Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

Amerikan Kapitalizminin Sistemli Temelleri

Kaan İpekdağ

Yazar: Normal Pollack

Yazının Özgün Başlığı: «Systematic Foundations of American Capitalism”

Kaynak: http://www.counterpunch.org/2014/01/21/systemic-foundations-of-american-capitalism/

Çeviren: Kaan İpekdağ - Boğaziçi Çeviri Merkezi

Bugün de Doktor King´i haklı olarak anıyoruz. CP bağışçısı Paul Street´in belirttiği gibi, gerçek Doktor King sterilize edildi, Amerikan toplumuna ve siyasetine yapılan temel eleştiriler sadece yumuşatılmadı, tamamen göz ardı edildi, böylece korunan imaj ülkenin sivil cephesinin sözde kazançlarıyla ve yurtdışındaki insani amaçlarla uydu. Aslında, bugün Doktor King muhtemelen Amerikan demokrasisinin tamamen liberal örtü altındaki faşizminin o kadar da başlangıçta olmayan aşamalarına dönüşmesiyle ilgili her zamankinden çok dehşete düşerdi.

Ancak, bundan böyle ırk başlı başına, ortaya çıkan toplumsal oluşumun (açıkça tamamlayıcı bir parçası olmasına rağmen) baş göstergesi değildir; bundan ziyade, kapitalizm hiyerarşinin, baskının, statü ve gücün devamlı genişleyen sınıf farklarının normalleştirilmesinde bir merkez teşkil eden ekonomik eşitsizlikle birlikte bir bütün olarak ele alınmalıdır.

Dr. King´in şehit olmasından bu yana, Amerikan toplumunun antidemokratik gelişimi daha da kötüye gitti. Kendisinin ortada olmayışı ve kendisi tarafından arz edilen eleştirinin kökten değişiminin de onunla birlikte ölmesi, durumu daha da kötüye götürdü. Ulusal önemi olan birkaç isim, finansal olarak bir araya gelerek ve küresel müdahaleciliği kullanarak son derece konsolide olan yönetim sisteminin büyüyen militarizmi ve kapitalizmi koruyarak ettiği ihaneti ve örtbas edişi açığa çıkarmaya büyüyerek devam ediyor.

Dr. King´in Vietnam Savaşı´na karşı çıkışı ve sınıf-temelli Poor People´s Campaign (Fakir Halkın Mücadelesi) bugün kronolojik olarak biraz hatalı gözüküyor (her ne kadar son derece cesur ve zamanı için gerekli olsa da), şu ana kadar hem Amerikan işçi sınıfının Amerika´daki (sessiz) sömürüsü -işsizlik, artmayan maaşlar, borçlar ve mortgage hacizleri durumu ispatlıyor- hem de saldırgan bir dış politika, pazar nüfuzu ve elbette, çeşitli biçimleri olan emperyalizm aracılığıyla ve şimdi de dünyayı topyekûn gözetlemesi de listeye eklenmiş olarak, bu yolda oldukça ilerlemiş durumda.

Günümüzde seçme-seçilme hakkı ve 1960’ların sivil haklar anayasasıyla birlikte ırkçılıktan kurtulma ve demokrasi vaadi kendi adına önemli olmasına rağmen yüzeydeki sorunları düzeltici bir teminat olarak görülebilir. Çünkü hali hazırda gelişimi için askeri önlemleri elzem gören kapitalizmin temeline dokunulmamıştır ve bu temel herhangi bir şeyden etkilenmemiştir. Kapitalizmin özünün eşitsizlik olduğu düşünülebilir ve Amerika’nın kültürü göz önüne alındığında, ırkçılığa kapitalizmin özü olarak işaret edilebilir. Eşitsizliğin kapitalizmin doğasına içkin olduğu söylenebilir. Bunun yanında, Amerika’nın kültürel bağlamında, mevcut eşitsizlik yapısının uygulanması için bir araç olarak da ırkçılığın kapitalizmin doğasına içkin olduğu söylenebilir. Söz konusu durumda ırk, işçi sınıfını tamamen tahakküm altında tutmak için bir araç ve örnektir.

Belki diğer ülkelerde, daha karışık özellikleri ve önemli derecede kamu mülkiyetiyle birlikte tarihi gelişimin farklı desenlerini barındıran bir kapitalizm aşırı zenginlik ve fakirlikten beslenmiyor. Ancak Amerikan kapitalizminin püriten kurumsallaşması, bu ülkeyi diğerlerinden ayırıyor. Bu nedenle de konunun iç ya da dış mesele olmasından bağımsız, öz eleştiri vatana ihanet kabul edilmektedir.

Üsttekileri akılda tutarak, eşitsizliği toplum eleştirisinin, toplumsal düzeni tanımlayan yaygın bir gerçekliğin ve onun sürdürülebilirliğine ve yenilenmesine katkı sağlayan faktörlerin mihenk taşı yapmak esastır. Bu, kiliseye vaaz vermek gibi görünebilir. Bir CP takipçisi dediklerimi tamamen anlayacaktır. En azından öyle umuyorum. Ancak yine de, Paul Krugman’ın 20 Ocak tarihli The Times köşesinde belirttiği mevcut genel anlayışın ışığında; eşitsizlik, koşullardan bağımsız, kapitalizm tartışmalarının yasaklandığı, militarizm, hegemonya ve finansal konsantrasyonlardan ayrılmış yapısal bir süreçtir.

Benim açımdan, sermaye-birikim süreci güç düzenlemelerini sağlamak amacıyla herkesi kapsayan tiksindirici ayrımlar gerektirdiği için eşitsizlik çeşitli şekillerde, kendini toplumla bütünleştirerek sosyal siteme nüfuz eder. Sosyal güvenlik ağını parçalamak, JPMorgan Chase´in şirket karlarını azaltmak, Yemen’deki kişiye yönelik suikast, hortlayan ırkçılık, göçmen karşıtı tavırlar, her seviyede cinsiyet ayrımcılığı, bir sonraki bütçe görüşmelerinde yarım milyon dolarlık askeri bütçe oluşturma düşüncesi diğer birçok etkenle birlikte eşitsizliğin sistematik oluşumunun yapıtaşlarını oluşturur.

Paul Krugman’ın makalesi hakkındaki New York Times’daki «Hak etmeyen Zengin” yazımda şunu belirtiyorum:

Prof. Krugman, servet eşitsizliğinin sistematik temellerinden ısrarla kaçınmaktadır ancak bu asıl yüzleşmemiz gereken konudur. Bu kendine yeten açıklama, hatta iddianame üst %0.1’i işaret etmek için yeterli değildir. %0.1’i oluşturan ekonomi politik, yani kapitalizm, nedensellik çerçevesi içince analiz edilmelidir. İç savaş sonrasından günümüze kolayca belgelenen aşırı zenginlik ve fakirlik ile Amerikan kapitalizmi hep adaletsiz olmuştur. Amerikan kapitalizminde nispeten yeni olan değişiklikler ise zekâ, zekânın militerleştirilmesi ve finansallaştırılmasıdır. Krugman %0.1 in büyük bir kısmının finans içinde olduğundan bahsediyor ancak durumu düzeltmek için herhangi bir öneri getirmiyor. Militarizm kapitalizm ile ilgili ise sessizliğini koruyor.

Amerikalılar iki büyük partinin altında, Amerika’nın küresel hegemonyasının savaş politikalarının, müdahalelerinin, suikastlarının tarihini ve bilgilerini gizlerler. Hiç kimse, en azından herhangi bir Amerikan Başkanı, servet birikimi ve saldırgan dış politika arasındaki noktaları birleştirmeyecek, eğer biri bunu yaparsa, bu durum Amerikan demokrasisinin gerçekliğini sorgulatacak. Gerçeğe maruz kalmak, ki öyle varsayılır, çok sıkıcıdır, ama burada olduğu gibi, yolun sadece yarısına kadar gitmek Amerikan toplumunun yüzleştiği problemleri en aza indirger, ve eleştiriyi bir güvenlik supabına dönüştürür böylece verimli hiçbir şey yapılamaz.



01/02/2014



Yazarın diğer yazıları

Mandela’nın Mirasını Kaçırmak (01/01/2014)