Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

8 Mart ve Kadının Topluma Dokunuşu

Ümit Nazmi Hazır

3-4 ay önce medyada gözüme bir haber ilişmişti: Van’da görev yapan Gülşah öğretmen, uzun süredir tehditlerine maruz kaldığı sevgilisi tarafından öldürüldü. Gülşah öğretmenin genç yaşta öldürülmesi ne kadar acıysa öldürülmeden önce tehditler üzerine savcılığa, valiliğe başvurup sonuç alamaması ve göz göre göre ölüme itilmesi de o kadar acıydı. Bu olayın en dramatik yanlarından birisi de Gülşah öğretmenin ölmeden kısa bir süre önce ailesinin tavsiyesiyle eski sevgilisinin tehditlerine çare bulabilmek amacıyla Van Vali Yardımcısıyla yaptığı görüşmedeki Vali Yardımcısının söyledikleri oldu:

‘’Hayatımın tehlikede olduğunu söyledik o da bana, ‘en kötü ihtimal öleceğimi, ölümün hak olduğunu kaçış olmadığını, hiç olmadı istifa edebileceğimi yanımda biber gazı ile gezmem gerektiği gibi’ hiç de duyarlı olmayan, bizi daha da demoralize eden tavsiyelerde bulundu. Hatta ’böyle abuk sabuk insanlarla arkadaş olan kızlarımızda hata’ diyerek kısmen beni suçladı ve bizi gönderdi.’’1

Bu düşünce yapısındaki insanların bu ülkede vali yardımcısı olabilmesi devletin ayıbı ve kadına karşı sorunlu bakış açısının tezahürü. Gülşah öğretmenin öldürülmesinde olduğu gibi, kadına yapılan şiddet, tecavüz olaylarına haberlerde sık sık rastlamamız da bu toplumun ayıbı. Ailesinden, yaşadığı çevreden baskı gören kadının sığınabileceği tek yer devlet oluyor. Fakat Türkiye’deki otoriter ve dediğim dedik ‘’devlet baba’’ algısı burada da kendini gösteriyor. Kadını sahiplenmek yerine kadını tekrar şiddet gördüğü ortama itiyor.

Türkiye’de kadın sığınma evlerinin açılması ve sivil toplum kuruluşlarının gösterdiği çabalar kayda değer ve ümit verici olsa da yeterli değil. Hem devlet hem de sivil toplum bazlı olarak bu konuda faaliyetlerin ve önlemlerin arttırılması şart. Kadın sığınma evlerinin sayılarının arttırılması, kadına şiddeti engellemek ve kadını korumak amaçlı polis merkezlerinin açılması gibi birçok alternatif çözümlerin üretilmesi gerekiyor. Tabi bütün bunlardan önce devletin ve toplumun kadına olan bakış açısını değiştirmesi şart. Sadece devlet temelinde değil toplumsal manada da kadına bakış konusunda sağlıklı bir bakış açısı yok. Bunu kadına karşı yaklaşım sorununda ve toplumdaki homofobide görebiliyoruz.

Bizim toplumumuzda kadın, insan olmasından öte cinsel kimliğiyle algılanıyor. Bunda medyanın da kadını cinsel bir obje olarak göstermesinin de etkisi var. Bu yanlış algıyı toplumsal ve kültürel kodlarımızda da görebiliyoruz: ‘’Kızını dövmeyen dizini döver’’, ‘’erkek adamın erkek çocuğu olur ,’’ ‘’kocan döver de, sever de’’ tüm bu tabirler kadına toplumda biçtiğimiz rolün göstergesi.

Bu rolün sonucunda trafikte kadın sürücülerin sıkıştırılmasından tutun, etek giyen normal bir kadına çevresindeki erkeklerin farklı bir cisim görmüş gibi bakmasında veya erkeğin birçok kadınla flört etmesi erkek için gurur kaynağı olurken, kadın flört ettiğinde kadının kötü olarak yaftalanması gibi birçok örnekle toplumdaki yanlış kadın algısını somutlaştırabiliriz. Malasef cinsel ayrımcılık konusunda Türkiye’nin dünyada da oldukça kötü bir imajı var. Avrupa’ya gittiğinizde ülkenizde kadına şiddet oldukça fazla mı veya sizde çok eşlilik var mı gibi sorulara oldukça sık rastlayabiliyorsunuz. Siz ne kadar Ortadoğu’da kendinizi ‘’lider bir ülke’’olarak tanımlasanız da bu sorunları çözemedikçe dünyada gelişmiş ve müreffeh bir ülke olmanız ve böyle bir profil çizmeniz mümkün değil

Kadına siyasal anlamda seçme ve seçilme hakkı veren ilk ülkelerden biri olsak da kadına kendi hayatını seçebilme ve özgürce yaşama hakkını henüz tam olarak verebilmiş değiliz. Tabi bunun gerçekleşmesi için de kadınların bir özeleştiri yapmaları gerekiyor. Kendilerine verilen toplumsal statüyle yetinmek yerine, hakların kendilerine erkekler tarafından sunulmasını kabul etmeden onurlu bir şekilde mücadele etmeleri gerektiğine inanıyorum.

Kadın, hak ettiği haklara sahip olmakla kalmayıp toplumun ve devletin şekillenmesinde erkekten daha fazla role sahip olmalı. Maço ve kaba ruhlu bir toplum yerine içinde dişiliği ve estetiği barındıran bir topluma ve ‘’Devlet Baba’’ yerine Devlet Ana’’ya daha çok ihtiyacımız var. ‘’Adam gibi kadın’’ değil, kadın gibi kadın, adam gibi adam insanlar olduğu zaman sorunlar çözülecektir.

1 ‘’Vali yardımcısından şok sözler’’, Habertürk Gündem, 09 Aralık 2012

http://www.haberturk.com/gundem/haber/801626-vali-yardimcisindan-sok-sozler



08/03/2013



Yazarın diğer yazıları

Satırlara Sığmayan Şehir: ‘‘İzmir’’ (01/06/2013)
Türkiye’de Muhalefetin Dış Politika Ajandası Var mı? (15/11/2012)