Feminizmin Modası Neden Geçti?

Son zamanlarda «feminizm” konusu açılınca insanlar burun kıvırır oldu. «Son zamanlar” dediğime bakmayın, 80’lerden beri süren bir durumdan bahsediyorum aslında. Feminizmin modası o kadar geçti ki, kadınlı-erkekli ortamlarda birisi kadınların sorunlarından bahsettiği zaman geri kalanlar içlerinden «Şu oyunbozan sussa da eğlencemize dönsek” diye geçiriyor sanki. Kadınlar «Ben feministim” demekten o kadar kaçınıyorlar ki, Hollywood yıldızı Reese Witherspoon’un feminist olduğunu açıklaması ülkemizin en önemli gazetelerinden birinin ilk sayfasında yer alacak kadar büyük bir haber değeri taşır hale geliyor. Neden böyle oldu? Neden kadınlar (ve erkekler) «feminist” kimliğini sahiplenme konusunda tereddüt ediyor?

ABD’li gazeteci ve yazar Susan Faludi, feminizmin ağza alınmaması gereken bir kelime haline gelişinin temel nedeni olarak 1980’lerin sonlarından itibaren medyada görülmeye başlayan «geri tepme”yi (İng. backlash) gösteriyor. Faludi, özellikle 90’lardan itibaren medyanın boşanma, çocuk sahibi olmama ya da olamama, depresyon, sağlık problemleri gibi kadınların başına gelebilecek her türlü şeyin sorumlusu olarak feminizmin gösterildiği bir feminizm karşıtı propaganda içine girdiğine dikkat çekerek bunun kadın hareketinin getirilerinin sonucu oluşan bir ters tepki olduğunu söylüyor.

Post-feminizm* alanındaki çalışmalarıyla dikkat çeken İngiliz akademisyen Angela McRobbie, Faludi’nin geri tepme teorisinden yola çıkarak popüler kültürden beslenen post-feminist bir çağda yaşıyor olduğumuzu öne sürüyor. McRobbie için post-feminizmin en önemli özelliği, feminizmi «gereksiz” gösteriyor olması. Gerçekten de kadın-erkek eşitliğinin sağlandığına, kadınların birçok hak elde ettiğine, dolayısıyla artık feminizmin yapacak işi kalmadığına dair var olan yaygın kanı; kadının hayatın her alanında cinsel obje olarak görülmesine, yönetici pozisyonundaki kadın oranının düşüklüğüne, sayıları giderek artan kadın cinayetlerine ve polise bildirilen tecavüz vakalarının utanç verici derecede az bir kısmının hapis cezası ile sonuçlanmasına rağmen varlığını sürdürüyor.

McRobbie’ye göre feminist kimliğinin sahiplenilmemesinin bir diğer nedeni ise feminizmin modasının geçmiş olması. İnsanların kafasında oluşan «çirkin, sütyen yakan, kıllı bacaklı, erkek nefretiyle dolu feminist” modeli, zaman zaman erkeklerin feminist kadınları çekici bulmayacağına dair çekincelerle birleşerek genç kadınların kendilerine «feminist” etiketi yapıştırmaktan kaçınmasına neden oluyor. Ataerkil toplumun feministleri keyif kaçıran oyunbozanlar olarak görmesi ve ataerkil kültür tarafından asimile edilmiş (örneğin erkek arkadaşlarıyla birlikte striptiz klüplerine giden, Playboy logolu t-shirtler giyen, kendini erkeğin bakışı için var olan bir cinsel obje haline getiren) kadınları ödüllendirmesi, feminist bir kimliği kadınların gözünde daha da itici hale getiriyor.

Son olarak, McRobbie’ye göre, feminizmin sahiplenilmemesinin nedenlerine bakarken neo-liberalizmden de bahsetmek gerekiyor. Bireyselliği öne çıkaran bir ideoloji olan neo-liberalizm, kadınların diğer kadınlarla ortak bir «kadınlık” kimliği paylaşmasını zorlaştırıyor ve onları tüm kadınların haklarındansa sadece kendi sahip oldukları hakları önemseyen bireyler haline getiriyor. Böylece kendi ekonomik bağımsızlığını ve gücünü tüketimle kutlayan kadın, aldığı çantanın Endonezya’da sağlığa zararlı koşullar altında üç kuruşa çalışan kadınlar tarafından yapılmış olduğu gerçeğini göz ardı ediyor.

McRobbie’nin gözlemleri toplumun ve özellikle kadınların, neden feminizmden soğuduğunu çok iyi açıklıyor. Gerçekten de insanların akıllarında yer eden doğruluktan uzak, klişeleşmiş bir «feminist” imajı, feminizmin modası geçmiş bir hareket olarak görülmesine neden oluyor. Ancak feminizm kesinlikle görevini tamamlamış ve gerekliliğini yitirmiş bir ideoloji değil. Özellikle kadına şiddetin alıp başını gittiği ve en ciddi gazetelerin bile son sayfalarında her gün mutlaka yarı çıplak bir kadın fotoğrafına rastlanan şu günlerde feminizme her zamankinden fazla ihtiyacımız var.

*Akademisyenlerin tanımı konusunda ortak bir karara varamadığı post-feminizm, kimileri tarafından kelime anlamıyla paralel olarak feminizmin sona erdiğini ima eden bir kavram olarak algılanırken; bazı çevreler tarafından başlı başına bir feminist akım olarak görülüyor. Angela McRobbie için post-feminizm, feminist bir dil kullanarak kendisini feminizmin bir dalı olarak gösteren ancak aslında feministlerin 70’lerde ve 80’lerde elde ettiği tüm getirileri yok ediyor olan bir tür geri adım.

Referanslar

Faludi, S., 1991. Backlash: The Undeclared War Against American Women. New York: Crown Publishers.

McRobbie, A., 2004. Post-feminism and popular culture. Feminist Media Studies, 4(3), s.255-264.

McRobbie, A., 2008. The Aftermath of Feminism: Gender, Culture and Social Change. London: Sage.




Bunları da sevebilirsiniz