de oldu. O yıllarda CHP içinde buluna toprak ağaları köy enstitülerine karşı çıkmışlardı. Köy enstitülerinin kapatılış sebeplerini açıklayabilmek için 1940’lı yıllarda Amerika ile yapılan silah anlaşmasını, 1946’da Truman Doktrini, !948’deki Marshall Planını, 1947’deki Dünya Bankasını, !948’deki IMF’yi iyi anlamak gerekiyor.

Köy Enstitüleri kalsaydı, Enstitü sayısı kurumlaşarak artsaydı, yobazlık yok olup bu gün ülkemizde çok başka şeyler konuşuluyor olurdu. Tam bağımsız ve antiemperyalist bir çizgi, ülkenin kuruluş amacına uygun temeli besleyecekti. Türkiye’nin uzak yakın her karış toprağı eğitimin ve sanatın büyülü etkisiyle donanacaktı. Köy Enstitülerinde öğretim ve eğitim iç içe geçmişti. Çünkü öğrenciler, öğrendiklerini yaşamda da nasıl uygulayacaklarını, yaşayarak, yaratarak geliştiriyorlardı. Bildiklerine yenilerini katarak, yeniden yaratarak rol oynama yöntemini kullanıyorlardı. Okul tiyatrosunda oyunlar oynuyorlar, yaşamın içinden yeni senaryolar üretiyorlardı. Öyle eğitilmişlerdi ki yaşamı mercek altına alıyor, toplumsal sorunları buluyor ve sahnede yansıtıyorlardı. Bunu yaparken hem özgüvenleri gelişiyor, kendilerini ifade ediyorlar, hem de kimsenin göremediği toplumsal sorunları ortaya çıkarıyorlardı. Köy enstitüleri öğrencileri çok yönlü geliştirmeye programlıydı. Okula giren her öğrenci önce dünya klasiklerinden başlayarak sürekli kitap okuyor, okuduklarını paylaşıyor, hayatı irdeleyecek deneyimler kazanıyordu. Eğitim, sanat, kültür üçgenin içinde ki öğrenciler, bu kavramların içinde kendisini keşfediyor, ulaşmak istediği zirveyi hedeflemeyi öğreniyorlardı. Bertold Brecht’in söylediği gibi sanatların en önemlisi olan yaşama sanatını kavrıyorlardı. Sabahın ilk saatlerinde uyanan öğrenciler kızlı erkekli zeybek ve halk oyunları oynayarak sabah sporlarını yapmış oluyorlar, kendi hazırladıkları kahvaltının ardından zorunlu okuma saatine giriyorlar, sonra sanat dersleri ve akademik dersler başlıyordu.

Köy Enstitüleri, yaşayarak öğrenme konusunda dünyada benzeri görülmemiş bir örnekti ve birçok araştırmaya konu oldu.

Bu enstitülerin yaşayabildiği kısa dönemde yetiştirdiği, topluma kültür ve sanat ışığı saçan kişilere baktığımızda kimleri görmüyoruz ki. Kırsalın yoksul çocukları; Âşık Veysel, Sabahattin Ali, Cüneyt Gökçer, İbrahim Çallı, daha niceleri, hocalık yaptıkları okullarda toplumu aydınlatan ışık kaynaklarıydılar. Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mahmut Makal, Ümit Kaftancıoğlu, Adnan Binyazar, Mehmet Başaran, Pakize Türkoğlu, Ali Dündar, Dursun Akçam, o enstitülerde yetişen yoksul köy çocuklarıydı. Onlar kurulan sistem gereği üreterek ve yaratarak okudular. Enstitüler eğer kapatılmasaydı kültür ve sanata ışık olan bu isimler daha da artacaktı ve her biri Sokrates gibi çevrelerine aydınlık saçmaya devam edeceklerdi.

Gelecekte insanlığı gerçek uygarlığa kavuşturacak tek sistem doğru kurulmuş eğitim düzeniyken, akıllıca planlanarak kurulmuş bu düzen bozuldu. Köy Enstitülerinin ardından aydınların söyledikleri sözlere bir baktığımızda kaybımızın ne denli büyük olduğunu daha derinden anlıyoruz.

Köy Enstitülerinin kapatılışından duyduğu üzüntüyü Uğur Mumcu şöyle anlatmıştır. ‘ Köy Enstitülerinin kurulduğu yerlere birer meçhul öğretmen anıtı dikilmeli ve her kuruluş gününde (17 Nisan) saygı duruşunda bulunmalıyız.’

‘Ben üç şeyle övünmesini isterim Türkiye’nin. Atatürk’ün gerçekleştirdiği kendine dönüş ve bağımsızlık politikası, Hakkı Tonguç’un gerçekleştirdiği demokratik eğitim sistemi ve Nazım Hikmet’in getirdiği insancıl, ulusal şiir.’

Yaşar Kemal

‘Eğer Köy enstitüleri yöntemleri yürütülseydi, eğer Köy Enstitüleri devam etseydi, bugün Türkiye’de okuma yazma bilmeyen vatandaş kalmayacak, kafası ışımayan köylü çocuğu mumla aranacaktı.’

İlhan Selçuk

‘Köy Enstitüleri 600 yıllık Osmanlı Devleti’nin ümmetleştirdiği ve suskunlaştırdığı bir halkın uyanışına öncülük etmiştir.’

Server Tanilli

‘Yaşamın amacı, ileri millet olarak yaşamaktır. Ortaçağ hayatından farsız, geri bir hayata razı olan insan kalabalığıyla çağımız uygarlığına katılamayız, diri millet haline gelmeliyiz.’

Hakkı Tonguç

‘Köy Enstitülerinin kusurlarını bana verin, gerisi sizin olsun.’

Hasan Ali Yücel

‘Dünyanın hiçbir yerinde böylesine yararlı ve anlamlı eğitim kurumları görmedim.’

Georges Duhambel

‘Köy Enstitülerinde kız ve erkek öğrencilerin oluşturduğu bir müzik topluluğu, bize verdikleri batı müziği konserinde Beethoven ve Mozart’ın parçalarını hatasız çaldılar.’

Prof. Schwarz Kessler

‘Bütün askeri ve siyasi hayatımdaki vazifelerin hiçbirini kaale almadan diyebilirim ki, öldüğüm zaman Türk milletine iki eser bırakmış olacağım. Bunlardan biri Köy Enstitüleridir.’

İsmet İnönü

Günümüz eğitim sisteminin Köy Enstitüleri mantığını örnek almasını umarak, bu büyük projeyi başlatanları ve sürdürenleri saygıyla anıyorum.



01/05/2018



Yazarın diğer yazıları

YAŞAM AŞK VE SANAT (01/04/2018)
Savaştan Sanata (01/03/2018)
Âşık Olmak (01/01/2018)
Çocukların Hakları (01/12/2017)
Zarafet Puslu Perdeler Arkasında mı Kaldı? (01/11/2017)
Banknottaki Kadın Yazar (01/10/2017)
Niçin Sanataevet (01/09/2017)
Tarihimizde Kadın Ve Müzik (01/08/2017)
Anadolu'da Hijyen (01/07/2017)
Edebiyat Yapmak! (01/06/2017)