Site İçi Arama

Aşağıdaki formu kullanarak sitemizdeki yazılarda arama yapabilirsiniz.

1915 Kıyımının İçyüzü Nedir? 24 Nisan Neyi Anlatır?

Yaşar Aksoy

Rus ordusuna yardakçılık yapan Ermeni çetelerinin zulmü o kadar ileri boyutlara tırmanmıştır ki, bir çok Rus subayı yıllar sonra yayınladıkları hatıralarında bu vahşi günleri tiksinerek anlatmışlardır. Ermeni komitecileri tarafından oğlu öldürülen bir babanın yakarışı, Anadolu’nun ünlü bir türküsüdür: «Ağlar Yakup ağlar, Yusuf’um deyu... Vuruldu da gelmedi, vah oğlum deyu...”

Yakup Ağa, Erzurumlu bir garip ihtiyardır.. Rus işgalinde Er­meni komitecilerince tahrip edilen kentin yıkık bir çeşmesi­nin kena­rına oturmuş, öksüz ve acılı kalbinin kuytu köşelerin­den ko­pan bir iniltiyle oğlu Yu­suf için ağıt yakmaktadır...

Ağlar Yakup ağlar, Yusuf’um deyu

Vuruldu da gelmedi, vah oğlum deyu...

Ah ki, ne ahh! Ermeni bom­baları ile yanıp yıkılan o kadar çok ka­saba ve köy, Ermeni han­çerleri ile şehit olup ıssızlığa karışan o kadar çoluk çocuk vardı ki! Yakup Ağa, yaktığı ağıtın, günün bi­rinde tüm Anadolu´nun gözünü kanlı kanlı ağlatacak bir türkü olacağını, tabii ki bilmi­yordu..

Evet, Ermeni toplumu öteden beri, başta Ruslar ve İngilizler tara­fından kışkırtılıyordu. An­cak, ihanetin şekillenmesi ve vahşe­tin doruğa tırmanması, Hınçak ve Taşnak isimli Ermeni terör örgütle­rinin kurulması ile başlamıştı.. Ve, böylece Anado­lu´da kan gövdeyi götürmüştü. 1915 yılı bu sürecin en acı ve en dehşet verici sayfalarını oluştur­muştur. Tanrı, Anadolu´ya bir daha böyle kıyım vermesin.. Şimdi 1915 yılına dönelim.

RUSLAR GELİYOR ERMENİLER BAYRAM YAPIYOR

"Ruslar geliyor! Ruslar geli­yor! Ruslar geliyor!" Bu haykı­rış, Bi­rinci Dünya Savaşı´nda Rusya´nın Türkiye´ye savaş ilan etmesi üzerine, Ermeni komite­lerinde bir fırtına gibi esiyordu. Taşnak Komitesi yayın organı Horizon, derhal şu bildiriyi ya­yınlamıştı:

"Ermeniler en küçük bir te­reddüt göstermeden İtilaf dev­letleri­nin yanında yer alacak­lar ve bütün güçlerini Rus­ya´nın emrine verecekler, ayrı­ca gönüllü isyan alayları teşkil edecekler­dir."

Taşnak Komitesi örgütüne ise şu talimatı vermişti:

".. Ruslar, Türk sınırını geç­tiklerinde ve Osmanlı orduları geri çekilmeye başladıkların­da, her yerde isyanlar çıkarıl­malı, böylece Türkler iki ateş arasında kalmalıdır. Osmanlı ordusu­nun Rusya içinde ilerlemesi halinde ise Ermeni askerler silahla­rıyla birlikte kıtala­rını terk edecek ve çeteler teş­kil edip Ruslarla birleşecekler­dir."

Osmanlı Mebusan Meclisi´nde Van milletvekilliği yapan Papaz­yan ise bir başka bildiri ya­yınlayarak, "Kafkasya´da gö­nüllü Ermeni alaylarının hazır bulundurulmasını, bunların Rusya ordularının öncüleri olarak Ermenilerin yaşadıkla­rı bölgelerdeki kilit noktaları ele geçirmelerini ve Anadolu topraklarında ilerleye­cek Er­meni isyan alayları ile Kafkas gönüllülerinin he­men birleş­mesini" istemiştir.

24 NİSAN NEDİR?

Bu haince isteklerin hemen hepsi gerçekleşmiştir. Rus kuv­vetle­riyle sınırı ilk geçen Erme­ni birliklerinin başında ArmenGaro lakabıyla bilmen eski Os­manlı Milletvekili Karekin Pastırmacıyan bulunmuştur. Yine Osmanlı Milletvekili Papazyan, çete kurup Van, Bitlis, Muş do­laylarında Türk köylerini ateşe vermeye başlamış­tır. Bir başka Osmanlı Milletvekili Hamparsum Boyacı­yan, tüm Ermeni çe­telerini birleştirerek Osmanlı or­dusunu arka­dan vurmuştur.

Osmanlıların Doğu birliklerindeki tüm Ermeniler, silahla­rıyla bir­likte firar ederek Rus kuvvetlerine katılmışlardır. Yıl­lardır Er­meni okul ve kilisele­rinde biriken silahlar Ermeni halkına dağıtıl­mış, askerlik şu­beleri ve cephanelikler basılarak yeni silahlar elde edilmiştir.

Eski çeteler, yeni genç savaş­çılarla takviye edilmiş ve erkek­leri cephede olduğu için savun­masız kalan yüzlerce Türk kasa­ba ve köyleri, bu arada büyük şehirler basılmış, geniş katliam­lar yapılmıştır. Osmanlı Ordusu arkadan vurulmuş, harekâtı en­gellen­miş, köprüler ve ikmal yol­ları havaya uçurulmuş, konvoy­lar pusuya düşürülmüştür.

Rus ordusuna yardakçılık ya­pan Ermeni çetelerinin zulmü o ka­dar ileri boyutlara tırmanmış­tır ki, birçok Rus subayı yıllar sonra yayınladıkları hatıraların­da bu vahşi günleri tiksinerek anlat­mışlardır. Ancak Rus Çarı 2. Nikola, Van´daki Ermeni Çe­teleri Komutanlığı´na 21 Nisan1915´te bir telgraf göndererek, "Rusya´ya yaptıkları hizmetler nedeniyle Ermeni kahraman­larına teşekkür ediyorum" de­mek inceliğini (!) göstermiştir.

Bütün bunlar Doğu Cephe­sinde olup biterken, İngiliz ve Fran­sız donanmalarına karşı Ça­nakkale´de destan gibi bir dire­niş gerçek­leşmekte, Türk asker­leri Galiçya´dan Irak´a kadar birçok cephelerde düşmanla gö­ğüs göğüse çarpışmaktadır.

Osmanlı Hükümetinin Erme­ni ihanetine karşı oldukça geci­ken ilk tepkisi, 24 Nisan 1915 gü­nü gerçekleşti. Hükümet, o tari­he kadar elini kolunu sallaya sallaya İstanbul´da bile takır ta­kır faali­yet gösteren Ermeni ko­mitelerini kapatıyor ve yönetici­lerden 235 kişiyi devlete isyan etme suçundan tutukluyordu.

Ermenilerin, her yıl kendile­rinden geçercesine andıkları "Soykı­rım Yıldönümü" dedik­leri 24 Nisan, işte bu 235 kişinin tutuk­landığı tarihtir.

ZORUNLU TEHCİR

Osmanlı Hükümeti, Alman Genel Kurmayı’nın önerisi ve baskı­sıyla 27 Mayıs 1915 tarihinde "Tehcir Kanunu" çıkarır. Bu cezai bir işlem değildir. Güvenlik nedeniyle yalnızca Doğu Anado­lu´nun bazı kesimlerindeki Ermeniler toplu biçimde, daha güney­deki top­raklara özellikle Suriye´ye gön­derilmiştir. Ermeni konvoyları­nın Osmanlı askerleri tarafından korunmasına rağmen, nefret ve infial içindeki Anadolu kentle­rinden, kasaba ve köylerin­den geçerken yol boyunca yoğun feci saldı­rılara uğradığı doğru­dur. Kürt aşiretleri bu kıyımda başrolü oynamışlardır.

Bu olaylarda Ermeniler ka­yıplara uğramıştır, perişan olmuşlar­dır. Bunu kimse inkâr etmemektedir, edemez... Ancak sa­vaş, isyan, genel asayişsizlik, kıt­lık, salgın hastalıklar ve kötü hava şartları­nın üst üste bindiği 1915 yılında tehcir olayları Er­meni isya­nını doğurmamış, Er­meni isyanı tehciri doğurmuş­tur.

Karşılıklı olarak çok kan dö­külmüştür. Birçok suçsuz Er­meni ve Türk yaşamlarını yitir­mişlerdir. Türklerin kayıpları, bazı tarihçi­lere göre Ermeni kayıplarının üç katıdır ve ihanete uğrayan Türklerdir, kıyıma uğrayan Ermenilerdir, iki halka da yazık olmuş­tur... Tarihin böylesine zalim olduğu bir zaman tarihte az görülmüştür.

Gerçek suçlu acaba kimdi? Olayları durdurmak için Tehcir Kanu­nu´nu çıkaranlar mı, yoksa çetelerin başında Türk köylerini basan Osmanlı Mebusan Mecli­sinin Ermeni milletvekilleri mi? Yoksa Rusya mı? İngilizler mi? Tehciri planlayan Almanlar mı?... Alman-Osmanlı derin devleti mi?... Paranoyak kesimlerin iddia ettiği gibi Yahudiler mi, yani gizli İbrani asıllı İttihat ve Terakki liderleri mi?... Suçlu listesini uzatmak müm­kündür.

SORUNU KİM BAŞLATTI?

Amerikalı tarih profesörü Justin McCarthy, 24 Nisan 2002 tari­hinde Yeditepe Üniversitesi’nde «The First Shot” (Kim Başlattı?) başlıklı özgün konuşmasında Osmanlı devletinin uyguladığı Teh­cir’in haklı sebeplerle yapıldığını ısrarla belirtti:

«Ermeni isyancılara karşı koyan Türkler ahlaki açıdan doğru olanı yapıyorlardı. Kullandıkları yöntemler her zaman iyi değildi. Savaşın kızıştığı anlarda suçlar işlendi, hatalar yapıldı. Ama Türk­ler bir azınlığın egemenliğine karşı koymakla kesinlikle haklıydı­lar. Türklerin kendilerini savunmaya hakları vardı.

Daha önce de söylemiştim. Ama bir kez daha tekrarlamaya de­ğer. Osmanlılar, Ermeni isyancılara karşı koyarken rasyonel bir davranış içindeydiler. Ermenilerin diğer asilerden hiçbir farkı yoktu. Osmanlılar, Doğu Anadolu, Arabistan ve Bosna’da Müslü­man isyancılara, Balkanlarda ise Hıristiyan isyancılara karşı savaşmış­lardı. İmparatorluklarını ve halkını savunmak için savaşmışlardı. Doğal olarak aynı şekilde Ermeni isyancılara karşı da savaştılar. Birçok kusura rağmen Osmanlılar görevlerini yerine getirmeye çalıştılar. Asıl suçlu olanlar davaları uğruna öldürme eylemini ilk başlatanlardı. Kimse Türklerin tamamen masum oldu­ğunu söylemeye kalkmasın, ancak asıl suçlular masumları öldür­meyi ilk başlatanlardır. Sorunları ilk başlatanlar her seferinde Er­meni milliyetçileridir. Ermeni isyancılarıdır. Bu suç onların üzerle­rinde kalacaktır.

Not: Söz konusu konuşma metni, ilk kez «Türkiye Günlüğü” der­gisinin 6.8.2002 sayısında yayınlandı. Daha sonra Ege Üniversi­tesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Sedat İşçi’nin çevirisi ile Dr. Mustafa Çalık’ın derlediği «Ermeni Soykırımı İddiaları” (Cedit Neşriyat, Ankara, 2006) isimli kitapta yayınlandı.

GERÇEK SUÇLU ÇETELER Mİ?

Alman Genel Kurmayı’nın projesi ve İttihat ve Terakki Hükü­meti’nin kararı ile uygulanan Tehcir olayı, daha sonra nasıl katli­ama dönüştü?

«Tehcir’i, katliama dönüştürün” şeklinde resmi ordu ve hükü­met-bürokrasi tavrı mı söz konusudur?... Yoksa resmiyetten uzak azılı çetelerin gerçekleştirdiği örgütlü bir eylem mi vardır?... Bu konuda söylenecek çok söz var; herkes bir şey söyleyebilir.

Prof. Halil Berktay’ın 9. 10. 2000 tarihli Radikal gazetesinde Neşe Düzel’e söyledikleri önemlidir:

«Osmanlı Devleti Ermenilerin ölümünden sorumlu tuttuğu dev­let görevlilerini yargılayıp cezalandırdı. Çünkü bu bir katli­amdı. Osmanlı düzenli ordusu ve bürokrasisinin büyük ölçüde işi değildir. Tarihte bu tür durumlarda düzenli ordu ve bürokrasi son tahlilde böyle işler yapan özel timlerden, çetelerden aslında nefret eder ve tiksinti duyar. Osmanlı ordusu ve bürokrasisinin de bunu korkunç bir olay olduğunu algıladığını, bunları valilerden ve garni­zon komutanlarından bağımsız olarak fütursuzca yapmış olan özel timlerden öğrendiğini ve hatta Enver ve Talat’ın özel adamı olan Bahattin Şakir (çetelerin kurucusu, hamisi, Y.A) hak­kında 1915 - 16 yıllarında tevkif müzekkeresi çıkaran, onu tutukla­maya çalışan valilerin ve garnizon komutanlarının olduğunu görüyo­ruz.

Osmanlı düzenli ordusu ve bürokrasisi hem duyduğu dehşe­tin ve tepkinin bir sonucu olarak hem de dünya karşısında kendini aklamak bakımından bu felaketin sorumlularını elinden geldiği kadar yakalamaya, yargılamaya ve cezalandırmaya çalıştı. Ve kesin­likle de cezalandırılanlar oldu (ancak söz konusu cezalan­dırma döneminde iktidarda İttihat ve Terakki Partisi değil, ittihatçıla­rın can düşmanı Hürriyet ve İtilaf Partisi iktidardaydı; Mondros Mütarekesi imzalanmıştı; İstanbul işgal edilmişti; Ana­dolu’da işgaller yayılıyordu, Y.A.)

Birinci Dünya Savaşı’nın 1918’de sona ermesinden ve Os­manlı’nın yenilgisinden birinci derecede sorumlu olan Enver, Ce­mal ve Talat’ın yurt dışına kaçmalarından sonra Meclis-i Mebusan bir soruşturma komisyonu kurdu bunun için. Arkasından da İstan­bul’da bir Divan-ı Harp kuruldu. Bu meşhur bir mahkeme­dir.”

SONUÇ

Ermeni Propaganda ve Terör çevrelerinin "20 Yüzyılın ilk soykı­rımı" ilan ettikleri 1915 yı­lında olanların aslı, işte bundan ibarettir. Geriye tuzu kuru Ermenileri yüz­yıllarca idare edecek bir propa­ganda malzemesi, masum ve hüzünlü Ermenilerin yürekle­rini daima yakacak acı öyküler ve haklı nefret duyguları, biz Türk­lere ise Yakup Ağa´nın mahzun tür­küsü kalmıştır!

Birkaç belge-fotoğraf sunalım...

1915 yılında Amasya’dan bir fotoğraf... Amasya’da yapılan bir aramada Ermeni çeteci ve anarşistlerinden ele geçen tüfek ve mühimmat üst üste dizilmiş... Üç kamyonu dolduracak kadar çok olan bu cephanenin arkasında Osmanlı mülki amirleri ve askerler poz vermişler. 1915 yılında Ermenilerin Anadolu içinde Osmanlı ordusunu her an arkadan vuracak kadar geniş çapta silahlandık­ları bu tür baskınlarla ortaya çıkmıştı. Sanki devlet içinde, bir ikinci devlet vardı. Ermeni çetecilerin elindeki son sistem makinalı tüfekleri daha Osmanlı subayları bile görmemişti.

İkinci bir belge... Yine bir fotoğraf. 1915 olaylarında doğu Ana­dolu’daki Haçin’de bir ermeni okulunda yapılan aramada bulunanlar. Yüzlerce Rus malı tüfek, bombalar, barut dolu gaz tenekeleri, üzerlerinde kan izi kalmış kılıçlar, Ermenistan haritaları ve Türklerin oturduğu mahalleler ile ilgi krokiler.

Haydi, 1980’lere gelelim... Beyrut yakınlarındaki bir tepeye gide­lim. Göğe yükselen apartman boyunda, ince uzun bir tunçtan bir dev yumruk... Fotoğraf insanı ürpertmekte... Türklerin Ermeni­lere yaptığı güya 1915 Soykırımı’nı ifade etmek için dikilen 20 m. yüksekliğindeki «Ermeni İntikam Anıtı”nı görüyoruz. Türk diplomatlarını şehit eden ve katliamları düzenleyen ASALA militanla­rının çoğunun Lübnan asıllı olduğunu bildiğimizden, bu anıtın propaganda açısından önemli bir rolü olduğunu söylemek gerek.

İntikam anıtı mı?

İntikam mı?

Daha çok kan dökülecek demek...



01/03/2015



Yazarın diğer yazıları

Gökmen Ulu’ya özgürlük.. (01/11/2017)
“AKINCI” İsmi, İade Edilmelidir.. (01/10/2017)
30 gün çizmesini çıkarmayan kemalist zabitler! (01/09/2017)
Dibeklihan İsyankar Bir Kale Gibiydi.. (01/08/2017)
Karikatür dergileri kapanırken, giderayak havadan sudan.. (01/07/2017)
Alaçatı, ülkemin kötü kopyası (01/06/2017)
Dağarcık Türkiye İmdadıma Yetişti (01/05/2017)
Milliyetçilik Osuruk Gibiymiş… (01/04/2017)
Gavur Mümin’in Sır Perdesini Aralıyoruz… (01/03/2017)
“Cumhuriyetçilik” Misyonu, Anti-Emperyalisttir! … (01/02/2017)
Vatan’ın Hikayesi Namus Borcumuzdur! (01/01/2017)
Güzelbahçe'de Cumhuriyet ateşi… (01/12/2016)
Karşıyaka’da “Milli Bağımsızlık” aşkı… (01/11/2016)
Bombacı, Bayrağına Kavuştu (01/10/2016)
İstiklal Madalyası’nı 10 Dakika Avucumda Okşadım… (01/09/2016)
Tolga Çandar ve Ege Türküleri… (01/08/2016)
Sürdürülemezlik Teoremi ve Sorunlarımız… (30/06/2016)
Tarih, sanat, turizm ilişkisi; Festivallerin toplumsal gelişmeye katkısı… (01/06/2016)
Tüyap Kitap Fuarının ardından… (01/05/2016)
Çözüm yolunda Kıbrıslı şair: Özker Yaşın (01/04/2016)
İstiklal Marşı, Yalçın Küçük ve Ertuğrul Özkök.. (01/03/2016)
Çağının tanığı bir yazar: Ali Gevgilili (01/02/2016)
Nihayet “Yörük” romanı… (01/02/2016)
Bir Cumhuriyet Aydını: Ali Gevgilili  (01/01/2016)
Karl Marx, neden 3685 kez “Türk” dedi? (01/12/2015)
Cumhuriyet Paradigması’nda “İstiklal” neden unutuldu?.. (01/11/2015)
Boşuna mı “İstiklal” için Savaştık?... (01/10/2015)
ASALA filmi… (01/09/2015)
Hümanizm Yazıma Eleştiri ve Yanıtlar… (01/08/2015)
İnsanca: Türkiye Hümanizmi (01/07/2015)
Soykırım Yok Dersek Hapse mi Gireceğiz? (01/06/2015)
Ağrı Dağı, “Mattarhorn” Olabilir… (01/05/2015)
1.5 milyon Ermeni´nin Öldürüldüğü Doğru mu? (01/04/2015)
Emperyalizm ve Ermeni Sorunu… (01/02/2015)
Ermeniler Kimdir? (01/01/2015)
Doğu Anadolu Ermeni Yurdu mu? (01/12/2014)
2015 Barışçısı:Artin Penik (01/11/2014)
Sevsinler Etnik Haritanızı… (01/10/2014)
Yılmaz Özdil’in En Büyük Suçu… (01/09/2014)
Kıbrıs’ta Direniş Sürüyor… (01/08/2014)
Kıbrıs’ta En Uzun Gece… (01/07/2014)
Yorumsuz: Çin ve Vietnam (01/06/2014)
Mavi Kadın – Yeşil Adam.. (01/05/2014)
Hangout Yayını ve Aziz Kocaoğlu (01/04/2014)
Emperyalizm’in güdümünde “Kıbrıs Müzakereleri”… (01/03/2014)
“Sancağımızı şerefle dalgalandırdık…” (01/02/2014)
Yusuf Savaş Emek’in Ardından… (22/01/2014)
Şiir ve yurtseverlik… (01/01/2014)
Cumhuriyeti tek başına kutlamak!… (01/12/2013)
Soyadları Cumhuriyet Kazanımıdır! (01/12/2013)
Cumhuriyeti tek başına kutlamak!… (25/11/2013)
Son Cumhuriyet mi?.. (24/10/2013)
İzmir´i kim yaktı?.. (01/09/2013)
Cumhuriyet’in 90.yılında bir cumhuriyet aydını portresi.. (01/08/2013)
Yeni Ortaçağ’da edebiyat.. (01/07/2013)
Taksim direnişi.. (03/06/2013)
Hasan Tahsin Ödülü... (01/06/2013)
Hasan Tahsin’i okumanın tam zamanı.. (01/05/2013)
Emperyalizm, Milliyetçilik (Ulusalcılık) ve Direniş... (01/04/2013)
Emperyalizm, Cumhuriyet, Anayasa ve Türk.. (01/03/2013)
Suriye’de “Hayalet Uçak” (01/02/2013)
Savas Kalenderidis, PKK ve Yunan Darbecileri (01/01/2013)